Dolmabahçe’nin odaları sessiz, perdeler kapalıydı. Atatürk haftalardır yatağındaydı; artık hastalığın son evresindeydi.
Paris’ten gelen son ilaçlar çoktan kullanılmış, bir daha sipariş verilmemişti. Doktorlar çaresizdi, her biri biliyordu: yapılacak hiçbir şey kalmamıştı. Bir zamanlar cephelerde dimdik duran o beden, şimdi yorgundu.
Ama gözleri hâlâ inatla açıktı sanki son bir kez daha bu millete bakmak ister gibiydi.
Dolmabahçe’nin içinde zaman ağır akıyordu.
Herkes sessizdi, herkes aynı korkuyu taşıyordu: Bir liderin son nefesine iki gün kalmıştı…
Bugün 8 Kasım…
O’nun son nefesini vermesine iki gün kaldı.
Dolmabahçe’nin perdeleri kapalı, İstanbul’un üstüne hüzün çökmeye başlamıştı.
Ve biz, her yıl bu günlerde, o sessiz bekleyişin ağırlığını yeniden hissederiz…
Bir milletin kalbi, 09.05’e doğru yavaş yavaş susmaya başlar.