Gerçekten kim olduğumu bilmiyorum. Okuyacak kitabım ya da taklit edeceğim bir modelim olmasaydı ne yapardım? Elim ayağıma dolaşır, bir köşede ezilip büzüşerek ağlayıp burnumu çeker dururdum herhalde.
Çocukların yetiştirilme tarzları değiştirilirse hem kadınlar hem de erkekler için daha adil bir dünya yaratılabileceği düşüncesini temel alıyor. Erkek egemen bir dünyada, kadının varlığını eşit ve tam bir birey olarak sürdürmesini, kadın olduğu için ona yaşatılacak kısıtlamaları reddetmesini sağlayacak öneriler barındıran kitap yalnız kadınlar için değil, çocuklarını ön yargılardan, ayrımcılıktan, toplumsal cinsiyet tuzaklarından arındırılmış bir dünyada büyütmek isteyen ebeveynler ve öğrencilerine okulun ötesinde bir hayat vermek isteyen eğitimciler için de başucu kitabı niteliğinde.Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
--Spoiler--
'Beyaz geceler' derin bir yalnızlıkla pençeleşmemiş insanların anlayamayacağı kadar hüzün dolu...
Aşk ve yalnızlık üzerine kaliteli bir hikaye.
Bölümlere 4 gece diye ayrılsa da toplamda 6 gecelik bir zaman diliminde gerçekleşiyor...
Beyaz geceler ismi de malum hepiniz biliyorsunuz; petersburg'a özel bir durum. ama yine de burada şuna dikkat etmek gerekki, beyaz saflığı, iyiliği, hayali temsil eder. romanda da böyledir, romanda özellikle beyaz geceler döneminin seçilmiş olması dostoyevski'nin edebi gücüne bir örnektir...
Dostoyevski'nin eserlerindeki en önemli özelliklerinden biri de kahramanlarıdır. kahramanlar genellikle hayattan kendini soyutlamış tiplerdir,bu romanda da hem anlatıcı kahramanı hem de Nastenka'yı tipik Dostoyevski karakterleri diye niteleyebiliriz.
Erkek karakterleri her daim aşkına sadık karakterlerdir öyle ki başka bir erkeğe tercih edilse dahi sevdiğine toz kondurmaz, tıpkı burada kahramanın Nastenka'ya yaptığı gibi.
Gideceğini bilir Nastenka'nın. susacağını bilir kendinin; gelince sever, çok sever... gidince... gidince de sever.
aslında sevdiği Nastenka değil, Nastenka'yı sevmeyi sevmektir...
Dostoyevski'de kadınlar ise genel itibari ile kötüdür. birçok romanına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız . Nastenka bu romanda ,Dostoyeviski'nin tipik kadın karakteridir; iki yüzlü, ne istediğini bilmez bir karakterdir...Bu Dostoyevski'nin kendi özel hayatından gelen bir tezahür müdür derseniz olabilir derim.
En çok dikkatimi çeken şey; Dostoyeviski'nin anlatımı..öyleki bu yanıyla diğer bütün eserlerden ayrılıyor bu noktada:
Anlatımın hem yazar tarafından yapılması (ki karakterin yalnızlığını çok etkileyici bir üslupla ele alıyor), hem ilahi bakışla ele alması hem de yeri geldiğinde kız karakter Nastenka'nın ağzından yapılması (
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var...
Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek...
---------------------
Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için?
Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar...
İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma