İşten geliyorsun, kış soluğun saçaksız kuşlar
İki omuzunda bitmiş gün
Ellerinden tutuyorum
Birden ölüyorsun.
"Bugün çok güzelsin" diyor Ayşegül Hemşire
İçinde bir nazlı göl usulca yapraklanıyor
Tam kendini seveceksin
Ölüyorsun
"Kahvaltı yapmıştık. Masa öylece duruyordu. Yumurta kabukları, peynir, zeytin, soğumuş çaydanlık. Konuşmuyorduk. Biz Arzu'yla uzun süredir Konuşmuyorduk, konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil, her konuşma ikimize de acı verdiğinden. Ben elimde kumanda sürekli kanal değiştiriyordum. O pencerenin önünde oturmuş, gökyüzüne bakıyordu. Gökyüzü kapkaraydı, bulutlar yere düşecekmiş gibi sarkmıştı. Birden bana döndü. Sana tutunuyordum, kopardın dedi. Korkunç bir sıkıntı çöktü içime. Duramadım. Kalktım, montumu alıp evden çıktım. Arkamdan kendini atmış, balkondan."
“Deborah, bu çocukların kolayca ve güle oynaya geldikleri bu aşamaya ulaşabilmek için bu yetilerini ve istencinin her damlasını kullanıp tüketmek zorunda kalmıştı. Aralarındaki duvar hala yerli yerinde duruyordu, her zaman da duracaktı. Şimdi bu duvarın ötesini, dünyanın görkemli güzelliğini sunduğu yeri görebiliyordu, ama onun yalnızca canlı kalabilmek için bile büyün gücünü harcaması gerekiyordu.”