Mike Tanrı'yı seviyor ve kiliseyi kutsal bir yer olarak görüyordu, ama ona hep kendisinin bir çobanı takip eden bir koyun olduğu söylenmişti. Hiçbir dini öğretmen ona kendisinin bu güce ( yaşamını planlama gücüne) sahip olduğunu söylememişti.
"Eflatun, eğer bu böyleyse, kilisede bize bunu neden öğretmiyorlar?"
"Kilise sana Tanrı hakkında her şeyi söylemeyecektir, Michael. Bazen o sana insanlar hakkında ve onların Tanrı hakkında ne düşündükleriyle ilgili epey şey söyler."
Eflatun herhangi bir insanı eleştirmiyor veya yargılamıyor, sadece olgulardan ve gerçeklerden söz ediyordu.
"Kilise yanılıyor mu?" diye sordu Mike.
"Michael, gerçek daima gerçek olarak kalır ve tüm dini sistemlerinizde gerçeğin parçaları bulunur. Tanrı gerçeğini aradığınız için size çok saygı duyulur. Sevgi, mucizeler ve bazı evrensel gerçekler ibadet yerlerinizde belli bir derecede temsil edilir. İşte bu yüzden sen oraya gittiğinde Tanrı'nın Ruhu'nu hissediyordun. Ruh, tüm olgular bilinmese bile, arayışı onurlandırır. Şimdi, gerçeği işitirken bile kendi gerçek varoluşunu göremediğini, onun bir perdeyle senden gizlenmiş olduğunu hatırla. Senin kilisene ve dünyadaki tüm spiritüel arayışlara çok saygı duyulur, çünkü onlar Tanrı'yı -ve ruhsal gerçeği arayışı temsil ederler. Burada üzücü olan tek şey, insanların bu arayışı kontrol etmeleri, onu sınırlayarak güçlenmesini engellemeleri, kontrolleri altında bulunanları korku ile diğer insanlardan ayırmalarıdır."
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı. Zorluklar güçlü. Hüzün insanı insan yapar. Yenilgi mütevazı. Tanrı'ya asla 'neden ben?' diye sormayın. Ne olacaksa olur.