Kitabı okuyalı iki hafta oldu ama bugün okuduğum, en çok okununan Türk romanı olan, KÜRK MANTOLU MADONNA'yla bağdaştırdığım çok kısım olmasıyla da inceleme yazmaya karar verdim. Aslında kitabın bana yaşattığı duyguların etkisinden çıkamamış olduğumu fark etmekte beni bu incelemeyi yazmaya itti.
Hangi duygular? Aşk, nefter, intikam, üzüntü! Bu duyguları karakterlerle birlikte öyle yaşadım ki, iyiki okumuşum dediğim harika bir romandı. Okumayanlar pişman olurlar.
Alexandre Dumas (flis) kitabı öyle güzel ele almış ki, o zamanki Paris'in sığ demiyim ama fahişilere tiksinirekek bakan, fahişeleri insandan bile görmeyen toplumuna ters bir kitap yazmış. Bir fahişinin aşık olabileceğini, bir fahişenin duyguları olabileceğini insanların yüzüne çarpmış. Marguerita ve Armand Davul'un tutkulu ve hüzünlü hikayesi insanların kalplerine kesinlikle dokunuyor.
Özellikle Marguerita'yı bencil, para düşkünü, çıkarcı, ahlaksız ve iğrenç bir kadın olarak gören toplumun aksine -hatta yazarında nerdeyse böyle ele almış olmasına rağmen-aşkı en iyi hissettiren kişinin bu kadın olması, aşkı için yaptıkları ile tüm bilindikler tabuları yıkıyor.
Aşk ne büyülü ne ihtiraslı bir kavram değil mi? Özellikle bir fahişenin kalbinde aşkın yeri olabileceğini düşünmek, bir fahişenin de aşk gibi büyülü bir duygunun etkisine kapılacağını düşünmek zor. Oysa bu kadın öyle saf öyle güzel seviyor ki, kendisi bile inanmıyor, hatta bu aşkın sonunu getireceğine bile ihtimal vermiyor.
Ben asla insanları belirli kalıplara koyarak, insanları yargılayan biri olmadım. Zaten kitapların dünyasında olan insanların çoğu da böyledir. Bizim gerçek hayatta yargıladıklarımız, yazarların süslü, anlaşılır kalemlerinde döküldüğünde farklı bakış açıları kazanır ve yargıladığımız her şeyin aslında boşa olduğunu, bizlerin dünyaya,