.
Güvercin uçuverdi,
Kanadın açıverdi,
Elin oğlu değil mi?
Sevdi de kaçıverdi!
Misket türküsü, bilirsiniz değil mi? Ben severim, havasını yerini buldum mu da oynarım. Yüz kilo adam nasıl olur demeyin, olur, hem de çok güzel olur. Yer müsait, yerin üstündeki canlar da müsaitse çok çok güzel olur. Çok severim Ankara türkülerini. Topal bile oynarım vallahi. Bilen bilir, zor oyundur ha. Ama, illa misket! Başkadır tabi. Bu türküyü derleyen de ustaların ustası Muzaffer Sarısözen. Ohooo, bir gün hatırlatın da anlatayım, ne hikayedir bu hocanın hikayesi. Eşi Neriman, çocuğu felan. Unutturmayın, aman ha!
A benim aslan yarim,
Duvara yaslan yarim,
Duvar cefa götürmez,
Sineme yaslan yarim.
Mızrap tele değmişse/ Muzo üçüncü dubleyi devirmişse/ De yer açın ağalar/Oynama vaktidir.
Biz oynarız da, bu türkünün öyküsü acıklıdır, bir nevi ağıttır oysa. Ankara’da okurken birisi anlatmıştı. Onun anlattığını, benim aklımda kalanı anlatacağım. Yanlışım varsa affola dostlar!
Güvercinim uyur mu?
Çağırsam uyanır mı?
Yar orada ben burda,
Buna can dayanır mı?,
Zamanın behrinde, Ankara yöresinin bir köyünde, güzeller güzeli bir kız varmış. Gören erkeğin gönlüne kor düşüren, gören kızların yüreğini hasetten kavuran, ince belli, uzun sarı saçlı, oynak dolgun kalçalı, uzun bacaklı, maviden yeşile çalan, ya da tam tersi gözleriyle yalım yalım bakan, bir işmarıyla dünyaları kavuran, güzeller güzeli Misget.
A benim hacı yarim,