Bazıları yaşayarak mutluluğa ulaşmaya çalışacakları yerde, mutlu olabilmek için kendi dışlarında "bir şeyin olmasını" bekler, ya da nasıl mutlu olunabileceği konusunda sonu gelmez tartışmalar sürdürürler.
İnsan, varolduğu günden bu yana sürekli olarak, içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur.
O dönemin tarih anlayışı Türk ve Müslümanları kapsıyordu. Bu da yaklaşık bin küsur yıllık bir dönem demekti. Oysa bu topraklardaki insanlık tarihinin izleri on binlerce yıl öncesine uzanıyordu. Ki, Fatih Sultan Mehmed gibi büyük padişahlar bunun ayrımındaydı. O yüzden, Fatih Sultan Mehmed, kendisine model olarak Büyük İskender'i seçmiş, "Ben Roma İmparatoruyum" demekten hiç çekinmemişti. Kaderin cilvesine bakın ki, ondan dört yüz yıl sonra hükmeden torunlarının vizyonu onun çok gerisindeydi. Bu ülkede, sadece bin küsur yıllık bir tarihe ilgi göstermek, sadece o dönemdeki kültürlere sahip çıkmak, en basit tabirle büyük bir cahillikti. Ve bu cehalet, Pergamon Altarı gibi muhteşem bir eseri Berlin'e taşımak isteyen Almanya'nın çok işine yaradı.