Mümin, himmet ve desteği sadece Rabbinden beklediği ve başkasına değil de yalnızca O'na güvenip dayandığı için, Allah onu yüceltir ve ona şeref kazandırır. "Allah kuluna kafi değil mi?" Zümer,39/36
Sayfa 92
Din
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
DERGAH
Reklam
Nâ-kâfi
Nasıl şerheyleyim ben derdimi, îcâd nâ-kâfi, Dua nâkıs, tazarru bî-eser, feryâd nâ-kâfi! Melekler, burclar ger kılsalar imdâd, nâ-kâfi, Gamım levh-i semâya eylesem inşâd, nâ-kâfi! Güler mi mâteme dünyada hiç bir sahib-i insâf? Felâket görmemişsin, derdimi eylersin istihfâf. Felâket olsa lâyıktır, bu halka sendeki evsâf, Kifâyet gösterip ey eyleyen îrâd, nâ-kâfi. Acep hûn-ı dil-i mecrûhumu sen mey mi zannettin? Sadâ-yı makberi bir na'ra-ı heyhey mi zannettin Veyahut kendini âlemde sen, bir şey mi zannettin? Bugün ben yazdım, elbette yazar ahfâd, nâ-kâfi. Evet, tarz-ı kadîm-i şi'ri bozduk, herc ü merc ettik, Nedir şi'r-i hakîki safha-1 irfâna dercettik. Bu yolda nakd-i vakti cem'-i kuvvet birle harcettik, Bize gelmişti zirâ meslek-i ecdâd, nâ-kâfi. Ne dersen de, eminim ben bu yolda sermediyyetten, Ölür, lâkin cihânda kimse mahvolmaz hamiyyetten, Gelen imdâd kâfidir bana irfân-ı milletten, Ne rütbe ola da tab'ımda isti'dâd nâ-kâfi.
Sayfa 591 - Dergah·Kitabı okudu
Şiir
Kutalmış Oğulları ve Anadolu Selçukluları Kuruluş Yolu
Kutalmışoğullarının Anadolu Coğrafyasında Gruplara Ayrılması ​Açıklama: Büyük Selçuklu Devleti'ne karşı potansiyel bir tehlike ve isyan odağı olabilecek Kutalmış'ın oğulları, merkezi
Tarih
°•○● Tanrı'nın insana karşı adaletsizliği nedir? Tanrı'nın üzerinde müşterek bir yasa koyucu varsayıp, bunun O'nun insana nasıl davranacağını salık verdiğini mi düşünüyorsun? Bu durumda O'nun ve bizlerin arasında böyle bir håkimin doğası nasıl olurdu? Tanrı bize ne kadar dehşetli görünürse, O'na dair duyduğumuz dini korkumuzu ikiye katlamalıyız, dualarımız daha ateşli ve yorulmak bilmez olmalı: çünkü O'nun iyiliğinin kâfi geleceğinin doğrulamasından yoksunuz.
Telemak·Kitabı okudu
Eğer Tevhid tabirini karşılamak üzere "birlik akidesi" demek kâfi gelmezse, mahdut bir ifade olmakla beraber bu kelimenin yerine mecâzen "monoteizm" denilecekse, şu hakikati de bilhassa kaydetmek gerekir ki Tevhid esasının mahiyeti, hakikatte "güneşvâri"dir (solaire). Bu hakikat, hiçbir yerde çöl kadar hissedilir değildir; zira çöl, eşyanın çokluğunu en aza indiren bir sükût hâlidir. Aynı zamanda seraplar, bu görünen âlemin ne derece bir aldanış olduğunu insana gösterir. Orada güneş ışığı, eşyayı hem meydana getirir hem de ortadan kaldırır yahut daha doğrusu, eşyayı yok etmez, onları vücuda getirip ardından aslına iade eder. Tezahür ettirdikten sonra kendi zâtına döndürür. Bu hâl, Vahdet'in kesret içinde dışa açılması, fakat bu kesrete hiçbir süretle tabi olmadan kendi zâtında bâki kalması, ardından da o kesreti yine kendine iade etmesi keyfiyetinin en vâzıh timsalidir. Zira aslında bu kesret hiç ayrılmamıştır; çünkü Asl'ın haricin de hiçbir şey yoktur, O'na ne bir şey katmak mümkündür ne de ondan bir şey eksiltmek. Zira O, Varlığın biricik ve bölünmez küllüdür. Doğu diyarlarının o şiddetli ışığı altında, bu hakikatleri görmek, görmekle anlamak ve anlamakla da derhal derinliğine nüfüz etmek mümkündür.
Sayfa 26·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam