8/10
·192 syf.··
2018 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2018 00:00
Giderek artan toplumcu gerçekliğinin belirginleşmesi üzerine oturtulmuş bir zeminde seyrediyor. 18. YY. Çarlık Rusya'sının ideal bir portresi ustaca tasvirler ve ayrıntılarla aktarılmış. Puşkin, romandaki karakterleri mutlak iyi veya kötü bir doğayla oluşturmamış, tam tersine onları tıpkı doğa gibi sürekli devinimsel bir süreçte ilerleyen, kesinlik mefhumunun olmadığı, değişim içinde birer 'parça' olarak aktarmıştır. Her insan kendi benliğiyle algılar yaşamı, kendi görüşleri ve kuralları doğrultusunda bir gelecek çizer kendine. Yaşama arzusunu körüklüyen şey ideolojiler değil, onun ardındaki inançtır. İşte bu sebeple, hiçbir tarihsel dönem tek bir mutlakiyet, değişmez bir olgu çerçevesinde var olmamıştır, olmayacaktır da. Çünkü, kainat bir şarapnel parçasıdır. Aleksandr Puşkin
Edebiyat
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Martı Yayınları · 201436,8bin okunma
Hakikat ve hegemonya üzerinden meşruiyet söyleminin inşası
Puan vermedi
Hakikat, tarih boyunca çoğu zaman bir keşif meselesi olarak ele alınmıştır; sanki insan aklı yeterince ararsa onu evrende gizlenmiş bir cevher gibi bulbilecektir. Ne var ki sosyo-politik düzlemde hakikat, nadiren böyle nötr bir gerçeklik olarak var olur. O, toplumsal ilişkilerin, ideolojik çatışmaların ve iktidar mekanixmalarının iç içe geçtiği bir alanda şekillenir. Gücün hakikat üzerindeki etkisi, yalnızca bir epistemolojik problem değil, aynı zamanda derin bir siyasal meseledir. Bu bağlamda Antonio Gramsci hegemonya kavramı, hakikat-iktidar ilişkisini anlamak için kritik bir çerçeve sunar. Hegemonya, yalnızca iktidarın baskı yoluyla uyguladığı bir tahakküm değil; aynı zamanda onun dünya görüşünü, değerlerini ve normlarını “doğal” ve “evrensel” hakikatler olarak sunma yeteneğidir. Bu deneme, hakikat ile iktidarın simbiyotik ilişkisini Gramsci’nin hegemonya kavramı ekseninde inceleyerek, zulüm ve direniş arasındaki ayrımın nasıl hegemonik söylemler aracılığıyla bulanıklaştırıldığını tartışmaktadır. Hakikat, iktidarın söylemsel üretim kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Siyasal iktidar, sadece hukuki ve askeri aygıtlarla değil, aynı zamanda ideolojik aygıtlar aracılığıyla da varlığını sürdürür. Bu ideolojik aygıtlar –medya, eğitim sistemleri, kültürel kurumlar ve dini pratikler– aracılığıyla bireylerin zihinlerinde belirli bir dünya tasavvuru inşa edilir. Bu tasavvur, çoğu zaman “doğal” bir hakikat olarak kabul edilir ve sorgulanmaksızın içselleştirilir. Gramsci’nin hegemunya anlayışı, tam da bu noktada belirleyici bir rol oynar. Egemen güçler, kendi çıkarlarını evrensel çıkarlar olarak göstererek rıza üretirler. Bu rıza, yalnızca zora dayalı bir boyun eğiş değildir; aksine, bireylerin kendi öz çıkarlarını egemen düzenin çıkarlarıyla özdeşleştirmesi sürecidir.
Felsefe
Gramsci ÇağıPeter D. Thomas · Dipnot Yayınları · 20133 okunma
Reklam
Ay'ı istemek
7/10
·74 syf.·
2026 1. kitabı
Camus tarihten ödünç aldığı bir imparator figürünü “biyografik” bir merakın konusu olmaktan çıkarıp, insanın varoluşla karşılaşınca verdiği en tehlikeli tepkinin sahnesine dönüştürür. Anlamın çöktüğü yerde sınırsızlık aramak. Oyun, yalnızca bir tiranın taşkınlıklarını anlatmaz. Daha rahatsız edici olanı yapar. Mantıkla ilerleyen, kendi içinde tutarlı görünen bir uç düşünceyi, canlı insanların üzerine uygulandığında neye dönüştüğünü gösterir. Caligula’nın kırılma noktası, Drusilla’nın ölümüyle açılır. Ölümün sıradanlığı karşısında yaşadığı sarsıntı “yas”tan ibaret değildir; dünyayı taşıyan görünmez dayanağın çekilmesi gibidir. O ana kadar düzen, gelenek, erdem, hukuk diye adlandırılan şeylerin hepsi birden hafifler, neredeyse oyun hamuruna dönüşür. Caligula, bu boşluğu bir teselliyle doldurmayı reddeder. İşte Camus’nün asıl hamlesi burada görünür. Kahramanını “acı çeken” biri olarak değil, acıyı düşünceye çeviren biri olarak kurar. Ve düşünce, bir kez “her şey mümkündür” sonucuna vardığında, en hızlı yolu iktidar açar. Caligula’nın talebi meşhurdur. Ay’ı ister. Bu istek, çocukça bir kapris değil; erişilmez olanı istemenin ardındaki felsefi çıplaklığı taşır. “Madem dünya bu kadar saçma, madem ölüm her şeyi iptal ediyor, o halde ben de gerçekliğe boyun eğmeyeceğim.” Ay, burada doğanın ve sınırın sembolüdür. Caligula’nın asıl derdi, gökteki bir cismi ele geçirmekten çok, “imkânsız”ın kendisini zorunlu kılan düzene meydan okumaktır. Ne var ki bu meydan okuma, metafizik bir başkaldırı olmaktan çıkar; sarayın koridorlarında insanların hayatına dokunduğu anda, deneye dönüşür. Kime ne kadar acı verebilirim, hangi değeri kaç paraya satın alabilirim, korkuyu nasıl ölçerim? Bu noktada oyun, “delilik” etiketine sığınmayı özellikle boşa çıkarır. Caligula’nın eylemleri rastgele
1000Kitap
CaligulaAlbert Camus · Berfin Yayınları · 19931,449 okunma
İnsanın Anlam Arayışı
9/10
·544 syf.··
2025 9. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2025 15:53
Kitabımızın konusu 19'uncu yy. son dönemlerinden itibaren günümüze dek toplumların ve önemli figürlerin hayatı anlamlandırma çabası üzerine. Kitabın kapsamı taa mitolojilerden falan başlamıyor veya yazarın da son kısımda belirttiği üzere bu tarihsel anlatı Schopenhauer, belki Hume gibi biraz daha eski dönemlerden itibaren de ele alınabilirdi fakat kendisi Friedrich Nietzsche'den ve onun meşhur "Tanrı öldü ve onu biz öldürdük" ilanından itibaren kapsamlı bir anlatıya girişmiş. Oldukça dolu bir kitap. Aslında aynı yazara ait ve birkaç yıldır kitaplığımda öylece bekleyen ciltli miltli bir tuğla olan Fikirler Tarihi - Ateşten Freud'a kitabını okumak istiyordum ama yarım kalmasına da gönlüm razı değil ve gözüm kesmedi henüz. O kitap da genel insanlık ve düşünce tarihini çok daha gerilerden ve kapsamlı anlatıyor gibi gözüküyor. Yazarın çok fazla referans ve örnekle kitabı doldurması, dönemine ve alanına damga vurmuş hemen hemen bütün sanatçı, filozof, şair, yazar, siyasetçi, eğitimci, aşçı, bahçıvan... aklınıza ne gelirse bunları üzerimize çığ gibi yağdırması gözünüzü korkutmasın çünkü kitabın dili gayet anlaşılır. Yazarın kendi şahsi yorumları veya yönlendirmeleri kitabın aslan payını oluşturmuyor. Tabi ki arada doğru yerde farklı bir perspektiften bakmayı kolaylaştıracak girdiler yapıyor. Bu bakımdan hangi manevi inanca sahip olursanız olun kitabı okumaktan çekinmenize gerek yok. Her kültürel kademeden insanın edinebileceği çok güzel bilgiler mevcut bana kalırsa. Genelde fikirsel bir tarih anlatılırken hep en çok bilinen ve kabul görmüş ekoller üzerinden gidilir ama yazarımız bu anlamda olabildiğince fazla bakış açısını yansıtmaya çalışmış. Elbette hepsine aynı ağırlığı ve sayfa sayısını ayıramasa da böyle bir şey de varmış bak bunlar da düşünülmüş dedirtecektir eminim ki. Kitap yalnızca "Tanrı var mı yok mu
Hiçlik ÇağıPeter Watson · Kronik Kitap · 202455 okunma
Puan vermedi·149 syf.··
2026 7. kitabı
Necip Fazıl M. Orhan Okay Kitap üstadın hayatını ve eserlerini anlatıyor. "İlk şiiri 18 yaşında iken (1923), 23 yaşında bütün sanat çevrelerince Kaldırımlar Şairi diye şöhret bulan, öldüğü 1983 yılına kadar şiir yazmaya devam eden Necip Fazıl Kısakürek'in, edebiyat ve fikir tarihimize mührünü vurmuş 60 yıllık bir yazı hayatı vardır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman, deneme, fikra; târihi, dinî, tasavvufi incelemeler; siyasî ve sosyal makaleler yazmıştır; 42 yıl süreyle, hem tek başına denebilecek bir azimle dergi ve gazete çıkarmak, nâdir görülen bir hâdisedir." S.9 Necip Fazıl sesini çok iyi kullanıyormuş. Ahmet Haşim bu konuda şöyle demiş: "Çocuk, bu sesi nereden buldun sen?" diye üstatça takdirlerini söyler. Gerçekten bu şiirde ses, ilk mısralarda bir nefes sessizliğiyle başlayıp, son misrada bir çığlık olmaktadır." S.34 "Türk Cemiyeti, 1908-1923 arası büyük sosyal krizler içine düşmüştür. Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet olmak üzere üç farklı rejim yaşanmıştır. Arka arkaya Balkan, Dünya ve İstiklal savaşlarıyla ağır toprak ve insan kayıplarına uğramıştır aynı zamanda ihtilaller ve inkılaplar olmuştur." S.36 "Necip fazıl'ın ilk şiirlerini vermeye başladığı yıllarda şiirimiz bu durumlardan etkilenmiştir." S.37 "Daha ilk mısralarında insanın trajik varlığının dikkat çektiği 1924 yılında 'Örümcek Ağı' ile ilk şiir kitabını çıkarır. Örümcek ağını teşkil edense dertleridir." S.35 ÖRÜMCEK AĞI Duvara bir titiz örümcek gibi, İnce dertlerimle işledim bir ağ. Ruhum, gün doğunca sönecek gibi, Şimdiden hayata ediyor vedâ. Kalbim yırtılıyor her nefesinde; Kulağım, rûhumun kanat sesinde, Eserim duvarın bir köşesinde; Dışarda çığlığım geziyor dağ dağ. S.34 "Kaldırımlar şiirini çok defa değiştirmiş. Öyle ki 1928'den 1969'a kadar bir kaldırımlar şiiri doğmuş gelişmiş ve
Necip Fazıl KısakürekM. Orhan Okay · Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları · 198725 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2025 21. kitabı
ÜÇ NESİL ÜÇ HAYAT / REFİK HALİT KARAY Sultan Abdülaziz, Sultan Abdülhamit ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir gezinti yaptırıyor yazar okuyucuya... Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerindeki gündelik yaşamı, toplumsal ve kültürel yapıyı, gelenek-görenek ve inanışları, siyasi değişim ve dönüşümleri bizlere anlatıyor. Bazen nereden nereye diyorsunuz ki hem olumlu hem olumsuz anlamda, bazen "Bazı şeyler keşke hiç değişip dönüşmeseydi" derken bazen de "şükür ki artık böyle değil" diyorsunuz. Empati yapıyorsunuz, "O dönemde yaşasaydım ne yapardım?" diye. Doğum, çocuk yetiştirme (büyütme, giydirme, yedirme, içirme, çocuk eşyaları) okul, memuriyet, aşk, sevgi, evlilik gelenekleri, hamam-banyo, yüz yapma-makyaj, giyim-kuşam, misafir karşılama ve ağırlama, piknik ve gezintiler, gece ve sokaklar, Caddebostan (bir semtin üç dönemdeki değişim ve dönüşümleri) yolculuk, şehirler ve şairler, gazete ve gazeteciler gibi konuları üç dönemde ele alıp incelemiş yazar, bize de çok güzel aktarmış. Âdeta bir zaman yolculuğu yapıyorsunuz okurken... Bazen gülümseyerek bazen hüzünle okuyorsunuz. Her gelişim ve değişimin nedenini, sonucunu düşünüyorsunuz... Kitapta bir olay örgüsü ya da bir kurmaca hikâye yok, okuyucusuyla sohbet ediyor Refik Halit Karay. Tarihe ilgisi olanlar, o dönemlerin yaşam tarzını merak edenlere öneririm... Sağlıkla, kitapla ve sevgiyle... Zeliha Erdoğan Demir Truva Edebiyat Dergisi
1000Kitap
Üç Nesil Üç HayatRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 2022254 okunma
Reklam
Reklam