Gönül almak dua almak gibidir. Güzelliklere talip ol ki, güzelleşesin.
Sayfa 50·Kitabı okuyor
Alıntı
Peki, insan ne için yaratılmıştır? -İnsan yalnızca Allah’a âbd olsun diye yaratılmıştır.419 Aynı şekilde Allah, Kur’ân’ı indirmiştir, öyle değil mi! O zaman soralım; insan mı Kur’ân içindir yoksa Kur’ân mı insan içindir? -Kim hangisinden faydalanıyorsa o faydalandığı şey kendisi içindir. Baktığımızda Kur’ân’dan insan faydalanır, öyle değil mi! Şayet insan olmasaydı Kur’ân’ın gönderilmesine gerek olmazdı. O zaman Kur’ân da insan içindir, demektir. Mesela; güneş ısıtıyor, aydınlatıyorsa bu durumda aydınlatacağı ve ısıtacağı birilerinin olması lazım. Güneş kimi aydınlatıyor, ısıtıyorsa bu onun için olduğunu gösterir. İşte, Kur’ân da böyledir; yani insan içindir. Kur’ân; insan için hidâyettir, insana yol gösterir. Nûrdur, insanın önünü, yolunu, gönlünü, hayatını aydınlatır. Furkândır; ona doğruyu, yanlışı ayırt ettirir. Hikmettir, ona Allah’ın muradını öğretir. Beşirdir, Allah onunla insanı müjdeler. Nezirdir; Allah onunla insanı uyarır, ikaz eder. Bir de insanın yaratılış gayesinin, Allah’ın muradının insan üzerinde gerçekleşmesi için insana lazım olan ilmi, hikmeti, maneviyatı verir. Neresinden bakarsak bakalım Kur’ân insan içindir. Hâl böyleyken Kur’ân için “bu, Allah’ın kelamıdır, onu kendi başına okuyamaz, anlayamazsın, dikkatli ol, sakın âyetleri kendi kendine okumaya, anlamaya çalışma” demek yanlıştır; çünkü Kur’ân, kulun manevi gıdasıdır. Nasıl ki insan zahiri gıdasını almadan yaşayamazsa kul da Kur’ân gıdasını almazsa manevi olarak karanlıkta kalır, yolunu bulamaz, rabbini, kendini tanıyamaz, niçin bu âlemde bulunduğunu anlayamaz, dolayısıyla manevi olarak ölür. Böylelikle Allah’ın muradı hiçbir zaman onun üzerinde gerçekleşmez. Dünyaya tıpkı bir çekirdek gibi gelmişken yine bir çekirdek gibi kalır ve ağaç olmadan geri gider; yani ebedi hayatına dair hiçbir şey
Sayfa 394·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çekilip nur-u hidayet yine zindan olacak, Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak. Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm, Çünkü hicran dolu kalbim yine hicran olacak.   Yine göç var diye Mecnuna haber verme sakın! Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak. Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek, Kapanıp kâbe-i irfan, yine viran olacak.   Haber aldım ki yarın yad olacakmış bize yâr, Ne büyük yâre ki, kimler buna derman olacak? Bu büyük derd-i elemden kime şekva edeyim? İşiten nâlemi, hep ben gibi nâlân olacak.   O şifa-bahş olan envarını sen çeksen eğer, Bana kim nur verecek, kim bana Lokman olacak? O temiz pak nefesin, âb-ı hayatı bu çölün, Onu dûr etme ki her fert ona reyyan olacak.   Hele ol nur-u şerifin kime değmişse eğer, Küçücük zerre de olsa, meh-i tâbân olacak. O lütufkâr, o keremkâr eli öptükçe benim Bu küçük kalb-i hazînim yine handan olacak.   Bab-ı feyzinden ırak olmayı asla çekemem, Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak. Nazarın erse garip başıma ey nur-u Hüdâ, Bugün artık bu hakir bendede umman olacak,
Şiir
Ne kadar rezil olursan ol; sana müstahak. İnsan içine çıkamayacak duruma düşsen bile zerre kadar üzülmem.
yaşıyor ol-mak
Bizler sıkı bir ödevler ağına, gömleğine dolanmışız çıkamıyoruz dışarıya -, tam da bunun içinde "ödev insanı"yız bizler de! Doğrudur, zaman zaman dans ediyoruz elbette "zincir"lerimizin içinde ve "kız kardeş"lerimizin arasında; daha sıklıkla da gıcırdıyoruz zincirlerin altında sabırsızca, kaderimizin tüm o gizli acımasızlığı karşısında, bu da bir o kadar doğrudur. Yoksa ne İstersek yapalım hantallar ve görünüş "bunlar ödevsiz insanlar" diyor hakkımızda - hantallar ve görünüş her zaman aleyhimizde!
Sayfa 154·Kitabı okuyor
Bana dünyada ne yer kaldı, emin ol ne de yâr, Ararım göçmek için başka zemin, başka diyar. Bunalan ruhum ister bir uzun boylu sefer, Yaşamaktan ne çıkar günlerim oldukça heder?
Şiir