Selamlar, bol spoiler uyarısı verip başlıyorum.
Öncelikle bana bu kitabı aldırıp, oku oku oku diyen Nadia, senin ben ta ... şaka şaka. Kız kaç sene önce okumuş, nerden hatırlasın :)
Tür olarak polisiye, korku-gerilim diyerek etiketlenen bu kitabımızda gram polisiye, korku, gerilim bulamadığımı belirtmek isterim. Zaten var desem çok sevdiğim Ahmet Ümit ve Agatha Christie ye büyük haksızlık etmiş olurdum. Kitap çok uzun süre listelerde birinci sırada yer almış, hayretler içerisindeyim efenim... Kurgu üç kadının dilinden bir anlatım ile ilerliyor, en çok anlatım yapan kişi Rachel, ana karakterimiz.
Biraz bu ana karakteri ele almak istiyorum, zira ele alabileceğim başka da bir şey yok gibi. Rachel, psikolojik olarak çökmüş, kendi hayal dünyasında yaşayan, trenle oraya buraya gidip trenlere aşkını sıklıkla dile getiren alkolik bir manyak. Her gün aynı trene binip, sabah akşam rotası üzerindeki bir evde yaşayan tatlı bir çifti görüyor, hayalinde onlara bir isim, onlara bir iş yerleştiriyor ve kendi hayatı ile özdeşim kuruyor, hayal dünyası yani, manyak demiş miydim demişim, evet devam ediyorum. Evlilik hayatı mükemmel ilerlerken boka sarıyor ve boşanıyor sonrasında ise hayatı bombok bir hal alıyor. Bu kadar da salmazsın be ablacım kendini ama, olmaz böyle olmaz... Sonrasında o evde yaşayan kadının öldüğünü/öldürüldüğünü haberlerde görüyor ve olaylar bu şekilde başlıyor. (Olayların başlaması yaklaşık yüzüncü sayfada falan, ilk yüz sayfaya dayanan herkesi, kendim dahil, tebrik ederim.) Neyse işte Rachel kadının öldüğünü görünce bir polis edası ile yardımcı olmak icabında olaylara dahil oluyor. Ah Rachel bebeğim yüce rabbim sana o burnu nefes al diye verdi, her şeye sok diye değil...
Diğer bir karakterimiz, Anna. Azıcık da bundan bahsedeceğim. Anna pisliğin teki çıktı Rıza baba
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖