Denize şişme yelekle giren çocuk babasının elinden tutarak derinlere ilerleyince heyecanla kıyıdaki annesine seslendi; "Anne ayağım yere değmiyor!" Anne sahilden gülümsedi, parmağıyla zafer işareti yaptı (Çocuk önemli, başarısı kabul edilmiş, değerli, güvenilir, sevilmeye ve saygıya layık biri olduğunu anlamıştır).
Boğazdan geçen gemiyi gören oğlan çocuğu müthiş heyecanlanmıştı ve babasına bağırarak, "Büyük gemi geçiyor!" dedi. Baba arkadaşlarıyla konuşuyordu, gemiye bakmadı, kendisine seslendiği için çocuğu tersledi.
Çocuk annesine döndü, yine bağırarak, "Büyük gemi geçiyor!" dedi. Anne gemiye bakmadı; "Hı hı," diyerek geçiştirdi. Çocuk annesi ve babası arasında üç kez gitti geldi. Son defasında baba onu azarladı; "Kapa çeneni!" diye bağırdı. Çocuk o zaman babasının öfkesinin farkına vardı ve herkesin önünde azarlandığı için utandı. Sustu; mahzun oldu. Gruptan buna yüreği elvermeyen bir kadın, "Hakan, büyük gemi geçiyor değil mi tatlım!" dedi. Hakan kafası önde, mahzun, sessizce, zor duyulan bir sesle, "Evet," dedi (Seslenen kadın Hakan için önemli bir tanık değildi. En güçlü tanık babasıydı ve küçük Hakan önemsiz, heyecanlanmasından dolayı ötekileştirilmiş, değersiz, güvenilmeyecek, sevgi ve saygıya layık biri olmadığı hissettirilip utandırılmıştır).
Deftere bir yuvarlak çizip, içine iki nokta koyan dört yaşındaki kız, "Anne bak, ne çizdim," dedi. Anne telefondan başını kaldırmadan, "Hı hı, aferin sana," diye cevap verdi. Çocuk ağlamaklı bir sesle, "Ama anne, bakmadın ki," dedi. Anne, "Öff be düş yakamdan!" yüz ifadesiyle çocuğuna baktı. (Çocuk önemsiz, dışlanmış, değersiz, güvenilmeyecek, sevgi ve saygıya layık biri olmadığını hissetmiş, yaratıcı olmaktan, paylaşmaktan soğumaya başlamıştır).
Bu etkileşimler her gün oluyor. Ve her gün çocuklar ruhen ya daha