Bu konuda müthiş bir yetenek geliştirdik zaten :)
Ah ah, valla dünyada o kadar bol miktarda ilgisiz var ki, aynı anda hem dağa hem deniz kıyısına gidilemeyen tatillerdeki gibi seçmek zorunda kalıyorsunuz. Dünyadaki ilgisizliklerin içinde en çok hangisi hoşunuza gidiyorsa onu seçmek zorundasınız, insanlar hep bu tip șeylerin arasında en iyi ve en pahalı ne varsa onu seçerler...
Sayfa 157 - Agora Kitaplığı·Kitabı okuyor
Bir defa Dostoyevski bir dehadır.Hatta galiba bu beşerin rengini herkesten daha iyi taşıyan bir dehadır. Müthiş bir gözlem gücü, yazma kapasitesi vardır ve ruhsal analiz abidesidir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
❝ Ağladıkça ağlıyordu. Ağlamaktan, yalnız, avazı çıktığı kadar ağlamaktan müthiş bir tat duyuyordu. ❞
Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Birbirleriyle hiç konuşmasalar da, iki çocuk arasında müthiş bir bağ var. Suskunlukları nüfuz edilemeyen o mutlak suskunlukları, bağırmadan, ağlamadan çektikleri sinsi acı onları herkese karşı yabancı ve tehlikeli bir hale getiriyor. Kimse yanlarına yaklaşamıyor, ruhlarına ulaşan geçit belki de uzun yıllar boyu kapalı kalacak. Onlar artık birer düşmandır, çevrelerindeki herkes bunu hissediyor, hem de affetmesi olmayan düşmanlar. Çünkü dünden beri birer çocuk değiller artık.
Sayfa 17 - Türkiye İş Bankası Yayınları 8.Basım·Kitabı okuyor
'' Newton, insanlığın gördüğü en büyük dehalardan biridir fakat buna rağmen karakter olarak çok iyi bir insan olduğu söylenemez. Müthiş kıskançtır. Newton iyi bir insan değil, bencil ve egoist bir adamdır. ''
1000Kitap
Bir gün, limandan bahsederken, şöyle dedi Vitellius: "Bir cumhuriyet, büyük çaplı kamu hizmetlerini asla bir monarşi kadar başarıyla yürütemez. Dünyanın bütün büyük eserleri krallar veya kraliçeler tarafından gerçekleştirildi. Babil'in asma bahçeleri. Halikarnassos'taki Mozole. Piramitler. Sen Mısır'a hiç gitmedin, değil mi? Ben gençliğimde askerken oradaydım. Aman Tanrım, o Piramitler! Gören herkesin üstüne çöken o müthiş huşu hissini kelimelerle anlatmak mümkün değil. İnsan çocukken, ilk kez evde duyup sorar: 'Nedir Piramitler?' ve 'Mısır'da kocaman taş mezarlar; üçgen biçiminde, üstleri süslemesiz, beyaz çimentoyla sıvalı,' cevabını alır. Hiç ilginç veya etkileyici gelmez. 'Kocaman' sözü, tanıdık büyük bir binadan, örneğin şuradaki Augustus Tapınağı'ndan veya Julia Bazilikası'ndan daha büyük bir şeyi akla getirmez. Sonra Mısır'a gidince, çölün bir ucundan, uzakta çadır benzeri küçük beyaz şeyler görürsün ve 'Ama neden, o kadar övülecek nesi var bunların?' dersin. Ama birkaç saat sonra yanlarına varıp başını kaldırınca... Sezar, inan bana, havsalanın almayacağı kadar büyükler. İnsan eliyle yapıldıklarını düşünmek bile fiziksel bir baş dönmesi yaratıyor. Alp Dağları'nı ilk kez görmek, bunun yanında hiç kalır. Öylesine beyaz, pürüzsüz, insafsızca ölümsüzler. İnsanoğlunun yücelme arzusunun dehşetengiz bir anıtı... " "Ve insanoğlunun aptallığının, zalimliğinin, acımasızlığının da anıtı," diye kestim. "Büyük Pirarnidi yaptıran Kral Keops, bereketli ülkesini mahvetti, iliğine kadar sömürdü, soluksuz bıraktı; ve bütün bunları kendi boş gururunu tatmin için ve belki insanüstü gücüyle tanrıları etkilemek için yaptı. Peki, ne işe yaradı bu piramit? (...)"
Sayfa 179·Kitabı okudu