Her üç işgal de, yani Mısır'ın Napoléon, Mekke'nin Vehhabiler ve Suriye'nin de İbrahim Paşa tarafından işgali Arap topraklarında Osmanlı idaresine alternatifler olduğunu göstermişti. Avrupalıların işgalini, kabile savaşçılarının ideolojik olarak güttüğü veya daha güçlü bir askeri gücü elinde tutan başka bir despotun idaresini içeren bu işgallerin hiçbiri geleneksel Sünni Müslüman elitler için özellikle çekici değildi. Yaklaşık olarak otuz yıl içinde meydana gelen bu sorunlar tek bir neslin üyelerinin en azından dolaylı olarak üçünü de deneyimlemelerine yol açtı. Bu olayların yarattığı travma açık bir şekilde işgallere belli bir mesafeden tanık olanları bile sarstı. Onlar için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı ve birçoğu geleceğin getireceği mühim değişiklikleri me rak etmiş olmalıydı. Bir zamanlar Osmanlı hanedanının sağladığı güvenlik hissinin yerini şimdi eski düzenin gelecekteki şiddetli saldırılar karşısında ayakta kalacak kaynaklara sahip olup olmadığı konusunda belirsizlik almıştı. Eğer değişimin şiddetli temsilcilerinin Osmanlı Arap topraklarının halklarına bir mesajı varsa, bu da gelecek yılların daha fazla acıya gebe oluşuydu.
Sayfa 172
Eğer Ortadoğu’da erken 19. yüzyılın “modern çağa” yol açan önemli bir değişim potansiyeline tanıklık ettiği konusunda bir fikir birliği varsa, Osmanlı Arap eyaletlerinde bu çağın tam ola rak ne zaman başladığı sorusu geçerliliğini hâlâ korumaktadır. Cevap büyük oranda kişinin coğrafi perspektifine bağlı. Nesiller boyunca Mısır'daki okul çağındaki çocuklar için bu sorunun cevabı 1798'de Fransızların Kahire'yi işgaliydi. Mısır'ın milliyetçi anlatısında, Batılı emperyalistler listesinde birinci sırada gelmesine ve sonraki yüz elli yıl boyunca Mısırlılara eziyet verecek olmasına rağmen Napoléon, ister Memlûk ister Osmanlı adı altında olsun Türklerin ülkede yüzyıllardır süren baskıcı idaresinin sonunu getirdi.⁶² Ülkede Fransızların çekilmesinin ardından çıkan anarşide, Mehmed Ali yüksek oranda merkezileşmiş bir Mısır ulus-devletinin doğmasına sebep olacak çeşitli tasarıları uygulamaya koyacaktı. Her ne kadar onunla ilgili tarihsel bir hüküm vermede, örneğin bir tiran mı yoksa aydınlanmış bir despot olup olmadığı konusunda farklı düşünceler olsa da, Mısır'daki çoğu insan Mehmed Ali'nin "modern Mısır'ın kurucusu" olduğu konusunda hemfikirdi.
Sayfa 169
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Biz marksistler hem pasifistlerden, hem [sayfa 11] anarşistlerden, her savaşın ayrı ayrı, Marx’ın diyalektik materyalizmi görüş açısından, tarihsel bir incelenmesi yapılması gerektiğini kabul ederiz. Her savaşta kaçınılmaz bir biçimde olagelen dehşete, zulme, sefalete ve işkenceye karşın, tarihte ilerici nitelikte pek çok savaş vardır; bu savaşlar (örneğin mutlakiyet ya da kölelik gibi) çok kötü ve gerici kurumların yıkılmasına ya da (Türkiye ve Rusya’da olduğu gibi) Avrupa’da en barbar despotlukların ortadan kalkmasına yardım ederek, insanlığın gelişmesine hizmet etmişlerdir. Bunun için, bugünkü savaşın da tek başına tarihsel özelliklerini incelemek zorunluluğu vardır. MODERN ZAMANLARIN TARİHİNDE SAVAŞ TÜRLERİ Büyük Fransız Devrimi ile insanlık tarihinde yeni bir çağ açılmıştır. O zamandan Paris Komününe kadar, yani 1789’dan 1871’e kadar, ulusal kurtuluş için verilen bazı savaşların ilerici bir burjuva niteliği vardır. Bir başka deyişle, bu savaşların başlıca içerikleri ve tarihsel anlamları, mutlakiyeti ve feodalizmi devirmek, hiç değilse bu kurumların temelini sarsmak ya da yabancı boyunduruğundan kurtulmaktı. Onun içindir ki, bu savaşlar ilerici savaşlardı ve bu gibi savaşlar verilirken bütün içten devrimci demokratlar ile sosyalistler, feodalizmin ve mutlakiyetçiliğin temellerini yıkan ya da en azından bu temelleri sarsan, ya da yabancıların baskısına karşı savaşım veren tarafa (yani burjuvaziye) daima sevgi duymuşlardır. Örneğin, Fransa’nın verdiği devrimci savaşlar, yabancı toprakların Fransızlar tarafından yağma edilmesi ve ele geçirilmesi gibi bir unsuru da içerdiği halde, bu unsur, ihtiyar ve köleci Avrupa’daki feodalizmi ve mutlakiyeti paramparça eden bu savaşların temel tarihsel anlamını zerre kadar değiştirmemiştir. Fransa-Prusya savaşında Almanya,
Sayfa 12 - Eriş Yayınları
Alıntı
Efendim, bu dünyanın hali bir döngüden ibarettir. Yenilik diye insanlar kendilerini aldatıp duruyor. Yenilik yok. Eskimiş, unutulmuş fikirleri başka isimler takarak yeni adıyla meydana çıkarıyorlar. İşte yenilik bu! Siyaset de öyle... Moda da öyle... Tarih de öyle... Her şey öyle... Büyük İskender zamanı neyse Napoléon da o, şimdiki vakit de o...
1000Kitap
Futbol o kadar sinematografik ki aklıma Conrad'ın bir hikâyesinden uyarlanan, seneler boyu durmaksızın düello yapan ve -filmin sonundan bayağı önce- birinin ölümü veya çekilmesi veya pes etmesinin şüphesiz ikisinin de yenilgisi olacağını anlayan iki Napoléon dönemi Fransız subayını anlatan Düellocular filmi geldi. İkisi de birbirini, asla ittifak veya iş birliği yapmayacakları üçüncü bir rakip önünde savunurdu. Eski düşmanlara neredeyse dostlar kadar iyi bakmak lazım. Yani, sadece doğrudan çarpışanlara, fedai veya kiralık katil tutmayanlara. Bugünlerde böylesi az bulunuyor.
Sol Ayakla Altı Çalım·Kitabı okudu
Avrupa'da üstünlük sevdasına düşen Fransa, doğudaki "geleneksel" müttefiki Türkleri terk ettiği dönemlerde (XIV. Louis ve Napoleon), ezelî rakipleri Avusturya ve İngiltere karşısında yalnız kalmıştır.
Sayfa 188 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih