(...) İnançsızdı Protagoras. Bir eserinde Allah inancıyla alay etmeye kalkınca Atina’dan koğuldu. Ondan sonra meydan Siraküzalı Gorgias’a kaldı.
O da hakikat diye bir şey olmadığını, en büyük hakikatin muhatabını iknâ etmek olduğunu savunuyordu. Bu yönüyle retorik, siyasîlerin ve avukatların çok ilgisini çekiyor, Gorgias da siyasîlere yazdığı parlak hitabeler, avukatlara yazdığı yaldızlı müdafaalar sayesinde bol bol para kazanıyordu. Büyük bir sofistti; bütün felsefeyi “tesir” ve “teshir” diye iki kelimeye indirivermişti.
İnsanları bir fikre inandırmak, isterse o fikir yalanların en büyüğü olsun, “biricik hakikat”ti. Bu uğurda yüzlerce yeni kelime uydurduğu, bu uydurduğu kelimelerden bazılarının -meselâ “antitez”- günlük kullanıma intikal ettiği ve Batı’da bu yüzden kelime uyduruculuğa “Gorgianic” denildiği söylenir… Tabiî Eflatun, onun adına da bir eser kaleme aldı ve onun ipliğini de pazara çıkardı.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Nesir ve Mantık. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)