"Deleuze Okuması Üzerine Notlar"
Puan vermedi·464 syf.·
2026 39. kitabı
Deleuze'ün makalelerini ve söyleşilerini bir araya getiren bu derleme, adeta bir düşünce labirenti gibi. İktidardan psikanalize, delilikten sanata kadar pek çok yere uğruyor. Okurken altını çizdiğim ve üzerine en çok düşündüğüm yerlerden birkaç not paylaşmak istedim. Ama şunu da söylemeliyim, yakaladıklarım bütün bunların içinde küçük bir nokta gibi :) Özellikle iktidar üzerine söyledikleri bugün için bile fazlasıyla tanıdık geliyor. Çünkü ona göre iktidar artık bir kralın ya da tek bir kişinin elinde değil; her yere yayılmış durumda. Medyada, bürokraside, kurumlarda, gündelik ilişkilerde... Çoğu zaman kararları gerçekte kimin aldığını göremiyoruz ama bu görünmez düzenin en çok kimi ezdiğini görebiliyoruz. Bunu okurken, görünürde güçlü duran liderlerin bile çoğu zaman daha büyük bir mekanizmanın parçası gibi işlediğini düşündüm. Deleuze'ün dikkat çektiği bir diğer nokta da dilin bu yapının dışında kalmaması. Dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda yönlendiren, şekillendiren, neyin nasıl olması gerektiğini hissettiren bir alan. Nasıl yaşamamız, neyi istememiz, nasıl davranmamız gerektiği çoğu zaman fark etmeden oradan geçiyor. Bence kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri de adını aldığı "Issız Ada" metaforu. Deleuze iki tür adadan söz ediyor: Bir kısmı anakaradan koparak oluşuyor, bir kısmı ise okyanusun derinliklerinden, volkanik patlamalarla sıfırdan doğuyor. Ama onun asıl ilgilendiği şey coğrafya değil; insanın iç dünyası. İnsan bazen gerçekten de kendi adasına çekilip alıştığı kimliklerden , rollerden ve kurallardan uzaklaşmak istiyor. (Keşke yapabilsek :) Bu yüzden de Robinson Crusoe'yu eleştiriyor. Çünkü Robinson adaya düştüğünde yeni bir dünya kurmuyor; eski dünya düzenini oraya taşıyor. Çalışma, mülkiyet ve ahlak anlayışı değişmiyor. Yani fiziksel
Felsefe
Issız Ada ve Diğer MetinlerGilles Deleuze · Bağlam Yayıncılık · 200928 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 106. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 00:00
"SEVGİ VE CİNSELLİK" Sevgi ve cinsellik… İnsanlık bu iki kelimeyi yüzyıllardır bir elinde gül, diğer elinde bıçakla taşıyor. Çoğu düşünür bu iki gücü ya putlaştırdı (Platon’un kanatlı aşkı) ya da lanetledi (Kilise Babalarının günahkâr teni). Ama bir adam geldi, bu iki şeyin aynı madalyonun iki yüzü değil, filmin kendisi olduğunu söyledi: Sigmund Freud. Freud’un bu konudaki üç makale’sini okumak, bir şiiri okumak gibi değildir; bir fotoğraf stüdyosunda karanlık odaya kapanıp, banyo edilen bir fotoğrafı izlemek gibidir. O fotoğraflar netleştikçe kendi yüzünü görmeye başlarsın. Ve çoğu zaman hoşlanmazsın gördüğün şeyden. Freud’dan önce sevgi, âhlak felsefesinin konusuydu; cinsellik ise tıbbın. Freud her ikisini birden bilinçaltının odasına kapattı. Ona göre insan kendini ne kadar “medeni” sanırsa sansın, bilinçdışının duvarlarına kazınmış binlerce yıllık cinsel izler vardır. İşte bu yüzden Freud’u anlamak, bir arkeolog gibi kazmak değil, bir fotoğrafçı gibi geliştirmek gerekir. Çünkü o bize şunu anlatır: Sevdiğin her insan, aslında çocukluğunda karanlık odada bir anlığına ışık yaktığın bir yüzün yansımasıdır. O yüz, annenin yanağı olabilir; babasının gölgesi olabilir; ya da hiç verilmemiş bir tokadın havadaki izi. Freud’un en rahatsız edici tezi belki de şudur: Aşk dediğin o yüce, ilahi, kendini feda eden bağlanma hali, aslında libidonun (cinsel enerji) bir başkasının üzerine projekte edilmesidir. Romantik bir akşam yemeğinde gözlerinin içine bakan sevgilinin arkasında, aslında senin hiç çözemediğin bir çocukluk sahnesi vardır. Freud bu noktada merhametsizdir. Seni sen yapan seçimlerin, “özgür irade” dediğin o kutsal şey, aslında beşikten itibaren yüzüne tutulmuş bir projektörün ışığında şekillenmiştir. Ve o ışığın adı, cinsel meraktır. Tüm bu perdenin arkasında,
Edebiyat
Sevgi ve CinsellikSigmund Freud · Cem Yayınevi · 036 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanlığın İdelizmine Bakış
9/10
·56 syf.··
2026 5. kitabı
Erdem, adalet, kader gibi en üst olguların hâkim olduğu bir tragedya... Oidipus'un; sonuçlarını göze almak uğruna gerçekleri ortaya çıkarma arzusu, adaletin işlemesi uğruna kendini hiçe sayması, kadere karşı son âna kadar direnmesi onun erdemlerini daha da yüceltmesini sağlamış. Kreon'a karşı oluşturduğu önyargının sonucuyla yüzleşip davranışı nedeniyle af dilemesi fakat yine de adaletin tecelli etmesini dilenmesi ideal bir insan profili sunuyor. Bugünün dünyasında hâlâ idealine kavuşturulamamış olguların, bir klasik Yunan tragedyası aracılığıyla daha o dönemlerde de irdelenmesi ise aradan geçen binlerce yıla rağmen hâlâ "üst insan" kavramına uzak olan medeniyet için bir ayna görevi üstleniyor. Kreon'un rolünün de önemli olduğunu düşünüyorum. Odipus'un kendisini mesnetsizce itham etmesine rağmen olaylar aydınlığa kavuştuğunda bile peşinen cezalandırmaktan uzak durması "üst adalet" kavramına bağlılığını sembolize ediyor. Bunun yanında, Odipus'un kızlarını gözeteceğine dair tutumu da merhamet, vicdan gibi insanlığın zarif yönlerini temsil etmesi bakımından önemliydi. Sophokles'in duru, net, cesur ve insanlığın kendisini gözler önüne serdiği anlatımı ise kendisinin büyüklüğünü ve ölümsüzlüğünü göstermesi açısından kusursuz. Bugün yozlaşmış veya önemsizleştirilmiş insanlara dair kavramların ideal hâlleriyle görülmesi bakımından harika bir eser...
Edebiyat
Kral OidipusSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,3bin okunma
Zebra paradoksu.
Puan vermedi·214 syf.·
2026 16. kitabı
İnsan doğası, zebranın paradoksu gibi; beyaz üzerine siyah çizgi mi siyah üzerine beyaz çizgi mi? İnsan doğumsal iyi midir ve onu kötü yapan çevresi midir yoksa doğası kötü müdür? Kadim bir soru Habil ve Kabil’den beri sorulagelmiş bir soru. Cevap çok fazla çünkü insan doğası hakkında görüşler çok fazla ve dönemsel; zamanın getirdikleri de var bu işin içinde taraf tutan filozofların inat eden bilim insanlarının görüşleride. Bir kısım varoluşsal sancıları ve anlamsızlığı anlamlandırma derdine düşmüşken bir kısmı da metafiziğin büyük rüzgarını arkasına alıp insanı “eşref-i mahlukat” ilan etmiş durumda. İnsan var olmaya çalışan bencil bir çıkarcı bana sorarsanız. Doğumsal iyi veya kötü değil. Sorun burada kötülük kavramında asıl sormamız gereken soru bu kötülük nedir? Varolmayı kafasına koymuş insan amaca giden her yolu kendine mübah kılıyor ve bunu rasyonalize etme yolunu oluşturuyor. “İnsanların içindeki kötülüğün nereden geldiğini düşünüp durdum. Ne tuhaf, barbarlık her zaman onu iyice insanlıkdışı kılan bir insan suretine bürünmüş oluyor.” Kitap bir sömürü kıtası Afrika’da geçiyor. Beyaz adam gelip tüm dengeleri altüst ettiğinden beri kıta ne olduğunu ne yaptığını hala bilmez durumda. Kaynakları var fakat kullanamıyor insanlar ise asla beyaz adam kadar değerli olmadı. Üstelik içindeki vahşilik yok olmamış tüm insanlar hem kendilerini hem de kıtaya gelen herkesi katletmeye devam ediyor. Bunuda bir çok yolla yapıyor en ilkelinden en modernine kadar tüm silahları kullanıyor. Batı sömürmek için geldiği topraklarda tüm kendi değerlerini kutsal bir argüman gibi dayatmış durumda. Mülkiyet aile ve devlet tabanlı sistemler Afrika doğasına uymasa da batı bunun en iyisi olduğu konusunda ısrarlı. Kitap bir çocuğun büyüyememesi üzerine kurgulanmış. Vahşeti ilklerine kadar yaşamış
Rüzgarlara SöyleyenHenning Mankell · Metis Yayınları · 200577 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
Aylak Adam'ı okuduktan sonra kitapla ilgili aldığım kısa notlara bakınca gördüklerim şunlardı: aylak olmak, odipus kompleksi, gerçek temelinde her şeyi aramak, aile şeması, modernite ve yalnız kalmak... Bay C'nin yaşadıklarını, yaptıklarını ve monologlarını okurken kafamda bunlar oluştu. Aslında kitap C'nin cinsellik temelinde kadın arayışı olduğuna dair bir yüzeyde geçiyormuş gibi görünse de derinde başka meseleler var. Bir insan parası varsa ve bunu istediği gibi gezip çalışmadan harcarken kullanıyorsa aylaklık mı yapıyordur? Çocukluğunda babasıyla yaşamış olduğu veya şahit olduğu travmatik denilecek olaylar günümüzdeki yaptıklarına sebep sunabiliyor mudur? Birey toplumun ona uy dediklerine uymazsa, onaylanmazsa istediği gibi yaşayabiliyor mudur? Bu sorunları kendi kendine sorgulayan ve sürekli cevap aramaya çalışan bir karakter C. Ki bence bulamıyor da. Habire bir karmaşanın etrafında dönüp duruyor; hayatının belli dönemlerinde farklı kadınlarla birlikte oluyor ama gerçek manada sevgiyi bulamıyor, hissedemiyor. Babasından ona geçtiğini düşündüğü kadın düşkünlüğüyle çatışıp duruyor. Dolayısıyla bu eserin sosyolojik olduğu kadar psikolojik bir altyapısının da olduğunu düşünüyorum. Genel olarak ilk elli sayfadan sonra daha akıcı hâle gelen bir kitap, okurken sıkılmadım. C'nin yaptıklarını onaylamıyorum, çocuklukta yaşanan her şey bir bahane değildir elbette, ancak onun yanında bu arayışının da insan doğasında bir yer edindiğine inanıyorum.
Edebiyat
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
Dik Açıyla Rüyaların Yorumu
8/10
·648 syf.··
2025 72. kitabı
·
48 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2025 03:59
Freud’un Rüyaların Yorumu kitabının ilk 200 sayfası beklediğimden çok daha sağlam ve akıcı geçti. Freud burada günün kalıntılarının rüyaya nasıl karıştığını, fizyolojik uyarıların rüya sahnelerini nasıl tetiklediğini, bastırılmış duyguların gece boyunca nasıl şekil değiştirdiğini oldukça anlaşılır bir dille anlatıyor. Modern psikolojinin de hâlâ kabul ettiği pek çok gözlem var bu bölümde. Rüyanın bir tür zihinsel montaj hâline gelmesi, bellek izlerinin karışması, gündüz yaşantısının gecenin sembollerine dönüşmesi gibi noktalar bugün için bile değerli. Kitap ilerledikçe Freud daha çok kendi teorik dünyasına dönüyor ve bazı yorumlar bugünün okuru için ister istemez tartışmalı kalıyor. Ödipus kompleksi, penis kıskançlığı ve bazı sembollerin evrensel cinsel anlamlar taşıdığı iddiası artık modern psikolojide karşılık bulmuyor. Bazı rüyaları bu kavramların içine oturtmak için fazla zorladığı hissi geliyor insana. Özellikle uçma ve düşme rüyalarını cinsel bir çerçeveye yerleştirmesi bana inandırıcı gelmedi. Freud’un bazı sembol yorumları ise bugün ister istemez gülümsetiyor. Mesela rüyada “tanıdık gelen bir yer” hissini annenin cinsel organına bağlaması, uçmayı ereksiyona, düşmeyi erotik bir teslimiyete yorması, dar patikalardan geniş ovalara açılan yolları ise vajinayla ilişkilendirmesi gibi örneklerde rüyadan çok teorinin konuştuğunu görüyorsun. Bir de üstüne insanlar “Ben böyle bir rüya görmedim” dediğinde Freud’un “Görmüşsündür ama hatırlamıyorsundur; o da Ödipus rüyasıdır” demesi var ki, burada artık rüya teorinin içine değil, teori rüyanın üstüne çekiliyor gibi geliyor insana. Dönemin bilim anlayışıyla okunabilir elbette, fakat aynı eve gitmeyi ya da belirsiz bir sahneyi bu kadar dar bir çerçeveye sıkıştırmak bugünün okurunda pek karşılık bulmuyor. Yine de Freud’un
Psikoloji
Rüyaların YorumuSigmund Freud · Say Yayınları · 20211,969 okunma