John Bowlby'nin kendisi bana, yatılı okul deneyimlerinin George Orwell'i 1984 romanını yazmaya esinlendirdiğini söylemişti, kitapta insanların, otorite olarak sayılan birinin onayını ve sevgisini kazanmak adına kendileri için değerli ve doğru olan şeyleri -benlikleri de dâhil- feda etmeye nasıl inandırıldıkları anlatılmaktadır.
Sayfa 109·Kitabı okuyor
Zengin ve fakirin eşit bir şekilde yer aldıkları bu okul sıralarında ne kadar süslü ve kürklü hanım kızların üst taraflarında ne kadar çorapsız ve hırkasız fakirler bulunuyordu. Evet! Çoğunlukla o fakirler, sınıflarının üstün öğrencilerinden oluyordu. Çünkü onlar öğretmen olmak, ekmeklerini kazanmak azim ve gayretiyle çalışıyorlar. Berikiler ise bilgi öğrenmiş ve bu süsle de süslenmiş olmak üzere okula verilmişlerdi. Bunların çoğu ebeveyninden aferin almak için çalışıyorlardı. İçlerinde ancak bilgi edinmenin kıymetini bilenler ve ilimle süslenme hevesinde olanlar biraz fazlaca çalışıyorlardı. Ebeveynin zoruyla çalışanlara hocaların da sürekli teşvik ve baskısı gerekiyordu. Lakin geçim parasını sağlamak amacıyla çalışanlara öyle şeyler gerekmiyordu. Onlar çalışıyorlardı. Çalışıyorlardı...
Sayfa 60·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Geçmişi bırak, geleceği bırak, sadece bugüne odaklan" anlayışını pek gerçekçi bulmuyorum çünkü insan geçmişi bıraksa bile geçmiş insanın peşini asla bırakmıyor. İnsan aslında geçmişiyle şekilleniyor; bizi biz yapan ve bugünlere getiren yegane şey yine o geçmiş oluyor; bu yüzden "bırak" deyince öyle kolayca bırakılamıyor. Aynı şekilde gelecek kaygısını da tamamen yok sayamıyoruz çünkü insan aklıyla, muhakemesiyle yaşıyor, yarını düşünüyor ve sorumluluk alıyor. İş, okul, çocuk, sağlık ya da para gibi hayati konuların hepsi bir gelecek planı gerektiriyor; bu nedenle "ne geçmiş var ne gelecek" cümlesi kulağa hoş gelse de insanı hayatın gerçeklerinden koparabiliyor, hatta bazen gerçekçi olmayan beklentilerin içine sokabiliyor.
Sayfa 238·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Okul hayatı Japonya'da zordur. "Başarı" hem erişilmez, hem mutlaka erişilmesi gereken bir şeydir. Başarısızlık, büyük bir kişilik sorunudur. Onun için dünyanın en yüksek "öğrenci intihar" oranlarını Japonya'da görürsünüz. Bu hâlâ devam eden bir sorundur.
Alıntı
8.10 vapuru
Sesinde ne var biliyor musun Bir bahçenin ortası var Mavi ipek kış çiçeği Sigara içmek için Üst kata çıkıyorsun Sesinde ne var biliyor musun Uykusuz Türkçe var İşinden memnun değilsin Bu kenti sevmiyorsun Bir adam gazetesini katlar Sesinde ne var biliyor musun Eski öpüşler var Banyonun buzlu camı Birkaç gün görünmedin Okul şarkıları var Sesinde ne var biliyor musun Evde dağınıklığı var İkide bir elini başına götürüp Rüzgarda dağılan yalnızlığını Düzeltiyorsun. Sesinde ne var biliyor musun Söylemediğin sözcükler var Küçücük şeyler belki Ama günün bu saatinde Anıt gibi dururlar
Sayfa 227 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Şiir
‘Yoksulluk’, bir zamanlar güzel, nasıl soylu bir söz­cüktü. Eski okul kitaplarından kalma görüntüleri anıştırı­yordu: yoksul ama temiz. Temizlik, yoksulları toplumsal kı­lıyordu. Toplumsal gelişme, aklanıp paklanma eğitiminden oluşuyordu; sefiller temizleşince, saygı belirten bir sözcü­ğe dönüşüyordu ‘temizlik’. Sefillerin kendileri için bile baş­ka bir ülkedeki toplum dışı insanların kiriydi artık sefalet.
Reklam
Reklam