Bu program çok mu uzadı, yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum. Daha önce yaşamadığım hisler taşıyorum. Program başlayalı ne kadar oldu? İşin kötüsü şimdiye kadar ne söylediğimi de bilmiyorum. Garip bir duygu, ne oluyor? Onunla bu kadar çekiştiğimi hatırlamıyorum. Bu kez çok yoruldum. Başka şeyler peşinde olabilir mi? Daha önce bu kadar çok şeyi yüzüme vurduğu olmamıştı. Acaba şu an onun hakkında düşünüyor olduğumu biliyor mu? Gücünün ne kadar olduğunu tahmin edemiyorum. Henüz düşmanım olduğundan bile emin değilim. Söyledikleri çoğu zaman son derece doğru. Bazen kaçamıyorum ve o bundan müthiş zevk alıyor. Sürekli kendisinin haklılığını söylememi bekliyor. Bu nasıl şeytan? Acaba kendimi rahatlatmak için mi ona bu adı taktım? Off Allahım, ne düşünmeliyim onun hakkında? - Hâlâ beni mi düşünüyorsun? Hayır. - Hadi bana itiraf etmekten utanma. Senin hakkında bunca şey bilmeme rağmen benden utanıyorsun. Bu çok komik. Herkesin sana itirafta bulunması hoşuna gidiyor ama sen hâlâ itiraf edemiyorsun; bereket benden gizlemen mümkün değil. Bu gerçekten mümkün değil mi? - Tabii ki değil. Ben yabancı değilim, biliyorsun.vi Duygularını saklayamamak ne kadar kötüdür. Bazı insanların yüzü, içinden geçirdiği ne varsa dışarı yansıtır. Bazıları gizlemekte beceriksizdir. Er geç itiraf etmek zorunda kalırlar. İtiraf... O geceyi unutmadım hâlâ. Anlatırken sesi titriyordu. Ama hiç ağlamamıştı. Garip bir kendine güven duygusu taşıyordu. - Annem ve babamdan intikam alıyorum. Bütün insanlardan intikam alıyorum. Üzerimde baskı kuran herkesten.
Sayfa 68·Kitabı okudu
"Diyordum ki senden başka kimseyi sevmedim," diye cevapladı genç. "Sen benim ilk aşkımsın, ilk ilk ilk aşkımsın." "Bunu bir denizci diyor," diye ısrar etti kız. "Ama bu benim ilk kez seni sevmemi değiştirmez ki." "Ama başka kadınlarla vardı... bir sürü kadın.. off!" Ve bir anda, müthiş şaşkınlık içindeki Martin Eden'ın ancak bir sürü öpücük ve okşamayla dindirebildiği göz yaşlarına boğuldu.
Sayfa 208·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Her anne baba okumalı!
Denize şişme yelekle giren çocuk babasının elinden tutarak derinlere ilerleyince heyecanla kıyıdaki annesine seslendi; "Anne ayağım yere değmiyor!" Anne sahilden gülümsedi, parmağıyla zafer işareti yaptı (Çocuk önemli, başarısı kabul edilmiş, değerli, güvenilir, sevilmeye ve saygıya layık biri olduğunu anlamıştır). Boğazdan geçen gemiyi gören oğlan çocuğu müthiş heyecanlanmıştı ve babasına bağırarak, "Büyük gemi geçiyor!" dedi. Baba arkadaşlarıyla konuşuyordu, gemiye bakmadı, kendisine seslendiği için çocuğu tersledi. Çocuk annesine döndü, yine bağırarak, "Büyük gemi geçiyor!" dedi. Anne gemiye bakmadı; "Hı hı," diyerek geçiştirdi. Çocuk annesi ve babası arasında üç kez gitti geldi. Son defasında baba onu azarladı; "Kapa çeneni!" diye bağırdı. Çocuk o zaman babasının öfkesinin farkına vardı ve herkesin önünde azarlandığı için utandı. Sustu; mahzun oldu. Gruptan buna yüreği elvermeyen bir kadın, "Hakan, büyük gemi geçiyor değil mi tatlım!" dedi. Hakan kafası önde, mahzun, sessizce, zor duyulan bir sesle, "Evet," dedi (Seslenen kadın Hakan için önemli bir tanık değildi. En güçlü tanık babasıydı ve küçük Hakan önemsiz, heyecanlanmasından dolayı ötekileştirilmiş, değersiz, güvenilmeyecek, sevgi ve saygıya layık biri olmadığı hissettirilip utandırılmıştır). Deftere bir yuvarlak çizip, içine iki nokta koyan dört yaşındaki kız, "Anne bak, ne çizdim," dedi. Anne telefondan başını kaldırmadan, "Hı hı, aferin sana," diye cevap verdi. Çocuk ağlamaklı bir sesle, "Ama anne, bakmadın ki," dedi. Anne, "Öff be düş yakamdan!" yüz ifadesiyle çocuğuna baktı. (Çocuk önemsiz, dışlanmış, değersiz, güvenilmeyecek, sevgi ve saygıya layık biri olmadığını hissetmiş, yaratıcı olmaktan, paylaşmaktan soğumaya başlamıştır). Bu etkileşimler her gün oluyor. Ve her gün çocuklar ruhen ya daha
Erotik paslaşmanın yapısında, rızanın ya da niyetin dolaysız resmi beyanına direnen bir yan vardır. Brassed Off (Borunu Öttür) isimli İngiliz işçi sınıfı filminde, kahramanımız bir kadını evine bırakırken kadın apartmanın önünde ona şöyle der: "İçeri gelip bir kahve içmek ister misin?" Adamın buna cevabı şu olur: "Şimdi şöyle ki, ben kahve içmem." Kadın buna gülümseyerek şöyle cevap verir: "Sorun değil, zaten bende de hiç kahve yok ... " Bu cevabın muazzam dolaysız erotik gücü, bir ikili olumsuzlama üzerinden, kadının utanç verici dolaysız bir seks davetini, seksin bahsini geçirmeden ifade etmesinde yatar: Adamı kahve içmek için içeri davet ettiğinde ve kahvesi olmadığını itiraf ettiğinde davetini geri almaz, sadece ilk kahve davetinin, seks daveti için kendi içinde nötr bir vekil (ya da mazeret) olduğunu netleştirir. Peki adam burada "cinsel saygı"ya uymak için ne yapmalıdır? Kıza, "Bir dakika, netleştirelim, beni kahve içmeye evine davet etti­ğine ve kahven olmadığına göre, seks istiyorsun, değil mi?" diye mi sormalıdır? "(Sadece bir) Evet, evet demektir" yaklaşımının iletişimi mahvetmekle kalmayacağını, aynı zamanda kız tarafından (kesinkes meşru şekilde) müthiş saldırgan ve aşağılayıcı bir eylem gibi algılanacağını hayal etmemiz zor olmasa gerek.
Lanet olsun. Çok güzel alıntı :') Uçak modu: off..
"Neden her şeye bu kadar pratik gözle bakıyorsunuz?" diye durdurdu onu Ruth. "Evrim çalışıyorum da ondan herhalde. Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, bu bakış açısını daha yeni kazandım." "Oysa bana göre bu kadar pratik bir bakış açısıyla güzelliği görmez, tam tersine, kelebekleri yakalayıp güzelim kanatlarını elleriyle ovuşturan oğlanlar gibi yok edersiniz." Martin hayır anlamında kafasını salladı. "Güzellik değerlidir, ama ben daha önce değerini hiç bilememişim. Güzelliği anlamsız bir şey, şiirden ve akıldan yoksun, sadece güzellik olarak kabul etmişim. Güzellik hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Oysa şimdi biliyorum, daha doğrusu öğrenmeye başlıyorum. Şu çimler, artık onların neden çim olduğunu, güneşin, yağmurun ve toprağın gizli kimyalarıyla onları bu hale nasıl getirdiğini bildiğim için daha güzel geliyor. Çünkü çimlerin hayat hikâyesinde büyük bir romans var ve hatta, evet, macera da var. Bunu düşünmek bana heyecan veriyor. Kuvvetin ve maddenin karşılıklı oyununu ve müthiş mücadelesini görünce, çimler üzerine bir destan yazabilirmişim gibi geliyor."
Sayfa 139
Off müthiş!..
Yüreğim usul usul vuruyor Kafkasyalım Namludan yeni çıkmış sıcacık kurşun gibi Dağlılar dağlar gibi ormanlar ordu gibi ağaçlar asker gibi Bir şimal rüzgârı değil bir Şâmil fırtınası Tutsaklık haritası değil bir zafer coğrafyası Can pazarında Azerbaycan'da Bir türkü işliyor nakışını kalbimin üstüne "Kurban olam ayına ayına yıldızına" Bir ucundan dünyanın öbür ucuna Kan olup dolaşan damarlarımda Arabistanda Pakistanda Türkistanda Şu anda İranda Afganistanda.
Şiir