• Fakat yoruldum albayım. Artık hiç bir şey yapmak istemiyorum. Gerçekten hiç bir şey yapmak istemiyorum. Hiç bir şey yapmak
    istemiyorum. Korkuyorum. Hiç bir şey yapmak istemediğim için kötü bir şey yapmak istemiyorum. Yavaşça yukarı çıkmalıyım. Albaya belli etmemeliyim. Korkuyorum albayım. Beni tutacak mısınız acaba? Hayır, albayıma belli etmemeliyim. Acaba ağlar mı? Yazık, ben göremeyeceğim. Bu oyunu kendi başınıza oynayacaksınız albayım. İsterseniz ben daha önce yazarım size bütün ayrıntılarıyla. Hikmet’in yükselişi ve düşüşünün son kısmı olur bu. Yorgun da olsam yazarım. Bir dakika dursam. Düşünsem. Düşünemiyorum. Düşünemediğimi belli etmemeliyim. Sonra şüphelenirler. Beni götürürler.
    Nereye? Biliyorsun. Hayır. Bilmiyorum işte. Dinlemiyorum. İşte, oturmuş kitap okuyor albay. Ne var ne yok albayım? Oyun sanmalı. Kimseye belli etme, olur mu? Ben gidiyorum albayım.
  • Bak yıllar geçer
    Sever biri beni de sen gibi…
    Laf lafı açar…
    Ne bileyim hiç aşık oldun mu der durup dururken…
    Yok desem…
    Ona yazık…
    sana ayıp…
    Bana günah…
    Dile haram…
    Sussam…
    Gözlerimi kaçırsam…
    Yutkunsam hafiften…
    Hani belli belirsiz gülsem
    Çenemle dudağımla oynasam
    Lafı değiştirmeye uğraşsam
    Ya da
    Bak kuş geçiyor diye çocuklaşsam…
    Yakışık almaz…
    Olmaz değil mi…
    İyi de ben bir daha sevemem ki böyle…
    Böyle maşuk olamam ki
    İnkar edemem
    Yok diyemem ki…
    Şimdi sana;
    Ya sen diyemem ki…
    Soramam ki…
    Olmaz ki…
    Kendi ülkemde vatan hasreti çektirme bana Ne olursun…
  • 328 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Çok acıklı ve gerçek bir hikayeyi bitirdim az evvel. Uzun zamandır ilk kez bir kitap beni ağlattı. Çok etkilendim ve tarihi, savaşları, insanlığı bir kere daha sorguladım, sorguluyorum ve sorgulayacağım. "İncir Kuşları" insanı gerçekten derinden sarsıyor.

    Hikayenin işlenişiyle ilgili beni rahatsız eden bir nokta oldu.
    •Felaket tellalı olan teyze.
    Romanda tarihi gerçeklerin anlatıcısı olarak bu teyze seçilmiş ve ciddi ciddi copy paste gibi duran bilgiler o anla harmanlanmadan okuyucuya iletilmiş hissi verdi bana.
    Bir telefon çalar, arayan teyzedir ve Boşnak tarihini anlatmaya başlar. doğruları söylemek gerekirse bir an önce bitsin diye okudum o kısımları.
    Savaşın başladığı bölümler ise bambaşka bir elden çıkmış gibi duruyor. Oraya geldiğinizde zaten romanı elinizden bırakamıyor ve ağlamaya başlıyorsunuz. Kısacası kopukluklar hissettim ben, bu beni romana başladığım zamanlarda biraz rahatsız etti ama aşk, savaş bölümleri onun üstünü kapattı yani o kopukluğu giderdi.

    Anlatılanlar kurgu değil. Kitapta bir kişinin yaşadıkları gibi gözüken olaylar, savaşta binlerce kişinin başına gelenler anlatılıyor.
    Bu yüzden kitap için ‘beğendim’ sıfatını kullanamayacağım. Bana göre en doğru tanım "Etkilendim." Çok fazla etkilendim olabilir.

    Gerçek olayları anlatan kitaplara karşı ayrı bir ilgim vardır her zaman. İncir Kuşları da yakın dönemde yaşanmış gerçek olaylara dayanıyor.
    Suada'nın hayatını pencere olarak alıp diğer kurbanların yaşadığı mezalimi , yüz karası savaşı anlatan bu kitap ilk kısımlarında alelade bir anlatımı olsa da savaşın başladığı kısımda aklınız sadece tek suçu başka bir kitaba inanmak olan insanların "tüm dünyanın şahitliği eşliğinde" kıyımına kilitleniyor. Gerçek dünyada insanların birbirine yaşattıklarına hiçbir kurguda rastlanamıyor ve o zaman anlıyorsunuz ki gerçek öykülerin iyi bir yazardan çok cesur bir yazara ihtiyacı var.

    Spoiler

    Kitapta 1992-1995 yılları arasında Sırp ve Çetnikler tarafından katledilen Müslüman Boşnak’ların soykırım gerçeklerini okuyoruz.
    Her şey apaçık ortada. Gerçekler çok can yakıcı. İnançları yüzünden katledilen bir millet. İnançları yüzünden tecavüze uğrayan bir millet. Sistematik olarak Sırp doğurmaları amaçlanan Boşnak’lar...
    "Bir savaşta kadınları kullanmak alçakça bir yöntemdir."
    "İncir Kuşları"bir aşk kitabıymış gibi başlıyor gibi gözüksede asla bir aşk romanı değil. 1992'de yaşanan Hristiyan Sırpların, Müslüman Boşnaklara yaptıkları "Boşnak Katliamını" anlatıyor.

    Bende katliamı bu kitapla birlikte öğrendim açıkçası. Hani bazen soruyorlarya kitap
    okuyorsun tamam da sana ne fayda sağlıyor? Diye bunun gibi birçok fayda sağlıyor emin olun.

    Aynı ırktan geliyorlardı, aynı dili konuşuyorlardı, bir tek dinleri farklıydı. Biri müslüman boşnak genci, diğeri ise hıristiyan sırp'tı. ikisi de konservatuardaki aynı boşnak kızına âşık olmuşlardı. ve bir gün bu iki genç, suada'ya aşklarını ilan ettiler. ancak gençlerden biri aşkına karşılık bulmuş, diğeri ise "kalbimde iki kişiye yer yok" cevabını almıştı. takvim 6 nisan 1992'yi gösterirken bir bomba düştü Suada patlak veren savaşın estirdiği rüzgârda âdeta savrulan bir yaprak gibiydi.

    savruldu, savruldu, savruldu

    Sonra da kader onu bir zamanlar "kalbimde iki kişiye yer yok" dediği genç adamın eline esir düşürdü. genç adam, o gün ela gözlü çöl ahusuna bakmış "kader bizi ne inanılmaz bir şekilde birleştirdi, görüyor musun Suada?" demişti. modern zamanlarda avrupa'da yaşanmış bir soykırımda, kadere inananların romanıdır incir kuşları

    "Sırplar yüreğimi ateşe tuttular
    ben hiç yanmadım
    geceleri soyunup koynuma girdiler
    ben hiç sevişmedim
    atalarıma küfürler savurdular
    ben hiç duymadım
    en sonunda beni hamile bıraktılar
    ben hiç doğurmadım..."

    Savaşlarda onca yaşananlar insanoğlunun en karanlık ve en vahşi taraflarına ait öykülerse, makineli tüfekler ve top mermileri art arda patlayıp etrafa ölüm saçıyorsa, tecavüz mağduru zavallı kadınlar 'nefret çocukları'nı dünyaya getiriyorsa...
    ne yazık ki savaştan geriye kalan bu pislikleri temizlemeye göğü yararak bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun dahi gücü yetmez..."

    Masal gibi başlayıp belgesel gibi devam eden kitabın sonlarına doğru boğazım düğüm düğüm okuduğum bu kitabı yazmaya ben cesaret edemezdim ve

    İncir Kuşları şöyle son buluyor; Boşnakların deyimiyle herkes ‘Allah’a emanet...’

    Not:

    Her türlü aşağılamaya maruz kalan, acımasızca katledilen, babalarının gözleri önünde tecavüze uğrayan, s... kölesine dönüştürülen kadınlar, sevdiklerini birer birer kaybeden insanlar. bugün hâlâ Sırbistan'da duvarlarda, boşnak ve türkler hakkında iğrenç yazılar bulunuyormuş

    Öneriler:

    Okumaya başlamak istiyorum ama bir türlü kitabımı bulamıyorum diyen arkadaşlar için genelde Sarah Jio kitaplarını öneriyorum biliyorsunuz bu önerilerime bu kitabı da ekleyebilirim. Oldukça sürükleyici ve sizi de bu katliam hakkında bilgi sahibi edecek. Tabii ki yalnızca kitapları okuyarak bu katliam hakkında yeterli bilgiyi edinemezsiniz ancak kitapları okuyan herkesin katliama dair bir araştırma yapacağından eminim. Merak eden ilgilenen tüm okurlara tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar dilerim :)

    İncir Kuşlarını tavsiye eden ve Boşnak Katliamını öğrenmeme yardımcı olan Tansu Hanıma Teşekkür ederim :)
  • Uluslar bazen etkili kurumlar hayata geçirmeyi ve zenginliğe erişmeyi de başarırlar; fakat ne yazık ki bunlar nadiren görülen durumlardır. Çoğu iktisatçı ve siyasetçi "meseleyi doğru anlamaya" odaklanır. Oysa asıl odaklanılması gereken yoksul ülkelerin neden "meseleyi yanlış anladıklarına" açıklama getirmektir. Konuyu yanlış anlamak genellikle ne cehaletle ne de kültürle ilgilidir. Bu ülkeler iktidardakiler yoksulluğa yol açacak seçimler yaptıkları için yoksuldur. Meseleyi hata ya da cehalet yüzünden değil kasten yanlış anlarlar. Buņu anlamak için iktisadın ve yapılması gerekenleri söyleyen uzman tavsiyelerinin ötesine geçip kararların gerçekte nasıl alındığı, bunları kimin aldığı ve bu insanların neden bu kararları aldığı incelenmelidir.
  • " Bir daha asla giymeyeceksem onları şayet, anlamı yok eteklerimin o sandalyenin üstünde sağ kalmasının yahut,bir daha gözlerim gezinmeyecekse üzerlerinde,kitaplarımın raflarda soluk alıp vermesinin;küpelerim, kolyelerim ve yüzüklerim hiçbir zaman gelmeyecek sıralarını bekliyor kutularının içinde; daha bu öğleden sonra satın aldığım yeni diş fırçam çöpe gitmek zorunda artık,kullanıldı bir kez yazık; kişinin hayatı boyunca topladığı tüm ufak tefek eşyalar birer birer atılacak ya da dağıtılacaklar,ah, ne kadar da çoklar;akla sığmıyor her birimizin sahip olduğu ve bir evin içine doldurduğu eşya sayısı,bir vasiyet bırakmayacaksa ardında,ne vakittir düşünmeye başlamadıysa hepsini bırakıp gitmeyi yahut çok yakında işe yaramaz olacaklarını."
  • “Yazık”, dedi Leyla Hanım. “Ne düşündüğünüzü bilemeyeceğiz.”
  • Belki ikimiz de kendi başımıza birer dünya kurduk birlikte yaşarken. Şimdi eski dünyama dönmüş bulunuyorum ve bunun eski bir dünya olduğunu, usandırıcı tekrarlarla dolu olduğunu ve ne yazık ki kendimin de bu can sıkıcı romanın bir parçası olduğumu, yeni yalnızlığımın içinde anladım. Artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. Bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini...