Size yapılan bir iltifatın tadını çıkarmak için kendinizi özgür bırakıyor musunuz?
Son zamanlarda lezzetli bir yemeğin tadını çıkarmak için yavaş yiyip oyalandınız mı?
Belirli kişilere karşı duyduğunuz sevginin keyfini çıkarabiliyor musunuz?
Taze sonbahar havasını derin bir nefesle içinize çekmeye eğilimli misiniz?
Mutlu olduğunuzda yüksek sesle kahkaha atar mısınız?
Elde edilen bir başarı nedeniyle gurur duymakta bir mahsur var mıdır?
Önemli anlarınızı İleride hatırlamak için fotoğraf çeker misiniz?
Hayatın tadını çıkarmayı gerçekten bilen arkadaşlarınız var mı?
Her konuyu zamanı geldiğinde düşünmeli, çaresine bakmalı, keyfini çıkarmalı ve katlanmalıyız; geri kalan her şeyle ilgili kaygıya son vermeliyiz. Sanki dü- şüncelerimizin bir çekmecesi varmış gibi, birini açtığımız zaman diğerlerini kapamalıyız. Ancak o zaman, ağır bir kaygı, şu anki her küçük zevkimizi mahvetmeyecek, tüm huzurumuzu kaçırmayacak, bir düşünce diğerini kovma- yacak, büyük bir şeyin kaygısı 100 küçük şeyin kaygısını bozmayacaktır.
“Birini yeniden o kadar çok sevebilir miyim, pek sanmıyorum. Çok büyük bir karanlığa düştüm Aslı’dan sonra. Oradan kendimi bir daha, bir daha çıkaracak halde değilim hiç. Gönlüm de, gücüm de yok buna. Size belki de çocukça geliyor bu söylediklerim... Ama ben artık kimseye o kadar inanmak istemiyorum. Bence romantik ilişkilere çok gereksiz anlam yüklüyoruz. Hayatta bir erkekle bir kadının sadece iki kişiden ibaret romantik ilişkisinden daha kıymetli, daha kayda değer, daha süreğen şeyler var. Mutlu son takıntımız bana sorarsanız bize öğretilmiş bir şey. Hayatta karşılığı o kadar da yok.”
Bugün bizi mutlu eden de mutsuz eden de aldığımız ya da bir türlü almadığımız kararlardır. Verdiğimiz tepkilerin niteliğidir. Hayat sadece başımıza gelenler değil, başımıza gelenlere verdiğimiz karşılıktır.
Sen kendin ne kaybettiğini anlamazken, bir çokların senin yaşamından ne kadar çok çaldığını yersiz kederin,aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukça ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını,sen de sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün…
Göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun..
O halde bunun nedeni nedir?
Sonsuza dek yaşayacak gibi yaşıyorsunuz,zayıflığınız aklınıza hiç gelmiyor,şimdiden ne çok zamanın geçip gittiğini göz önünde bulundurmuyorsunuz,bir şeye veya birine adadığınız,son gününüz olabilecekken yaşamınızı,tükenmez dolu bir kaynaktan geliyormuş gibi harcıyorsunuz.
Ölümlü olan her şeyden korkuyor,ölümsüz olan her şeyi arzuluyorsunuz.Bir çok kişinin şöyle dediğini işiteceksin:
‘’50 yaşına gelince inzivaya çekileceğim, 60. yaşım beni tüm yükümlülüklerimden azat edecek’’.
-Peki daha da uzun yaşayacağının güvencesini nereden alıyorsun?
-Bunun planladığın gibi olmasına kim izin verecek?
-Yaşamının geri kalan kısmını kendine ayırman ve iyi bir zihin yaratmaya sadece hiçbir işin yapılmayacağı bir dönemini adamak seni utandırmıyor mu?
Son verilmesi gerektiği zaman geldiğinde yaşama başlamak için artık çok geçtir!
Tüm planları 50. ve 60. yaşlara kadar ertelemek ve az kişinin ulaştığı bir noktada yaşama bağlanmayı isteyerek ölümlülüğü unutmak ne büyük aptallık!!