...Ziyâ Paşa, Bâki hakkında
Kim tarz-ı kadîme kisve vermiş
Şi'r anın eliyle şekle girmiş
Bâkî'ye sezâ olunsa ta'yîn
Ta'bîr müceddid-i nuhustîn
demekle hakikati ifade etmiş olmaktadır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
183- Her asırda bir müceddid geleceği iddiası
184- Evreni yöneten kutupların, gavsların varlığı
185- Tarikat şeyhleri gibi kimselere özel şefaat kontenjanları ayrıldığı iddiası
Cenâb-ı Peygamber şöyle buyuruyor:
«Allah'ın merhamet eli altında bu kavim daima durur. Fakat ne vakit ki ilim adamları emîrlerine, reîslerine uşak olur, dalkavuk geçinmeye başlar, yani her ne olursa «İsâbet etdiniz efendim» denir, hulâsa «Evet efendimcilik» başlar, ne vakit ki sâlihleri, saidleri alçaklarına, şakîlerine (haydutlarına) tezkiyede bulunur, el şaklatır, ne vakit ki edebsizleri hayırlılarına ihanet eder, işte bunlar yapıldı mı Allah o kavmin, o ümmetin üzerinden derhal merhamet elini çeker.»
İmam-ı Rabbanî, h. 971/m. 1563 yılında Hindistan'ın, şimdi Pencap eyaletine bağlı ve Delhi'nin kuzeybatısında bu-Junan Serhend şehrinde dünyaya geldi.
Serhend, Hindistan'ın Lahor şehrine bağlı, o zamana göre önemli bir yerleşme merkezidir.
İmamı Rabbanî'nin asıl adı Ahmed Farukî'dir. Doğduğu yere nisbetle İmam-ı Serhendî de denilmektedir. Daha sonra kendisine "Müceddid-i Elf-i Sâni" unvanı verilmiş ve İmam-ı Rabbanî adıyla meşhur olmuştur. Ki "Rabbanî" demek: eğitip terbiye eden, yetiştiren ve Rabb'e mensup hakiki dindar... kişi demektir.
Babası: Abdülehad olup, âlimleriyle tanınmış bir aileye mensuptur.
Ahmed Farukî'nin baba tarafından nesebi, Abdullah ibni Ömer yoluyla Halife Hz. Ömerü'l-Faruk'a (ra) dayanmaktadır. Yani Hz. Ömer radıyallahü anh'ın 28. torunudur.
İmam-ı Rabbanî'nin dedelerinden Ferruh Şah da, Hindistan'ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinde rol oynamıştır. Ferruh Şah, Gazne Kâbil taraflarından gelmiş ünlü bir kumandan ve devlet adamıdır.
Babası Abdülehad b. Zeynelabidin (ks) hem şerî ilimlerde hem de tasavvufta ileri derecede bir kimse idi. Onun ilme in-tisabı hususunda da kaynaklar şu bilgiyi verirler:
Abdülehad b. Zeyneläbidin, erken yaşlarda, büyük veli Şeyh Abdülkuddüs'e (ölümü: 991/1538) intisapla tasavvuf eğitimi disiplinine girmek istemiştir. Fakat Şeyh Abdülkuddüs, Abdülehad'a, önce şeriat ilimleri ve hadis üzerine çalışmasını tavsiye etmiş, Şeyh Abdülehad de geri dönüp çalışmasına başlamıştır. Bu meyanda birçok alimi ziyaret etmiş ve bu amaçla bazı yerlere seyahatlar yapmış, böylece din ilimlerinde ilerlemiştir.
Nitekim İmam-ı Rabbanî de "Risale-i Tahliliyye" isimli eserinde babasının "Kenzü'l-Hakaik" isimli bir eserinden bahsetmektedir. İmam-ı Rabbanî biyograficisi Muhammed Hâşim-i Kışmî de O'nun "Esrârü't-Teşehhüd" isimli bir
"Evet, bu zaman hem iman ve din için hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür."