Hiç Bir Şey Bilmiyormuşum
Bu ağaç, bütün kış penceremin önünde, reçine yeşili etlice yaprakları ile çırpınıp durmuştu. Şimdi de, baharın başladığı bu günlerde, yapraklarını döktü, incecik dallarının uçlarında kişniş üzümlerininkine benzer salkımlar verdi.
Ben ne bu ağacın, ne bu salkımların, ne de bu salkımları telâşa, sevince, hattā neşeye varan bir istekle, şakıya şakıya yiyen kuşların adını biliyorum. Bu kuşlara belki serçe, belki de üveyik derler. Kim bilir, belki de, şimdiye kadar hiç işitmediğim bir kelimedir isimleri. Bunlar, acaba, bütün kış ve bütün sene burada mı idiler, yoksa uzun bir yolculuktan ve başka bir iklimden yeni mi döndüler? Böyle de olabilir; çünkü "göçebe kuşlar" denildiğini işitmişliğim var: Onlar Güneş'i kovalarlarmış.
Ama benim gün ve güneş üzerine de, aylar ve mevsimler üzerine de bir bilgim yok. Günler uzaldı, geceler kısaldı derler; Kasım yüz, gerisi düz derler; dokuz iyi gitmezse otuzu gözle derler.
Ben bunların hiçbirini bilmiyorum. Günler ne zaman uzalır veya kısalır, ne zaman geceyle eşitleşir, Kasım kaç gündür? Bilmiyorum. Dokuz'u veya otuz'u gözlemenin anlamı nedir, bilmiyorum.
Ben-değil bunları- tuzlu bademin veya sakız leblebisinin mâcerasını bile bilmezdim. Bunları da, pastalar, çikolatalar gibi, insanların yaptığı şeyler sanırdım. Oysa, pastaların bile, çikolataların bile bir hayat mâcerası varmış. Ben bütün bunları ve badem ağaçlarının hayatını, nohut tarlalarını bir sarışın kızdan öğrendim.. geçen yaz.. ve otuz yedi yaşımda.
O bana, bir gezintimizde;
- "Badem en erken çiçek açan ağaçtır, demişti; çiçekleri pespembe olur" demişti.
Bademler çok erken açar, baharı müjdelerlermiş. Ama çok zaman karda kalır, kavrulurlarmış. (Bazı sanat ve düşünce adamlarını hatırlamıştık.)
__Ben hâlâ