John Steinbeck'in İnci adlı kısa romanı, ilk kez 1947'de yayımlandığında sade bir halk hikâyesi görünümündeydi. Fakat içinde insanın en kadim çatışmalarından biri, yoksulluk ile hırs, umut ile yozlaşma, iyilik ile kötülük saklıydı. Roman, Steinbeck'in Amerikan toplumuna yönelttiği sert eleştirilerin ötesine geçerek, evrensel bir insanlık sorgulamasına dönüşür.
Romanın Türkçe çevirileri uzun yıllardır farklı yayınevleri tarafından yayımlanmıştır. Yaklaşık 100 sayfalık bu kısa eser, tür olarak toplumsal temsile yakın bir ahlak romanı niteliği taşır. Steinbeck, Gazap Üzümleri ve Fareler ve İnsanlar gibi eserlerinde olduğu gibi burada da sıradan insanların hayatına eğilir; ancak İncide anlatım daha yalın, simgesel ve mitik bir tona sahiptir.
Olaylar, Meksika kıyılarındaki küçük bir balıkçı köyünde geçer. Başkahraman Kino, karısı Juana ve bebekleri Coyotito, denizden çıkan bir inciyle hayatlarının değişeceğine inanırlar. Fakat parıltının ardında saklı karanlık, kısa sürede onları yutmaya başlar. Steinbeck'in ustalığı, bu küçük öyküyü insan doğasının evrensel bir tablosuna dönüştürmesindedir.
İnci, hem bir halk masalının sadeliğini hem de bir tragedyanın yoğunluğunu taşır. Her sayfasında, insanın kendi arzularıyla sınandığı bir dünyanın sesi yankılanır. Steinbeck burada bir hikâye anlatır; insanın elindekini koruma çabası ile onu kaybetme korkusunun iç içe geçtiği o ince çizgiyi gösterir.
Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildi.