Üşüyorsun çünkü yalnızsın, görüştüğün hiç kimse içindeki ateşi yakamıyor; hastasın çünkü en güzel duygular, insana bahşedilmiş en tatlı ve en yüce duygular senden hep uzakta; aptalsın çünkü acı çekmene rağmen seni bekleyen şeylere ulaşmak için ne onlara gel diye işaret ediyor ne de kendin bir adım atıyorsun.
Evet, bir insanı anlamak ve ona gerçekten de yardımcı olmak çok zor bir şey. Çoğu insanın kafası çelişkilerle, ruhu komplekslerle dolu ve ne istediğini bilmiyor. Ama yine de, onun söylediklerini anlamaya çalışmak, söylemedikleri hakkında fikir yürütmekten daha doğru geliyor bana.
Hayır Nastyenka, sizinle benim istediğimiz yaşama özgü o tatlı uyuşukluğu ne yapsın o? O bunun kötü, acınası bir yaşam olduğunu düşünür ve günün birinde o hazin çanın kendisi için de çalacağını, günün birinde bütün o düşlerle dolu yıllarını o acınası yaşamın bir günü için bile feda edebileceğini aklına bile getirmez; üstelik bunu mutluluğu uğruna, talihi uğruna da yapmayacaktır, kederin, pişmanlığın ve dizginlerinden kurtulmuş acının saati geldiğinde, seçme şansı olmayacaktır. Ama henüz o büyük an gelmemiştir. Hiçbir şey arzulamaz, çünkü o an bütün arzuların üzerindedir, çünkü her şey yanı başındadır, çünkü istediği her şeye fazlasıyla sahiptir, çünkü o kendi yaşamının sanatçısıdır ve eserine her an canının istediği süsü ekleyebilir. O masalsı, düşsel dünya da öyle kolay öyle doğallıkla ortaya çıkar ki!.. Sanki bütün bunlar serap değil de gerçektir. Cidden bazen bir anlığına da olsa bütün bu yaşamın duygusal kabarışlar, yanılsama, bir algı çarpılması değil, basbayağı gerçek, hakiki, canlı olduğuna inanmaya hazırdır.
Daha önce de buradaydım,
Ama ne zaman, ya da nasıl, anlatamam
Kapının dışındaki çimenleri biliyorum,
Tatlı keskin kokuları,
İnleyen sesleri, sahildeki ışıkları.
Daha önce de benimdin sen...
( Dante Gabriel Rossetti)