Aiaie cadısı sürgün Kirke’nin hikâyesi
9/10
·404 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 17:26
Güneş tanrısı Helios’un Okeanos’un nympha kızı Perseis’ten olma dört çocuğunun üçüncüsü: Kirke. Diğer üç kardeşi gibi ilahi güçlere, erdemlere, nymphaların güzelliği ve zarafetine sahip değildir ve bundan dolayı tabiri yerindeyse annesi dahil herkes tarafından sürekli hor görülür. Aşkı yüzünden ölümlü bir balıkçıyı tanrılaştırır, kıskançlığı yüzünden rakibi bir nymphayı canavara dönüştürür ama bunlarla sınırlı kalmaz. Bu cadılığından ve suçundan ötürü Zeus tarafından Aiaie Adası’na sonsuza dek sürgüne gönderilir. Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım. Aiaie’de kendini cadılık konusunda her geçen gün daha da geliştirir. Bitki kökleri, özsular, efsunlar, malü çiçeği, yabani otlar… Adada tabiri yerindeyse izole bir hayat sürer. Zaman zaman ukala Hermes ziyaretine gelir, kehanetler getirir. Zaman zaman yolunu kaybeden taşkın denizciler adayı ziyaret eder; yedirir, içirir, sonra da onları domuza dönüştürür ve böylece Kirke’nin ünü yayılır… Kehanetler, Troya Savaşı, Akhilleus ve Patroklos, Odysseus, Skylla, Daidalos ve İkaros, Minotaurus ve daha fazlası… Ben, Kirke, yazar Madeline Miller’ın ilk kitabı Akhilleus’un Şarkısı’ndan fikrimce daha derli-toplu, akıcı fantastik bir eser. Tıpkı ilk eserinde olduğu gibi yazar, bu eserinde de okuyucuyu sıkmayan bir anlatımla Yunan mitolojisinin sevilen kahramanlarının hikâyesini bize yalın, sade bir şekilde sunuyor. Yunan mitolojisi ilgililerinin seveceği Ben, Kirke her okurun değil ama fantastik, mitik her okurun kütüphanesinde yer edinmeli.
Mitoloji
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,3bin okunma
Puan vermedi
Buralarda yeniyim ve bu benim ilk yazım olacak. Hatalar ve yanlışlıklar varsa görmezden gelin. İncelemem spoiler içeriyor bunu bilerek okuyun lütfen. Yaşar Kemal bu romanda klasik tragedyayı roman haline getiriyor. Bunu yaparken iki temel tragedya olan  Oresteia ve Kral Oidipus ’u birleştirip günümüze taşıyor. Romandaki Hasan karakteri Oidipus ile Orestes arasında gidip geliyor: İçi Oidipus ama dışsal olarak toplum ve gelenek tarafından Orestes olmaya zorlanıyor. Yaşar Kemal böylelikle tek bir göğüste iki karşıt duyguya sebep oluyor. Romanda modernizme dair hiçbir şey geçmese de, hikâye arkaik bir metin gibi görünse de son derece modern bir romandır. Çünkü Yaşar Kemal Yunan tragedyadan farklı bir ahlaki çıkarımda bulunuyor. Oresteia ’da ana katili Orestes mahkeme tarafından aklanır. Ama bu romanda son öyle bitmiyor. Romanın başında annesine düşkün, iyi bir çocuk olan Hasan; sonra hayvanları öldürmeye, kuş yuvalarını bozmaya başlar. Yani doğayı (anne motifini) karşısına alır, maddeye indirger. Hikâyenin sonunda bütün zenginliğini, statüsünü borçlu olduğu bir araç haline getirir (kapitalizm eleştirisi). Hasan toprak ağası olur ama bazen portakal çiçeklerinin kokusu burnuna geldiğinde yüreği sızlar ve yitirdiklerini hatırlar. Yaşar Kemal, klasik tragedyaların en temel motifleri olan ve modernizmin de bilinçaltı olan baba katli, anne katli ve anneye düşkünlük üçgenini ataerkil düzeni eleştirmek için kullanır. Romanın modernliği, modernizmin ikiliğinde saklıdır. İkilik şudur: Hasan’ın annesini öldürmesi gerekir. Çünkü o, babasının oğlu olarak son derece aydınlanmacı ve Platonik bir geleneğin taşıyıcısıdır. Bu gelenekte kadının adı yoktur. Kadın birey değildir, sadece kuluçka makinası olarak görülür. Aynı zamanda Hasan bir gelişim romanı kahramanı olarak annesini
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·152 syf.·
2026 416. kitabı
Bütün hayatını tıpkı bir tür kaplumbağa gibi, mükemmel bir duygusal savunma aracı olan kalın bir kabuğun içinde geçirdi; bu zırhı aşmanın yolu yok. Daniel Wallace Büyük Balık insanların anlattıkları hikayelerin ve masalların aslında onların kim olduklarını, nasıl hatırlanmak istediklerini yansıttığını anlatır. Şimdi ona bakıyorum da, kaybolmuş görünüyor, nerede olduğunu, kim olduğunu bilmiyormuş gibi. S:24 Edward Bloom, hayatını "dünyanın en sıradışı adamı" olmaya adamış ve olağanüstü olaylar yaşamış biridir. Oğlu Will ise bu bitmek bilmeyen abartılı hikayelerden sıkılmıştır ve çocukluğundan beri babasının gerçekte kim olduğunu merak eder. Edward Bloom, devasa balıkları tek bir yüzükle yakaladığını, cadılarla karşılaştığını ve zamanı durdurduğunu iddia eden karizmatik bir adamdır .Kuşak Çatışması: Ciddi ve gerçekçi bir yapıya sahip olan oğlu William, babasının düğününde bile bu abartılı hikayeleri anlatmasından rahatsız olur ve babasını hiç tanıyamadığını düşünerek onunla uzaklaşır.Hakikati Arayış: Edward yasamının son günlerın de döşeğindeyken, William babasının anlattığı masalsı olayların ardındaki gerçekleri ve kim olduğunu anlamaya çalışır. Baba-Oğul Çatışması: Will, gerçeği ve yalanı ayırt edemediği babasına karşı mesafelidir. Ancak Edward'ın hastalığı ilerledikçe Will, babasının anlattığı bu mitik hikayelerin ardındaki duygusal gerçekleri ve hayat felsefesini kavramaya başlar.. Roman, sıradan olayların ve gerçeklerin içine devlerin, cadıların ve fantastik maceraların harmanlandığı büyülü gerçekçilik türünde yazılmıştır Büyük Balık .Peki babam senin için ne yaptı?" diye soruyorum ve yaşlı adam gülümsüyor. "Beni güldürdü," diyor. S:94
Edebiyat & Roman
Büyük BalıkDaniel Wallace · Yapı Kredi Yayınları · 2011620 okunma
Kendini Bulmanın İlk Adımı Kendini Kaybetmektir!
Puan vermedi·200 syf.··
2026 91. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 11:17
Hermann Hesse Demian adlı eserinde insanın varoluş sancısını ve varoluşunun adımları hakkında okuyucuya kendi iç sesinin adımlarını sunmuştur. Bu sunuşun izlerini takip ettiğimizde bireyin varlık, oluş ve bozuluş donelerini anlamaktayız. Bu anlamın ve mananın ontolojik olguları düşünüldüğünde inancın ve kavramlarının etkisini okumaktayız. Kısacası eser bize kendimize dönüklüğümüzde baktığımız yüzün kendimiz olacağı ve kendimizi bazen kendimizin dahi tanıyacağımız zamanların içinde olacağımızı bize tanıtmaktadır. Demian'nın bölümlerindeki hikayeleri göz önüne getirdiğimizde; bize Carl Gustav Jung'un Dört Arketip'ini, Friedrich Nietzsche'nin 'amor fati' kavramını, Albert Camus'unun sisifos söylencesinde kabul ve başkaldırısını ve yer yer Marquis de Sade'in eksikli bir sadomi yanlarını göstermektedir. Özellikle ilk bölümdeki ebeveyne tapış-kopuş, daha sonraki bölümlerdeyse kendini inşa etme sürecindeki bir taş oymacılığı gibi çekiç gibi tecrübelenmiş ve bu tecrübelerin kabullenilmişinin ağırlığını hissetmek olarak devam etmektedir. Bu kabullenişin kendi içsel ve eylemsel yanları ve yönleri hakkında okuyucuya bir hayat alıntısı vaaz etmiştir. Bu vaaz edişin psikolojik yargılaması düşünüldüğünde karşımıza hayal ile gerçek arasında ve kitabada adını veren karakter Demian çıkmaktadır. Demian kahramanımızın hayat öyküsünde, kimlik arayışında, varoluş sancılarında ve hatta estetik olgularında dahi temel bir yetkinliği bulunmaktadır. Bu karekteri iyice okuduğumuzda bize varlığının bedenselliğinden çok zihinsel bir etkinliğe sahip olduğunu dayatmaktadır. Bu dayatış kahramnımız olan Sincilar'ın yaşam nosyonunda öyle bir yere sahiptirki; çoklu kişilik, dualist tanrı gibi hem bireyin eylemsel hem de metafiziksel yön ve yönergelerini etkilemiştir.. Belki de bu pencereden Demian Sincilar'ın zihinde var ettiği, tıpkı Chuck Palahniuk'in
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,5bin okunma
Kural Yıkan Kural!
Puan vermedi·
Marquis de Sade Yatak Odasında Felsefe eserinde insanlığın erdemsel, mitik ve inanç harmonisinin kurallar ve duvarlarını aklın ve mantığın diyalektik perspektifinde sarsıntıya uğratmıştır. Bu sarsıntı ve yıkımı yaparkende cinsellik ritüel ve eylemlerini hem heteroseksüel hem de homoseksüel bir tarzda sunarak erotizmin uçlarını okuyucuya anlatmıştır. Bu anlatımı yaparkende tüm felsefi sistemleri sorgulamaya tabi tutarak; varoluşçuluğu, ahlakçılığı, monoteist inanç bağlamlarını kendi 'kimlik' olgusuyla eleştiriye tabi tutmuştur. Marquis de Sade'nin yaşam ve eylem nosyları üzerinden yapıtlarına da bakacak olursak; kendi yaşam ve eylem dünyasının bu kadar çeşitlik zevk ve hazlarla dolu olmasının sebebi ekonomik bağlamda yetkinliğini göz önünde bulundurmamız gerekir. Çünkü yazarın neredeyse hiçbir zaman maddi çerçeve tarafından 'hayatta kalma' ya da Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiyearşisine salt bir bağıntı kurmadığı, bu bağıntının üzerinde bir hayat tarzı olduğu ve bu tarz üzerinden hedonist bir eylem diyagramında var olduğunu söyleyebilmekteyiz. Bundan dolayı eserin tek ihtiyaçlar hiyearşisine işçi sınıfından tek bir kişinin bulunması da dikkat çekmekte ve diğer kahramanların işçi sınıfından değil serf-efendi kısmından yani kalbur üstü bireylerden seçilmesi belki de haz denilen kavramın işçi sınıfa değil serf-efendi sınıfına aidiyeti de söylenebilir. Diğer bir açından Yatak Odasında Felsefe eseri insanın duygusal veri setini ekarte ederek bireyi sadece beden tahakkümünde bir haz makinesi olarak yansıtmıştır. Ve bu makinenin bedenin orjinalliği, estetikliği gibi algı ve beğeni güdüsü üzerinden dikkat çekiciliği ifşalanarak 'erotizm ve cinsellik' bağlamında kadınsallığı bir haz dürtüsüyle hareket etmesi ve kendini bir sunak gibi hazları için her türlü eylemsel nosyonu açıktan ya da gizliden yapması gerektiğini vaaz etmiştir.
Duygu ve Düşünce
Yatak Odasında FelsefeMarquis de Sade · Ayrıntı Yayınları · 20182,711 okunma
Puan vermedi
John Steinbeck'in İnci adlı kısa romanı, ilk kez 1947'de yayımlandığında sade bir halk hikâyesi görünümündeydi. Fakat içinde insanın en kadim çatışmalarından biri, yoksulluk ile hırs, umut ile yozlaşma, iyilik ile kötülük saklıydı. Roman, Steinbeck'in Amerikan toplumuna yönelttiği sert eleştirilerin ötesine geçerek, evrensel bir insanlık sorgulamasına dönüşür. Romanın Türkçe çevirileri uzun yıllardır farklı yayınevleri tarafından yayımlanmıştır. Yaklaşık 100 sayfalık bu kısa eser, tür olarak toplumsal temsile yakın bir ahlak romanı niteliği taşır. Steinbeck, Gazap Üzümleri ve Fareler ve İnsanlar gibi eserlerinde olduğu gibi burada da sıradan insanların hayatına eğilir; ancak İncide anlatım daha yalın, simgesel ve mitik bir tona sahiptir. Olaylar, Meksika kıyılarındaki küçük bir balıkçı köyünde geçer. Başkahraman Kino, karısı Juana ve bebekleri Coyotito, denizden çıkan bir inciyle hayatlarının değişeceğine inanırlar. Fakat parıltının ardında saklı karanlık, kısa sürede onları yutmaya başlar. Steinbeck'in ustalığı, bu küçük öyküyü insan doğasının evrensel bir tablosuna dönüştürmesindedir. İnci, hem bir halk masalının sadeliğini hem de bir tragedyanın yoğunluğunu taşır. Her sayfasında, insanın kendi arzularıyla sınandığı bir dünyanın sesi yankılanır. Steinbeck burada bir hikâye anlatır; insanın elindekini koruma çabası ile onu kaybetme korkusunun iç içe geçtiği o ince çizgiyi gösterir. Bir şeyi çok fazla istemek iyi değildi.
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma