Rus bir yazarla tanıştım: ( Mihail Bulgakov )
Kitabın vurucu başlangıç cümlesini okuyarak başladığınızda( #22852226 ) birden kendinizi 1915’in o olağandışı ve sıcak savaş dönemine tezat oluşturacak şekilde dönemin oldukça soğuk Rusyasında buluyorsunuz. Anlatımı o kadar sade, esprili ve sonuç odaklı ki o atmosferden kitap boyunca çıkamıyorsunuz. Sanki bir köy doktorunun yanına bir sandalye çekip gelen envai çeşit insanla siz de ilgileniyorsunuz. Kitap başlangıcından itibaren gerek dönemin şartları gerek mesleğin zorluğu ve gencimizin tecrübesizliği olsun her satırda sizi esir alan duygu: Korku. Evet tam olarak korku. Bu korku, sadece mesleki olarak değil, bir morfin bağımlısının kendiyle mücadelesi, kışın en zor zamanlarında tabiat, hayvanlar ile mücadele, bolşevik isyanı döneminde askerler ile mücadele gibi çok daha kapsamlı olaylarda işleniyor. Sayfalar ilerlerken, Aman Allahım bu ters doğum ne zaman gelecek? Ya da - hiçbir röntgen cihazı vs. olmadığı bir kasaba sağlık ocağında - Nolur bu geceki kapı vuruluşu Fıtıktan dolayı olmasın!! gibi serzenişler ile korkuya ortak oluyoruz. 'Hah bu sefer paçayı kurtaramayacak!!' Dediğiniz çok an olacak.
Her şey bir yana aylar, ayları izlerken fakültesini yeni bitirmiş, 23 yaşında bir çaylağın teoride öğrenmiş olduğu bilgileri nasıl pratiğe dönüştürdüğüne tanık oluyorsunuz. Tabi ki bu dönüşüm söylerken kolay olduğu kadar yaparken ise gayet zordur hele ki tek başına iseniz. Tek başınalık’ı şöyle açıklamam gerekirse Köy Hekimi deyince aklınıza her şeyin bir arada bulunduğu bir kasabadaki ocak olarak gelmesin. Çünkü şehirden haberleri alabilmek için gazete bulmak için bile yolların kapalı olduğu kış şartlarında 4- 9 km yol gitmek gerekiyor. Yani bu Sağlık Ocağı Birkaç
"Berlin'de yalnızsınız değil mi?'' dedi.
- 'Ne gibi?''
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim... Öyle bir haliniz var ki...''
- 'Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım... Ama Berlin'de değil... Bütün dünyada yalnızım... Küçüklüğümden beri...'
“Tıp öğrencisi hastalığını duymuşsunuzdur” dedi.
“Tıp fakültesi öğrencilerinin kitaplarda okudukları her korkunç hastalığa yakalandıklarını düşünmesi durumunu mu diyorsun?” dedim.
“Evet. Bu çocuklar öğrendikleri hastalıkları takıntı haline getiriyorlar