(2. Kısım)
... kendimi ilk başta içinde bulduğum belirsizce sürüklenme halinden kurtulmayı başarmıştım. Peki bulduğum çözümün, keşfimin canalıcı
noktası neydi? ...
... her yerde "Şunu yapmalıyız, bunu yapmalıyız, daha cesur olmalıyız, komşumuzu daha çok sevmeliyiz, yalanlardan ve ikiyüzlülükten kurtulmalıyız," deniyor. Ama hiçbir yerde "Neyi yapacak gücümüz var?" sorusunu duymuyoruz. Kimsenin sormadığı bu soruya cevap da verilmediği için kendim bir cevap bulmaya çalıştım. Anladım ki çabalayarak yapabileceğim şeyler vardı ama çabalasam da yapamayacağım şeyler de vardı. Mesela "yap"
demekle hareket edebilirdim ama ustalıklı bir şekilde hareket edemezdim; kendimi ne kadar tembel hissedersem hissedeyim kalkıp
tenis oynamaya gidebilirdim ama sırf söylemekle "çift hata" yapmaya
engel olamazdım. Normal şartlar altında aklıma gelen her
şeyi söylemeye ya da hiçbir şey söylememeye kendimi zorlayabilirdim
ama söyleyeceğim şeyin ilginç olmasını zorla sağlayamazdım.
Bazen irademi kullanarak bir duygumu belli etmeyebilirdim
ama zorla kendime bir şey hissettiremezdim.* Doğrudan gayret
göstererek birini sevemez, kendimi mutlu edemezdim. **Peki tamamen
irademin kontrolü altında olan ne vardı?** En azından potansiyel
olarak bu şekilde kontrol edilebilecek tek şey bana dikkat gibi
görünüyordu. Belli bir yöne baktığımda **gördüğüm şeyleri kontrol
edemezdim ama en azından genel olarak ne yöne bakacağımı
kontrol edebilirdim. Aynı zamanda dikkatimle ne yaptığım, gözlemlemeden onu kendi kendine dolanmaya mı bıraktığım** yoksa
hareketsiz ve beklentili mi tuttuğum, duyargalarımı bedenimin
ötesine mi uzattığım yoksa beynimin içinde iğne deliği kadar bir
aydınlık noktaya mı daralttığını da gördüğüm şeyi belirliyordu.
... bencilliğin irade
Mutluluğun resmini soran bir şiir biliyorum, mutsuzluğun resmi de türlü türlüdür mutlaka. Ama kokusunu soran olursa , genzi yakan, burun direğini sızlatan , insanda ağlama isteği uyandıran bir esansı olmalı.
Sana buyrulandan başka bir şey olmak istiyorsan sadece karşılaşmalara, tesadüflere güven; resmi olarak sürgün edilmiş olana sadakat göster, olanaksızın yolunda ayak dire. Yoldan çıkmışlardan ol.
Hem gayrı resmi hem de resmi konuşmalarda başkalarının kötü huylarıyla, erdemleriyle ilgili saptamalar yapma eğilimimiz kendini gösterir. Oysa 'dedikodu' diye adlandırdığımız şey ahlak felsefesinin halk dilinde ifade bulmuş halinden başka bir şey değildir. Evet, dedikodu yaparken kinimizi, kıskançlığımızı, hayranlığımızı damıtıp soyut hipotezler biçiminde sunmayız karşı tarafa belki ama iyiliğin ne olduğunu belirlemeye çalışan, bunun için çözümlemeler yapıp çalışmalar kaleme alan filozofların izinden gideriz aslında.