Biz marksistler hem pasifistlerden, hem [sayfa 11] anarşistlerden, her savaşın ayrı ayrı, Marx’ın diyalektik materyalizmi görüş açısından, tarihsel bir incelenmesi yapılması gerektiğini kabul ederiz. Her savaşta kaçınılmaz bir biçimde olagelen dehşete, zulme, sefalete ve işkenceye karşın, tarihte ilerici nitelikte pek çok savaş vardır; bu savaşlar (örneğin mutlakiyet ya da kölelik gibi) çok kötü ve gerici kurumların yıkılmasına ya da (Türkiye ve Rusya’da olduğu gibi) Avrupa’da en barbar despotlukların ortadan kalkmasına yardım ederek, insanlığın gelişmesine hizmet etmişlerdir. Bunun için, bugünkü savaşın da tek başına tarihsel özelliklerini incelemek zorunluluğu vardır. MODERN ZAMANLARIN TARİHİNDE SAVAŞ TÜRLERİ Büyük Fransız Devrimi ile insanlık tarihinde yeni bir çağ açılmıştır. O zamandan Paris Komününe kadar, yani 1789’dan 1871’e kadar, ulusal kurtuluş için verilen bazı savaşların ilerici bir burjuva niteliği vardır. Bir başka deyişle, bu savaşların başlıca içerikleri ve tarihsel anlamları, mutlakiyeti ve feodalizmi devirmek, hiç değilse bu kurumların temelini sarsmak ya da yabancı boyunduruğundan kurtulmaktı. Onun içindir ki, bu savaşlar ilerici savaşlardı ve bu gibi savaşlar verilirken bütün içten devrimci demokratlar ile sosyalistler, feodalizmin ve mutlakiyetçiliğin temellerini yıkan ya da en azından bu temelleri sarsan, ya da yabancıların baskısına karşı savaşım veren tarafa (yani burjuvaziye) daima sevgi duymuşlardır. Örneğin, Fransa’nın verdiği devrimci savaşlar, yabancı toprakların Fransızlar tarafından yağma edilmesi ve ele geçirilmesi gibi bir unsuru da içerdiği halde, bu unsur, ihtiyar ve köleci Avrupa’daki feodalizmi ve mutlakiyeti paramparça eden bu savaşların temel tarihsel anlamını zerre kadar değiştirmemiştir. Fransa-Prusya savaşında Almanya,
Sayfa 12 - Eriş Yayınları
Alıntı
Maalesef...
"Bizde geçim yolunu bulmanın ana kuralı: Evvela çatmak, sonra çalmaktır, Mutlakiyet'te de budur, Meşrutiyet'te de..."
Sayfa 9·Kitabı okudu
Reklam
İkinci Mahmut’un son yıllarında bir uyanık mutlakiyet kisvesi giymiş ve onu Meşrutiyet idaresi takip etmiştir ikinci Abdülhamid devrinde de mutlak yet demek doğru olmaz her yıl muntazam meşhur olunan devlet yıllığının başına kanuni esasi(Anayasa) metninin konduğuna göre bu devre meşrutiyetin meclissiz devri demek doğru olur.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Deizm, insan aklının metafizik ve ahlaki hakikate ulaşmada yeterli olduğu varsayımına dayanır.“ Buna karşılık Gazzâli'nin “aklın sınır bilinci” ve Râzi'nin “aklın yetki alanı tahlili”, modern rasyonalizmin örtük mutlakiyet iddiasına karşı güçlü bir eleştiri sunar. Burada amaç aklı değersizleştirmek değil, yetki alanını doğru belirlemektir. Bu eleştirinin yalnızca İslâm düşüncesine özgü olmadığını vurgulamak gerekir. Alasdair MacIntyre, Aydınlanma projesinin ahlaki bir zemin oluşturmaktaki başarısızlığını ve rasyonalitenin gelenekten koparıldığında nasıl bir boşluğa düştüğünü bizzat Batı felsefesi içinden tahlil etmektedir.” Kelâmın epistemolojik tevazusu bu anlamda yalnızca bir savunma refleksi değil; aklın sınırlarını hem içeriden hem de dışarıdan tespit eden tutarlı bir epistemik konumdur. Akıl, gözlem ve deneyin desteğiyle ampirik dünyayı anlamlandırabilir, teknik bilgi üretebilir ve Tanrı'nın varlığına dair metafizik sezgiler geliştirebilir; ancak insanın varoluşsal anlam arayışı, ölüm, nihai gaye ve mutlak değer soruları aklın kendi başına çözemediği bir alana işaret etmektedir.
Sayfa 159·Kitabı okudu
Hem sonra, akan kana bir de kararan geleceği, en seçkin kafaları saran kaygıları, namuslu liberallerin ümitsizliğini, devrimin kendi eliyle kendisinde açtığı bu yaralardan yabancı mutlakiyet yönetimlerinin duyduğu mutluluğu, bu kez muzaffer olan 1830 mağluplarının, “Biz dememiş miydik!” demelerini ekleyin.
Sayfa 268 - Cilt 2·Kitabı okudu
Cumhuriyet'e dogru. İlk yurt gezisi Eskisehir.
"Efendiler, Bütün dünya tarihinde ve bugün de dünya yüzünde bir mutlakiyete , mesruti yönetime rastliyoruz, bir de cumhuriyet hükümetleri görüyoruz. Bizden önce bugünkü yeni Türkiye devletinden önce , Osmanli devletinde ve daha önce Selcuklu devletinde ve bunlardan önce gelen devletlerde görülen yönetim sekli mutlakiyet yönetimiydi. Son zamanlarda Osmanli hükümeti ismen mesrutiyet oldu . Selcuklularin dagilmasindan sonra Anadolu'da cesitli yönetim bicimleri arasinda yanliz Ankara'da bir cumhuriyet yönetimine rastliyoruz."
Reklam
Reklam