Din, vahy ile Allahın bildirdiği mutlak... (…) Felsefe daima birbirinin yanlışını çıkarmıştır. Bugün bilinen felsefe tarihinde, işi eski Yunan'dan alırsak bugüne kadar felsefe hep evvelki mezhebin yanlışını ortaya çıkararak yeni bir mezhep getirmiştir. Fakat, farkında değildir ki, gelecek olan da, onun yanlışını çıkaracaktır!..
Arkasından nesiller yetişti, ve yetişecektir. Onu aşmak istiyecekler, kendi kendilerine istiklâllerini inandırmak için onu inkâr edeceklerdir. Varsın etsinler. Zaten bu böyle olur. Hele inkılâp devirlerinde zamanın her anı dörtyol ağzıdır. Akıp giden vak'aların tek hatlı oku üzerinde o bütün rüzgârlara açık durur. Fakat zincir kırılmamalıdır. Varsın ihtilâl olsun, varsın çırak ustasını inkâr etsin; şekilleri kırsın, şahsiyeti mutlak yeni şekillerde zannetsin- Bu vehme kapılan yâlnız sizinkiler mi?
Reklam
Peygamber soluğu..
Arap illerinde kuşun bile korkusuz uçamıyacağı dehşet ve cahiliyet devrinin hemen arkasından, Allah Resulünün çizdikleri huzur ve emniyet levhası: Bizzat buyuruyorlar: Artık San'a'dan Mekke'ye kadar yapayalnız seyahat edecek bir kadın bile, kalbinde Allah korkusundan başka bir kaygı taşımayacaktır. İdrâkiniz çatlıyabilir; mutlak inkılâp, bıyıkları kan pıhtılı sırtlanı süt kuzusu yapmıştır…
Sayfa 446
Gavura Kendini Beğendirme Derdinin İtirafı
29 Temmuz 1927 Tarihli "Milliyet" gazetesinin "Türk Milleti'nin İstihkakı" başlıklı başmakalesinden: (Siirt Mebusu Mahmut (x). sayı: 523) "Lozan sulhünün sene-i devriyesi münasebetiyle İsmet Paşa Hazretleri'nin yaptıkları beyanatta bu muahede ile Türkiye'nin Garp usulünde millî bir devlet olmak hakkını teyid ettiğini ve milletimize bugünkü vaziyeti temin eden, uzun ve çetin bir mücadeleden ibaret olduğunu izah ettikten sonra şu sözleri ilâve buyurmuşlardır: (Dört seneden beri Türk Milleti'nin gelişmeleri, milletimizin istidat ve istihkakının Lozan gününde fark edildiğinden daha yüksek bulunduğunu ispat etmiştir.)" "Şüphe yok, muhterem İsmet Paşa bunları ifade ederken o günlerin ızdırabından, müzakereler esnasında kendisine tevcih edilen tarizlerden, Türk Milleti hakkında haksız ve yersiz olarak yapılan iftira ve isnatlardan mülhem olmuştur. İstilâya uğratılan topraklarını geri almak için, çiğnenen haklarını müdafaa için, tehdit altında bulunan hayatını kurtarmak için mücadele sahnesine dâhil olan Türk Milleti, fedakârlığın mükâfatını büyük ve kat'î bir zaferle görmüştü. Lozan'da hayat ve haklarını beynelmilel bir hüccet ile tesbit ettirmek istiyordu. Talep ettiği şeylerde mübalağalı sayılacak hiç bir madde yoktu. 'Her millet mukadderatına bizzat sahip olmalıdır. Devletlerin istiklâli her türlü taarruz ve müdahalelerden azade bulunmalıdır. Milletler için hürriyet, müsavat ve hakk-ı hayat asıldır.' Biz Lozan'da vaktiyle bu prensipleri ortaya koyan ve bunların müdafiliğini deruhte ettiklerini söyleyenlerle karşı karşıya gelmiştik. Bütün bu süslü sözler, yalnız kitap ve nazariyat sahasında kalacaktı . Her halde zalim ve müstebit olmayı göze almadan Türk Milleti'nin istediği bu tabiî hakları reddetmek çok müşkül olacaktı. Lozan'da hasım cephesinde bulunanlar hakikatın
Sayfa 87·Kitabı okuyor
Tarih
Atatürk'ün politikasında, 19. yüzyıl Osmanlı felaket-lerinin öğrettiği pratik bir gerçek vardır. Türk milleti, gazâ ve haçlı döneminin Osmanlı mirasından kurtulmalıdır. Osmanlı'yı Türkle aynı tutan Batı, Türklere hayat hakkı tanımaz. Tarihin içinden gelen bir taassupla Türk milletini yok etmek ister. Onun için Avrupa karşısında yeni Türk devletinin Osmanlı ile onun temel inanç politikasıyla ilişkisi kalmadığını göstermek gerektir. Bizans'ı canlandırmak isteyen Yunanlı, Avrupa'yı arkasına alarak daima bu haçlı anlayışından yararlanmak istemiştir. Atatürk, tarihten gelen bir bi-linçle, yeni Türk devletinin geleceği için tam bir Avrupalı devlet ve millet olmayı bir ölüm kalım gereği gibi ortaya koymuştur. Bunun için 'inkılâp'lar yapacaktır. Buna karşı olanları milli iradeyle, Büyük Millet Meclisi'nin kararlarıyla bertaraf edecektir. Açıkça bellidir ki, bütün sorun, Büyük Millet Meclisi'nde inkılapları onaylayacak çoğunluğu sağlamaktır. O, bütün politik manevralarında millî iradeyi öne koymakla büyük bir siyaset stratejisti olduğunu da ispatlamıştır. İlk meclislerde tutucuların güçlü bir muhalefet grubu vardı. Bundan başka, Atatürk ile o ana kadar canla başla, birlikte çalışan aydın bürokratlar arasında da muhalefete geçenler oldu. Onlar kurtuluş ve modernleşmenin gereğini kabul ettikleri gibi, şimdi milli iradenin egemenliği adına millî şefe karşı mecliste muhalefette kaldıklarını öne sürüyorlardı. Böylece ilk meclislere bu üç akım hâkim oldu. Bütün bu karşıt politik akımlar, Hilafet sorununda kesin bir karşılaşma noktasına ulaştı. Bağımsızlık savaşı sonunda milli irade son lojik amacına varmış ve Cumhuriyet ilân edilmişti; saltanat ortadan kalkmıştı; fakat Türk milletinin dinî vicdanını temsil etmek durumunda olan Hilafet 'inkılapçılar karşısında güçlü bir cephe meydana
Sayfa 71 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Ankara, Cumhuriyet'in ilânının ardından bütün bu değişiklikleri sosyal hayata da yansıtabilmek maksadıyla herşeyi sıkı şekilde takip ediyor, inkılâpların halk tarafından benimsenmesi için hemen her tedbire başvuruyor, uygulamalarla beraber sık sık inkılap ve muasırlaşma, yani çağdaşlaşma kavramları telâffuz ediliyordu. Hattâ rejimin sıkı destekçileri Fransız Îhtilâli sonrasında ortaya çıkan Akıl Kültü ve Mutlak Varlık Kültü benzeri yepyeni inançların ibadetlerini hatırlatan metinlerin benzerlerini kaleme almaya başlamışlardı. Bunlardan biri. "Türk'ün Yeni Âmentüsü" idi: Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini voktan vâreden Mustafa Kemal'e. onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve Türkiye için âhiret günü olmadığına iman ederim İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset destanları ile tarihi dolduran kudretli Türk Ordusu'nun birliğine ve Gazinin Allah'ın en sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulûsu ile sehadet ederim," 1
Sayfa 19 - Turkuvaz Haberleşme ve Yayıncılık A.Ş.
Reklam
Reklam