Max Weber, 31 yaşındayken annesinin gözü önünde babasıyla sert bir şekilde yüzleşti ve onu suçladı. Bu olay, aralarındaki ilişkinin tamamen kopmasına neden oldu. Weber, babası onun şartlarını kabul edene kadar kendisiyle görüşmeyi reddetti ve annesine, kendisini yalnız ziyarete gelebileceğini söyledi. Bu gergin görüşmeden çok kısa bir süre sonra babası hayatını kaybetti. Bu ani ölüm, Weber’de ömür boyu sürecek derin bir suçluluk duygusu bıraktı. Tüm bu yaşananlar, Weber'in psikolojisinde çok güçlü bir Ödipus kompleksinin var olduğunu açıkça göstermektedir.
Aile
İki adım geriden başlayabilir miyim soruyu cevaplamaya? Anne-kız ilişkisi en özel ilişkidir diyerek habire oğlanı dışarıda tuttuk, neden? Çünkü oğlan çocuğunun gelişme sürecinde babaya asılarak zaten anneden kopmak uğruna kan ter içinde bir mücadeleden geçmiş olması gerek, zaten anatomimiz ve toplum el birliği edip anne-çocuk dediğimiz o ilişkiyi koparmak için elinden geleni yapıyor bu süreçte. Erkek olmak denen sürecin büyük bir kısmı anne ile kurulan ilişkiden kurtulmaktır. Aslında burada üveylik niye erdemlidir kısmına geri döneceğiz. Oğlanın şansı tam da annenin yetersiz olduğunu gördüğü noktada gözünü çevirebileceği başka bir ebeveyni olması. Onu dünyaya, tarihe, sokağa atacak, “Al oğlum, oyna” diyecek birinin olması gerek, “Git üstünü başını kirlet”, “Düş kalk” diyecek biri lazım. Ödipus kompleksi zaten annenin yetersizliğinin keşfi ile başlıyor, bir şekilde ebeveynin yetersizliğini idrak etmemiz gerekiyor. Burada annenin yetersizliğini idrak etmediğimiz sürece büyümeye ikna edilemeyiz. Peter Pan olarak kalırız, masal dünyasında kalırız. Bir de anne bu role sığınırsa, ben yeterim yanılsamasını anne yaratmaya çalışırsa, bu faciadır. O yüzden demin iyi anne-baba tarifi verirken iyi anne kocasını seven kadındır dedim. Annelik zaten çocuğuyla doğal olarak ilişki kurmaya yatkındır. İyi annelik de bir anlamda çocukla mükemmel bir ilişki kurmayı denemek ve vakti geldiğinde onu kırma işini kolaylaştırmaktır. O yüzden iyi anne o ikili ilişkiye üçüncü figürü sevgiyle davet eden ve “Bak ben bu adamı seviyorum
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eğer totem hayvanı babaysa, totemciliğin iki ana emri, yani çekirdeğini teşkil eden iki tabu talimatı (totemi öldürmemek, toteme dahil olan biriyle cinsel ilişkiye girmemek), içerik olarak Ödipüs'in iki ana suçuyla örtüşmektedir. Zira Ödipüs babasını öldürmüş ve annesini eş edinmişti. Yine bu durum, çocuğun ezeli iki arzusuyla da örtüşmektedir ki bu arzuların yetersiz biçimde bastırılması ya da bunların yeniden uyandırılmaları, bütün psiko-nevrozların çekirdeğini oluşturmaktadır.
Fransa'da Freudyen kavramlar -Ödipus kompleksi, anal sadistik evre, nevrozların cinsel kökenleri vs.- mezuniyet sınavlarına hazırlanan öğrencilere ve formasyon almakta olan öğretmenlere, tartışmaya kapalı gerçeklikler olarak öğretilmektedir. Freud'dan bahsedildiğini hiç duymamış olanların dahi günlük dillerinde gelişigüzel kullandıkları birçok Freudyen kavram mevcuttur ("yas çalışması," "bastırmak," "yüceltmek," "aktarım yapmak," "iğdiş edilmiş kadın" vs.).
Sayfa 13
Psikoloji
HİPOKRAT MI, HİPOKRİT Mİ?
(...) Aristo’ya göre, tracedyanın mîmârı Tespis’tir. Tespis’ten önce sahnede bir “koro” varmış, seyirci onu izler ve dinlermiş. Tespis ilk defa bir “oyuncu”yu korodan ayırarak onun karşısına koymuş; böylece bir “diyalog” ortamı oluşturmuş. Koronun karşısına geçen oyuncunun yüzü maskeliymiş, rol yapar, koroya cevab verir ve yığının (koro) hükümleri karşısında âsi bir kahramanı canlandırırmış. Yüzünün maskeli olmasından ötürü bu oyuncuya hypokrit derlermiş; bu kelime bugün hâlen Batı dillerinde “ikiyüzlü-riyakâr” mânâlarına gelir ve bazı sözde doktorlar “Hipokrat yemini” yerine “Hipokrit yemini” ederler… Diğer taraftan, maskeli, sorgulayan, karşı koyan bir “meçhul” ile, yüzü çıplak, her şeyi bilme ve yapma gücünü temsil eden bir “malûm”un sözkonusu diyaloğu, her zaman kahramanın feci âkıbeti ile, yığının intikamı ile (nemesis) son bulmaktaymış. İşte bu acıklı son, “tracedya”nın temel harcı olmuş! Fakat bu sanat, çok geçmeden, “dehâ”nın kendini bulduğu, verimli bir mecrâ hâline geldi. Eşilyus, Sofokles, Euripides gibi devler, birer tracedya şairi olarak zuhur ettiler. Eşilyus tracedyaya “ikinci oyuncu”yu getirmişti ve Aristo’ya bakılırsa, tracedyayı tracedya yapan kişi oydu. Sofokles, koronun karşısındaki oyuncu adedini üçe çıkarmış ve drama’nın mevzuunu da alabildiğine zenginleştirmişti. Bugün bile heyecanla okunabilen ve Freud’un “Ödip Kompleksi”ne zemin teşkil eden “Kral Ödipus” tracedyası onundur. Övripides’ten sonra ise, tiyatro, insanın iç sıkıntılarını, kendi ile hesablaşmasını ifade edebilir yetkin bir sanat hâline gelmiştir. Bu üçünden sonra, onlar kadar sevilen bir tek Agaton olmuştur; o da, “esatirî geçmiş”e dayanmadan, tamamen hayâlgücünden meydana gelen drama’yı ortaya koymuştur.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Dans ve Tiyatro. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
Açıkçası çocuk babasından nefret etmeye başlamış ve onun uzaklara gitmesini veya ölmesini istiyor olabilir. Böylesi bir tavır, her zaman uyum sağlayamamanın, Freudyen Ödipus kompleksinin sonucudur. Bu yapay bir sorun. Bir çocuğu döverek onda Ödipus kompleksi gelişmesine sebep olabilirsiniz, çocuğun her bir ebeveyne sosyal ilgi geliştirmesini sağlayarak da bunu engelleyebilirsiniz..
Sayfa 102 - Olimpos Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji