Ne haddimize hatırlatmak; doğrular rahatsız ediyor.
2- İkincisi, sâdık ve sıddıklardan, mütedeyyin ve basiret sahibi bir zât bulması, iş ve gidişatını murâkabe etmesi için kendine murâkıb tayin etmesidir. Bâtınî ve zâhiri hâllerinden hoşuna gitmeyenleri ve çirkin bul duklarını düzeltmek için kendisine gerekli tenbîhde bulunmalıdır. Din imamlarının ileri gelenleri ve aklı başında olanları böyle yaparlardı. Hz. Ömer (R.A.): «Bana kusurlarımı söyleyen kimseye Allah rahmet etsin. derdi. Ve bizzat kendisi Selmân'a, kendi kusurlarından sorardı. Bir def'a huzuruna geldiğinde: - Söyle bakayım, aleyhimde neler duydun? diye sordu. Selmân : - Öyle şey olur mu? diye özür diledi. Fakat Ömer ısrar edince, Selmân: - Evet, bir sofrada iki çeşit yemek bulundurduğun ve birini gece, diğerini gündüz yediğin, üstelik iki kat elbisenizin olduğu dedikodusu vardır, dedi. Hz. Ömer: - Onları terkettim, başka bir şey duydun mu? diye sordu. Selmân: - Hayır, başka bir şey duymadım, dedi.
Sayfa 146·Kitabı okuyor
İSLÂM'A MUHATAP ANLAYIŞ VE MURAKABE
Allah Sevgilisi'nin duası, akılsız akılcı hikmet düşmanı mankafalara ne der: "Yarabbi, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" Basar: Kalb gözü. Kalble hissetme. Görme duygusu. Gözün görmesi. İdrak. Fikir. İlm-i Kelâm'da "Allah'ın görme sıfatı"dır ki, kâinatta hiçbir şey O'nun görmesinden hariçte kalamaz... Basiret: Hakikati kalbiyle hissedip anlama. Kalbte eşyanın hakikatlerini bilen kuvvet, meleke, kabiliyet. Ferâset. İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet... İbtisar?.. • "İslâm'a muhatap anlayış" deyince, bunu anlamak çok mu zor?.. • İrfan: Bilmek, anlayış, tecrübe ve zekâdan ileri gelen zihnî kemâl. İkrâr. Mücâzat... İkrâr: Kabul ve tasdik etmek. Açıktan söylemek. Hakkı itiraf etmek. Karar vermek. Mukarrer kılmak... Mücâzat: Cezâ. Suçlara karşı verilen karşılık. Karşılık... Mukarrer: Kararlaşmış, kıvamlanmış. Karar verilmiş. Anlatılmış. Bildirilmiş. Muhakkak ve doğruluğu kabul edilmiş... "Kültür Davamız" isimli eserim?.. Mücâz: İcâzet almış. Diplomalı. Uygun ve muvafık görülmüş. Kendisine icâzet verilmiş."Azat kabul etmez bir zaptolunmuşluk hissiyle ve bunu hayatının mânâsı bilen gençlik adına Üstadım'a" diye ithaf ettiğim eserime aldığım karşılık: "Bu kitap Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi ve ilk çileli nefs murakabesi eseridir." Batılı bir fikir adamı "murakabe" mevzuunda şöyle der: "İnsanda, murakabe hassasından daha yüksek ve daha derin ne var?" Bütün bunları döne dolaşa, "Ufuksuz ummanlarda düdük çalan bir gemi" hesabı hep ben mi anlatmalıyım?.. Hâlim bir "Yevmiye" mevzuu olarak aynen şu: **"... hâlinden bahsedelim... Ne kadar çok düşünüyorsun, ne kadar çok... Uykumda bile uyanıkmışım gibi net düşünüyorum. Birşey söylüyorum, karşılığını da ben veriyorum... Büyükler
Sayfa 363 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Mücerret Fikir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
MURÂKIB:
Murakâbe: Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek. Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek. Hıfz etmek. Beklemek. İntizar. Dalarak kendinden geçmek. Kendisini tamamen nafile ibâdet ve itaate vermek için mabede kapanmak... Murâkıb: Murakabe eden. Teftiş ve kontrol eden kimse. Hıfzeden. Allah’a bağlanmış olan.
17 Ocak 1983 tarihli bir yevmiye!.., ″BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!″ başlıklı 21 Mayıs bölümü, İBDA Yayınları
Lûgatçe
Meşrep
Kişi meşrebine göre yol seçmeli, bunun için de öncelikle meşrep bilinmeli. Unutmamak gerekir ki çoğu heva nefstendir; benim meşrebim bu deyip şeytanına gıda veren çoktur. Bu hususta murakıb ve mürşid gereklidir.
Sayfa 95
Alıntı
Bil ki Allahu Teâlâ bir kula hayır murâd ettiği zaman ona kendi kusurlarını gösterir. Basîret sahibi olanlara kusurları gizlenmez. Kusur bilindikten sonra tedâvî kolaydır. Lâkin insanların çoğu kendi kusurlarını bilmezler. Kendi kusurlarını bilmek isteyene dört yol vardır: 1. Kalbin kusurlarını bilen bir mürşide teslîm olmaktır. Bunu bulmak zor. 2. Sâdıklardan basiret sâhibi mütedeyyin birini bulup nefsine murâkıb tayin etmesi. 3. Düşmanlarının dilinden nefsin ayıplarını duyup istifade etmek. 4. İnsanlara karışıp aralarında kötü bulduğu her işte kendini murâkabe edip, ayarlamaktır. Mü'min, mü'minin aynasıdır. Başkalarının kusurlarında kendi kusurlarını görür ve tabiatların hevâya uymakta birbirlerine yakın olduğunu bilir. Birinde bulunan bir kusûrun daha azı veya daha çoğu diğerinde de vardı. Kendi kendini araştırmalı ve başkasında görüp beğenmediği şeylerden kendini temizlemelidir.
Sayfa 240 - Çamlıca yayınları, altıncı baskı·Kitabı okudu
Din
Şeyh Şiblî Birle Etmekçi Hikâyetidür Meger var idi bir etmekçi meşhûr Kavî kessâb idi şehr içre mesrûr İşitmiş idi Şiblîden menâkıb Anuŋ dîdârınaydı ol murâkıb Kulakdan âşık u dîvânesiydi O şemüŋ diyesin pervânesiydi İşitmiş idi Şiblî 'ışkın anuŋ Tuyupdı her gelenden vasfın anuŋ Meger günlerde bir gün şeyh-i mezkûr Bu şehre gelmiş idi ez-reh i dûr Yolı dükkânına uğrar o merdüŋ Bilür dükkânı budur rûy-ı zerdüŋ Alur bir girde andan bî-tekellüf Gelür mi diyü 'âşıkdan tahallüf Görür etmekçi eydür aŋa hey hâ Görüŋ işbu gedâyı bî-ser ü pâ Hayâsı yok yüzinde desti egri Libâsı dervişâne kendü uğrı Çeküp aldı elinden girdeyi ol
Sayfa 404 - TDV Yayınları, 1. Baskı, 2010, Ankara, 1875.-1915. beyitler