Bu Böyledir
10/10
·90 syf.··
2025 4. kitabı
Bu Böyledir (1983) “Kur'ân-ı Kerîm'i okudukça o senin gören gözün, duyan kulağın olur, unutma. ” Bu Böyledir hikâye kitabı ilk baskısını 1987 yılında yapmıştır. Kitap şu hikâyelerden oluşmaktadır “Bu Böyledir”, “Bahtımın Yıldızı”, “Süleyman‟ın Seçimi”, “Red Cephesi”, “Manifatura”, “Kahkaha Çiçeği”, “Su Sesi”, “Son”. Kitabın kapağında “Hiç” ifadesi yer almaktadır. “Metnin içine henüz adım atmadan, bizce kitabın kapağına konulanve hüsn-i hattın Divani türü ile yazılmış müselses “Hiç”ibaresi de Kutlu’nun metnini daha kapaktan itibaren tamamlayan ve tasavvuf kültürünün önemli metinlerine işaret eden bir gönderge niteliğindedir. Tasavvufa göre bu dünya bir “hiç”tir, asıl olan “öte dünya”dır. Bu yüzden eskiler, geleneksel kültürümüzün tasavvuf anlayışının adeta bir özet metni olan bu “Hiç”ibaresini, hüsn-i hat tablosu olarak yazdırıp evlerinin baş köşesine asmışlardır. Kutlu’nun hikâye atmosferini oluşturan modern dünya/lunapark da bu açıdan bakıldığında aslında bir “hiç”tir. ” Okur okumaz kitabın daha adı bile bize hemen bir çağrışım yaptırmaktadır. Ne kadar bildik, tanıdık bir ifade diye düşündükten sonra nerde rastladığımızı birazcık düşününce bize Kur’an-ı Kerim’i ve orada ayetlerde çeşitli şekillerde geçen bu tanıdık cümleyi işaret etmektedir. Onlar: «Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir» dediler. “Bu böyledir. Çünkü Allah, hakkın kendisidir. O'ndan başka taptıkları ise batılın ta kendisidir ve Allah uludur, büyüktür. ” M. Fatih Andı “Bu Böyledir” ifadesini şöyle açıklar: “Bu Böyledir” ifadesi, güzergâhın başında daha ilk duraklama noktamız olarak kendisini göstermektedir. „Bu böyledir. ‟, bir hüküm, kat‟iyet ve kararlılık bildiren cümle olarak bizim karşımıza Kur‟ân-ı Kerim‟de sık çıkar. Meselâ Meryem Suresi‟nde hanımı ve kendisi iyice
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20229,2bin okunma
İnci Fikirli Öyküler
Puan vermedi·104 syf.··
2025 122. kitabı
Öykü okumayı çok seven biri olarak kalemiyle yeni tanıştığım Sema Kaygusuz'un Doyma Noktası eserini çok beğendiğimi söylemleyim. Yazar farklı bir anlatım şekli var. Doğal olarak öykülerinde odaklandığı nokta ve öyküleri verdiği isimler oldukça etkileyici. Eserdeki dokuz öykünün benim zannımca ortak noktası bireylerin zaafları ve o zaafların doğaya ve insanlığa verdiği duygusuzluk hissiydi. Sandık Lekesi; çocukluğunda kaybettiği dostlarını anımsayan Ferhan'ın istemsiz şekilde gözünün önünden gitmeyen, hüzünde mor bir leke o çocuk. Şeftali; kısa ama tebessüm ettiren bir öyküydü. Bir şeftali ile onu yiyen kadının milisaniyelik buluşması. Kılçık; patrona her gün aynı hizmeti sunan garsonun istediği sona bir kılçık sayesinde ulaşması. Yaprak ve Tüy Zamanları; bir Ardıç tohumunun Ardıç kuşu sayesinde yeryüzündeki serüveni. Çatlak Yerlerin Kuyusu; yaşlı bir ihtiyarın istemese de öldürdüğü yıldan sonra değişen yaşamı. İnsan Dipleri; birbirleriyle uyumsuz bir çiftin bir orman gezisi esnasında kötü taraflarına şahit olması. Çalıntı Yürekler; genç ve fakir bir kıza yardım etmek için evlenen İlyas'ıb hazin dünyası. Sülün; annesinin mücehver kutusunun üstendeki sülün siluetine kafayı takmış bir avcının sülünle imtihanı. Çöpçüler; sabahları seslerinden rahatsız olunan çöpçülerin kesik bir elle karşılaşmaları ve anımsadıkları. Bence hepsi birbirinden güzel ve düşündürücüydü. O yüzden şunu beğendim, diyemiyorum. Bence mutlaka okumalı ve üstünde çokça düşünmelisiniz.
1000Kitap
Doyma NoktasıSema Kaygusuz · Metis Yayıncılık · 2015637 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·344 syf.·
2025 46. kitabı
1900'lü yılların başında kitabın yazarına doktor arkadaşından bir mektup ve paket gelir. Paketten çıkan dört adet defterin üçüncüsünde Mor Bulut'un hikayesi yer alır. Dünyadaki keşiflerin tüm hızıyla devam ettiği dönemde, çağın zenginlerinden olan bir adam Kuzey Kutbuna ayak basacak ilk kişiye büyük ödül vereceğini açıklar. Rahip Mackay'in bu keşif gezisine çıkmanın günah olduğunu ve insanlık için felaketle sonuçlanacağını söylemesine aldırmayan bir grup yola çıkmak üzere hazırlanır. Doktor Adam Jeffson da bu grupta yer almaktadır. Boreal isimli gemiyle yola koyulan kaşifleri kötü bir sürpriz beklemektedir. Zira şeftali kokusu ile gelen mor bir toz bulutu insanların canına mal olacak, şans eseri dünyada kalan tek insan anlatıcı Adam Jeffson olacaktır. Çağına göre yazarın hayal gücüne hayran kaldığım bir okuma oldu. Kahramanın kendisini dünyanın seçilmiş ve ayrıcalıklı hakimi gibi görmesi, insanlığın devamının kendisine bağlı olması, iyi ile kötünün varoluştan beri süregelen mücadelesi, uygarlıklar, milletler, kültürlerin karşılaştırılması kitabın yazıldığı dönemin ötesinde bir metin olmasını sağlamış. Hele ki İstanbul ve Çanakkale civarındaki bölümleri, coğrafyaya hakim olmanın etkisiyle büyük bir heyecanla okudum. Keşke sinemaya uyarlanmış olsaydı da izleseydik Aklım ise hala girişte bahsedilen not defterlerinden geriye kalan üçünde neler yazıyor olabileceğinde. Yazar onları da kitaplaştırdı mı, yoksa bu kitaba heyecan katmak için kurgusal bir giriş miydi yazılanlar bilemedim.
Bilim-Kurgu
Mor BulutM. P. Shiel · İthaki Yayınları · 202581 okunma
Yaşlı bir imamın Kurtuluş mücadelesi
9/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
Erkan Şahin'in İnsanlık adı altında bir serisi var bu sanırım beşinci kitabı ama bence en iyisi... Milli Mücadele sırasında Batı Anadolu'da Cumalar köyündeki yaşlı bir imamın işgale verdiği tepkiyle başlıyor roman. Köydeki koca burunlu, pis, çirkin, devamlı mor çiçekler taşıyan bir meczup ile beraber onlar da kurtuluş mücadelesindeki yerlerini alıyorlar. Bu vatanın nasıl kazanıldığını okurken zaman zaman duygulanacak, zaman zaman tebessüm edecek ve çokça da gururlanacaksınız. Mutlaka okuyun...
Edebiyat & Roman
İnsan(lık) KurtuluşErkan Şahin · Lydia Yayıncılık · 202532 okunma
10/10
·173 syf.··
2025 48. kitabı
JAKARANDA RÜYASI Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere @salonyayinlari ndan @bahadirkarasulu kaleminden #jakarandarüyası kitabıyla geldim. Adını mor çiçekleriyle tanıdığımız jakaranda ağacından alan bu kitap, sadece bir aşk ya da dram hikâyesi değildi. Lizbon’da başlayan ve İstanbul’dan İzmir’e uzanan gizemli bir yolculuğun kapılarını aralıyoruz. Bora, Tolga ve Özlem ile tanışmaya hazır mısınız? Bora, hem karizmatik hem de kırılgan birisi. Geçmişiyle yüzleşmekten kaçsa da, yaşadıkları onu değiştiriyor. Özlem’le yaşadığı yakınlaşma hem çok doğal hem de yürek burkan bir şekilde gelişiyor. Özlem, genç ama çok olgun bir kadın. Hayata karşı duruşu, mücadele gücü ve abisi Tolga'ya olan bağlılığı gerçekten çok etkileyici. En başta sıradan bir üniversite öğrencisi gibi görünüyor belki ama başına gelenlerle birlikte içindeki gücü ortaya çıkarıyor. Ve Tolga… O hep arada kalan, biraz dışlanan ama bir o kadar da sadık biri. Onun yaşadıkları bana kalırsa en sessiz ama en güçlü çığlıktı bu kitapta. Bir müze gezisiyle başlayan hikâye, aniden çıkan bir yangın ve ardından gelen depremle bambaşka bir boyuta geçiyor. O an, rüya mı gerçek mi ayırt etmek neredeyse imkânsız bir hale geliyor. Kitabı okurken sadece karakterlerin değil, benim de duygularım sıkıştı bir yerlere. Özlem’in ve Bora’nın yaşadıklarıyla zaman zaman nefesim kesildi. Tolga’nın yaralı hali, geride kalma korkusu. Hepsi içime dokundu. Sayfalar ilerledikçe gerçeklikle hayal arasındaki çizgi iyice silikleşiyor ve kitap sizi içine çekiyor. Yalnızlık, masumiyet, kader ve içimizde büyümeyen o çocuk… Her şey o kadar güzel işlenmiş ki bazı cümleleri defalarca okuma ihtiyacı duydum. "Gerçekler hep sakin ve huzurlu hayalleri yok ediyor bilesin." diyor kitapta bir yerde… Ve ben sanırım bu satırı uzun süre unutamayacağım. Hem
Jakaranda RüyasıBahadır Karasulu · Salon Yayınları · 202521 okunma
10/10
·136 syf.··
2025 32. kitabı
1940'lı ve 50'li yılların İstanbul'unu ,deniz kokusunu ,ada yaşamını ve mahalle kültürünü canlı şekilde tasvir eden bu öykü kitabı, sadece bir dönemi değil aynı zamanda insan ruhunun zamansız bir portresini sunar. Sait Faik Abasıyanık öykülerinde, sıradan gibi görünen hayatların arkasındaki derinlik ve anlam okuyucuyu herzaman düşünmeye,hissetmeye davet eder. Mahalle Kahvesi kitabında yirmiki öykü bulunmaktadır. Kitaba ismini veren #mahallekahvesi kitabında bir kahvehanenin ortamında bulunan insanları, farklı hayatları, farklı umutları ve hayal kırıklıklarına değinen yazar yine çok iyi bir gözlemci yazar olduğunu bize anlatmış. Kahve sapa bir yerdeydi. Yapraklarını dökmüş iki söğüt ağacı ile üzerinde halâ üç dört kuru yaprak sallanan bir asmayı kar öyle işlemişti ki bahar akşamları, yaz geceleri pek sevimli olan bahçenin mora kaçan beyaz bir ışıkla dibinden aydınlık haldeki güzelliğine, girerken şöyle bir göz attığım halde camın kenarına yerleşip de buğuları silince sevdalandım. Bu mor ışık o kadar çabuk koyulaştı ki kahve daha ışıkları bile yakmamıştı. Alıntıdan da anlaşıldığı gibi yazar çok iyi gözlemci ve sıralı uzun cümleler ve betimlemeleri ile okuyucuyu düşündürmeye teşvik ediyor . Yazar kahvede çayını içerken yaşlı amcaların arasındaki sohbete eşlik ediyor .Kış günü kahveye birisi gelir ve kimse ses çıkarmaz kahvehane yavaş yavaş boşalır. Gelen kişi ketum birisidir. Kimse ile konuşmaz sobanın yanına oturup ısınmaya çalışır. Sessizliğin bazen çok şey anlattığı doğrudur. Kahveye gelen bu ketum kişi kimdir ? Neden böyle sus pus oturmuştur. Kahvedeki insanlar neden bu ketum kişiden korkmuştur. İnsanı insanla anlatan usta yazar Sait Faik Abasıyanık.
Edebiyat & Roman
Mahalle KahvesiSait Faik Abasıyanık · The Kitap Yayınları · 20259bin okunma