Pişmanlıklarla pişiyor insan; en çok da kendini yanlış anlıyor belki. Hataya düşmeden olgunlaşmak muhal.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Alıntı
aşkları, mahkûm olmuş bir sevda kavuşmaları hayali muhal adeta
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Biz insanlar, evvelden çizilmiş bir yolun yolcusuyuz; hangi istikamete sevkedilmişsek onun dışına çıkmamız muhal.
Alıntı
Okumak ne güzel..
-Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım! Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım. Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun.. Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun. Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın.. Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın. Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım. Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne, Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne! O zaman nim açılıp perde-i zulmet, nâgâh, Gördü bir sahne-i üryan-ı sefalet ki nigâh, Şâir olsam yine tasviri olur bence muhâl: O perişanlığı derpiş edemez çünkü hayâl! perde-i zulmet: karanlık perdesi sahne-i üryan-ı sefalet : çıplak yoksulluk sahnesi nigah: göz nâgâh: birden, ansızın muhal: imkansız derpiş: göz önünde canlandırmak
Sayfa 124·Kitabı okudu
Şiir
Falih Rıfkı Atay isimli malûm şahıs, bir zamanlar Ulus Gazetesi adına bize, kanunla kabul edilecek ve on bin lira mükâfat verilecek olan (Türk Millî Marşı) nı ısmarlamaya kalktığı zaman, kendisine: “– Bu işi sırf millî bir heyecan olarak kabul edebilirim; fakat marşın içinde hiçbir hâs isim geçmez ve hiçbir dalkavuk unsuru bulunmaz!” Dediğimizi, kendisinin de bunu zevk ve memnuniyetle alkışladığını unutuyor mu? Eğer biz isteseydik, Recep Peker’in mestûre kasasından çıkarıp önümüze attığı ve sadece biraz temkinimize mukabil kabul etmemizi istediği parayı mı, yoksa zindan köşlerini mi seçerdik? Eğer biz (muhal farz) sadece temkinle de kalmayıp biraz da kendilerine temayül etseydik, devirlerinde en aşağı ne olmuş bulunurduk?
Sual: (HAŞİYE-1) “Heyhat! Bize teselli veren şu ulvî emeli yeise inkılâb ettiren ve etrafımızda hayatımızı zehirlendirmek ve devletimizi parça parça etmek için ağızlarını açmış olan o müthiş yılanlara ne diyeceğiz?” Cevap: Korkmayınız; medeniyet, fazilet, hürriyet, âlem-i insaniyette galebe çalmaya başladığından, bizzarure terazinin öteki yüzü şey’en feşey’en hafifleşecektir. Farz-ı muhal olarak, Allah etmesin, eğer bizi parça parça edip öldürseler; emin olunuz, biz yirmi olarak öleceğiz, üç yüz olarak dirileceğiz. Başımızdan rezâil ve ihtilâfatın gubarını silkip, hakikî münevver ve müttehid olarak kervan-ı benîbeşere pişdarlık edeceğiz. Biz, en şedid, en kavî ve en bâkî hayatı intâc eden öyle bir ölümden korkmayız. Biz ölsek de, İslâmiyet sağ kalır. O millet-i kudsiye sağ olsun. “Gelmesi muhakkak olan her şey, uzak da olsa yakındır. (İbni Mace, Mukaddeme: 7/46.)” Sual: “Gayr-i müslimlerle nasıl müsâvî olacağız?” Cevap: Müsavat ise fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır. Hukukta ise şah ve geda birdir. Acaba bir Şeriat “Karıncaya bilerek ayak basmayınız” dese, tazibinden men’ etse, nasıl benî Âdemin hukukunu ihmal eder? Kellâ! Biz imtisal etmedik. Evet, İmam-ı Ali’nin (ra) adi bir Yahudî ile muhakemesi ve medar-ı fahriniz olan Salâhaddin-i Eyyubî’nin miskin bir Hıristiyan ile mürafaası, sizin şu yanlışınızı tashih eder zannederim. (HAŞİYE-2) HÂŞİYE-1: Dehşetli ve hakikatli bir sual. HAŞİYE-2: Eski Said, Nur’un parlak hasiyetinden gelen kuvvetli ümit ve tam teselli ile siyaseti İslâmiyete alet yaparak, hararetle hürriyete çalışırken, diğer bir hiss-i kable’l-vuku ile dehşetli ve lâdinî bir istibdad-ı mutlakın geleceğini bir hadis-i şerifin manasından anlayıp, elli sene evvel haber vermiş. Said’in teselli haberlerini o istibdad-ı mutlak, yirmi beş sene bilfiil tekzip
Sayfa 182