“Neye dönüştüğünü gösterdiği için kullanmaktan tiksindiği bir eşyaydı ayna. Çirkinliği, anormal ten rengi, zavallı hastalıklı yüzü ve endişeli bakışları… Prenses olma hayalleri kurarken aşağılanmanın ve alay konusu olmanın objesi haline gelmiş narin, tatlı bir kız. Bir panayır hayvanı gibi yerel bir merak konusu.”
Alıntı
ölüm herkes için
Ne kadar zalimsin ey ölüm! Sağlam iki ayak ve taştan bir yürekle hedefine doğru ilerliyorsun.Yorulmuyorsun, bıkmıyorsun, merhamet etmiyorsun. Ne gözyaşları sarsabiliyor seni ne de ümitler şefkatli olmanı sağlayabiliyor. Narin kalplerimizi çiğniyorsun, arzu ve hayallerimizi görmüyorsun. Ömrünün parlak baharında olsa bile avın, onu avlamaktan vazgeçmiyorsun.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"... gelinciğin özelliği çok narin, nahif ve zarif bir çiçek oluşudur. Dalından koparıldığı andan itibaren birkaç dakika içinde parlaklığını, canlılığını ve güzelliğini yitirir. Kırmızı yapraklarından birini koparırsanız diğer üçü kendini bırakır, salar ve sarkar. Elinizle yapraklarından birine fiske vurun, derhal zedelenir ve solmaya yüz tutar. En küçük şiddet, hoyrat muamele ve sarsıntıda bile yara alıp zedelenen bu çiçeğin kadına benzetilmesi çok manidardır. Erkekler kadınların bir gelincik çiçeği kadar narin olduğunu bilmeli, ona göre davranmalı, gelinciğin hoyrat tavırlara, şiddete, haksızlığa maruz kalmak bir yana el üstünde tutulması, kırmızı renginin asaleti ve güzelliği içinde renginin soldurulmaması gerektiğini bilmeli ve ona göre davranmalıdırlar."
Sayfa 47 - Alfa·Kitabı okudu
Kadınlar pek özel ve narin varlıklardır aziz dostum.
“İlk görüşte kanım kaynadı” dedi heyecanla. “Öyle narin, öyle kırılgan, öyle güzel ki...” “Anlaşıldı” diye güldü Şaziye. “İyicene tutulmuşsun sen. Neyse... Anamın istediği de bu değil mi? Seni bir an önce baş göz etmek için deli oluyor. Söyle de gidip isteyelim, bitsin bu mesele. Kimin kızı bu gelin namzedi?” Kendi kendine konuşur gibi, “Adı Patricia” diye mırıldandı Tacettin. “Omorfia’nın kızı.” Yaz ortasında ansızın bastırıveren beklenmedik bir ayaz, önünde durulması imkânsız bir fırtınaydı ablasının bakışları. “Deli misin sen oğlum?” diye kükredi Şaziye. “Anam duysa parçalar seni. Ya babam? Yüreğine indireceksin koskoca Hacı Ali Bey’in. Aklını başına devşir! Duymamış olayım bu dediklerini. Ne sen söyledin, ne ben duydum!” Yanlış limana sığınmaya kalkmıştı galiba Tacettin. O güne kadar sakin, uysal, ılımlı tavırlarıyla gönlünün tahtına oturttuğu ablasının, “Omorfia’nın kızı” lafını duyar duymaz pamuklu, yumuşacık fistanının altından tırnaklarını çıkarıp bir anda aslan kesilivereceğini hiç aklına getirmemişti doğrusu.
Doğan Kitap·Kitabı okuyor