Gümüş ve diğer metaller parlaklığını çabucak yitirir ancak altın parlaklığını odanın karanlığını aydınlatmak için sonsuza dek korur. Altına bu nedenle inanılmaz bir saygı duyuluyordu.
İmreniyorum sana cesur öğrencisi denizlerin,
Saçları fırtınalarda ağaran ve gölgesinde yelkenlerin!
Çoktan mı ulaştın dingin rıhtıma-
Çoktan mı vardın sessizliğin hazlarına-
Ki yeniden çağırmakta seni gönül çekici dalgalar.
Haydi ver elini - yüreklerimizde aynı tutkular.
İçimizde uzak gökyüzünün, uzak ülkelerin özlemi
Bırakalım kıyılarını köhne Avrupa'nın
Ben, yorgun kiracısı yeryüzünün, bambaşka âlemler ardındayım;
Ey özgür okyanus, selamlıyorum seni.
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Farsçanın yalnız bir rakibi var idi ki o da Türkçe idi. Farsçanın bu rakip dil ile mücadelesi çoğunlukla başarısızlıkla neticeleniyordu. Daha İslâmiyet'in ilk asırlarında iki akım başladı ki bugüne kadar devam ediyor. 1- Edebî Farsçanın yavaş yavaş yerli İran konuşma lehçelerini zorlayarak ortadan kaldırması, 2- Türk dilini, edebî Fars dili de dahil, Fars dilini zorlayarak ortadan kaldırması. Dikkate değer ki bundan başka Türk dilinin asıl İran dahilinde yayılışı genişliyor, meselâ bir köye Türk ve Fars beraber yaşıyorlarsa sonunda Türk dili herkesim dili olarak kalıyor.
Ben eski ben değildim; çağırsaydım getirseydim de konuşsaydım onunla, duymaz anlamazdı beni. Yüzü eskiden tanıdığım bir adamın yüzü olurdu da benim yüzüm olmazdı, benim bir parçam bile olmazdı.