Genellikle iki tür sevgi ayırt edilir; bunlardan biri müşfik sevgi olarak adlandırılır ve bizi sevilen kişinin iyiliğini istemeye sevk eder, diğeriyse şehvani sevgi diye adlandırılır ve bizi sevilen şeyi arzulamaya iter. Ama bana öyle geliyor ki bu ayrım sevginin özüyle değil, sadece sonuçlarıyla ilgilidir.
Ve bazen iyiliğin sürmesi bıkkınlığa ya da iğrenmeye neden olur, oysa kötülüğün sürmesi hüznü ya da kederi azaltır. Nihayet geçmiş iyilik de üzüntü getirir ki bu da bir tür kederdir, geçmiş kötülük ise neşenin bir çeşidi olan sevinci ya da ferahlığı getirir.
Zira sadece henüz sahip olamadığımız bir iyiyi elde etmeyi ya da başımıza gelebileceğine hükmettiğimiz bir kötüden kaçınmayı arzuladığımızda değil, ama ayrıca yalnızca bir iyinin korunmasını ya da bir kötünün yokluğunu dilediğimizde de apaçıktır ki tutku her zaman geleceğe bakar.
Felsefe için en büyük tehlike, felsefe yapan kişinin kendini aldatmasıdır - tam bilinçten
en ufak bir biçimde sapmağa; ödün vermeğe;
"bu kadarı da yeter" demeğe
eğilim duymasıdır.