Onu ne beni ne kadar üzdüğüyle ne de mutlu etmişliğiyle anarım. Kuşkusuz biri olmasa diğeri olamaz ve biri o kadar aşağı çekmese öteki öyle yukarı çıkaramaz. Pamuklara sardığım hazzım ne biri ne diğeri yani, asıl olan o kamikaze, düşerken de fırlarken de yüreğimin ağzıma gelmesi, tekinsiz uçuşum ve tümünün müsebbibi o güzel surat.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Onların yaşamlarının mutlu koşullarını anlatmama, zihinlerini ve karakterlerini övmeme gerek var mı? Sadece tüm insanların böylesine yüce bir bireyselliğe sahip olmasını ve kendilerini bu insanların bulunduğu gibi elverişli bir konumda bulmasını dilerdim. Peki Goethe ne demiştir?
Hepimiz yaşamdan muzdaribiz.
Kaderin kendisini bilhassa kayırdığı bir insan olarak her zaman övüldüm; şikayet etmek istemem, yaşamımın akışına karşı da hırçınlaşacak değilim. Ancak temelde bu yaşam, çaba ve emekten başka bir şey değildi ve yetmiş beş yılımda dört hafta bile gerçek bir rahatlık yüzü görmediğimi kesinlikle söyleyebilirim. Bu, her seferinde yeniden yukarı kaldırılması gereken bir taşın sonsuza dek yuvarlanıp durmasıydı.
— (Eckermann ile Konuşmalar)
Peki ya Humboldt ne der?
Ben bir aile babası olmak için yaratılmamışım. Dahası, evliliği bir günah, üremeyi ise bir suç olarak görüyorum.
Ayrıca, evlilik boyunduruğunu kendi rızasıyla boynuna geçiren kişinin bir aptal, hatta daha da ötesi bir günahkar olduğuna ikna olmuş durumdayım. Aptaldır, çünkü karşılığında denk bir bedel almaksızın özgürlüğünü çöpe atar; günahkardır, çünkü çocuklara onların mutluluğunu garanti altına alamadan hayat verir. İnsanlığın her katmanından tiksiniyorum; soyumuzun bizden çok daha mutsuz olacağını öngörüyorum. Bu öngörüye rağmen çoğalmayı, yani mutsuz varlıklar dünyaya getirmeyi planlasaydım bir günahkar olmaz mıydım?
Yaşamın tamamı en büyük saçmalıktır. İnsan seksen yıl boyunca çabalayıp araştırdığında, nihayetinde tüm bu çaba ve araştırma sonucunda hiçbir şeyin kazanılmadığını kendi kendine itiraf etmek zorunda kalır. Hiç değilse bu dünyada neden var olduğumuzu bilseydik. Fakat düşünen insan için her şey gizemli kalmaya mahkumdur ve bir budala olarak doğmak hâlâ en büyük mutluluktur.
— (Anılar)
“Hiç
Yaşama istencinin en histerik tapınıcısı bile— insanın yemek, yaşamak ve giyinmek zorunda olduğu için emekten tamamen azade olamayacağını akılda tutarak— ne daha iyi bir toplumsal düzenin ne de daha iyi bir yaşamın koşullarını kendi içinde taşıyan varlıkların mümkün olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır; çünkü biz tüm insanlara soylu bir bireysellik verdik ve yaşamdan, temelde onunla birleşmiş olarak görülemeyen her şeyi söküp attık.
Dolayısıyla, hiçbir insani gücün yaşamdan koparamayacağı geriye sadece dört kötülük kalır: Doğum sancıları, ayrıca hastalık, yaşlılık ve her bir bireyin ölümü. En mükemmel Devlette bile insan acı içinde doğmalıdır; az ya da çok sayıda hastalığın içinden geçerek yolunu bulmalıdır; eğer gençliğinin baharında
Nornlar biçmezse onu
— Uhland
yaşlanmalıdır, yani fiziksel olarak çökmeli ve zihinsel olarak körelmelidir; nihayetinde de ölmelidir.
Varoluşla birleşmiş daha küçük kötülükleri hiçten sayıyoruz; yine de bunlardan birkaçını anmak isteriz. İlk olarak, yaşamın üçte birini çalan uyku vardır (eğer yaşam bir sevinçse, o halde uykunun kendiliğinden bir kötülük olduğu aşikardır); sonra, insanın dünyada yolunu bulabilmesi için yalnızca idealarla ve onların tutarlılığıyla gerektiği ölçüde tanışmasına hizmet eden ilk çocukluk dönemi gelir (eğer yaşam bir sevinçse, o halde ilk çocukluk doğası gereği bir kötülüktür); sonra, Eski Ahit'te haklı olarak ilahi bir lanetin sonucu sayılan iş (emek) gelir; son olarak da Papa III. Innocentius'un şu şekilde derlediği çeşitli kötülükler:
Lekeli bir üreme, anne karnında tiksindirici bir beslenme, insanın geliştiği maddenin kötülüğü, iğrenç koku, salya, idrar ve kusmuk salgısı.
Bu kötülükler çok önemsiz sayılmasın. Sinirleri belirli bir incelik düzeyine ulaşmış olan herkes, bunların çoğundan haklı olarak
Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde "insan" dünyasında tek gerçek şey bu.