9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Eserin, 7-8 yaşlarında bir çocuğun gözünden masalsı bir kurgusu var. Çocuğun bir adı yok. Annesi ve babası küçükken terk etmiş, dedesi ile birlikte dağlarda yaşıyor. Bulundukları yerde kendisinden başka çocuk yok. Tek başına oyunlar oynayıp, hayaller kuruyor. En büyük hayali ise Issık Göl'de gördüğü beyaz gemiye binip babasına kavuşmak. Bu Beyaz gemi, onun için yalnızca bir ulaşım aracı değil; aynı zamanda umudun, özgürlüğün ve hayallerinin simgesidir. Köydeki insanlar bencil, çıkarcı ve acımasızdır. Özellikle Orozkul karakteri, güç ve çıkar uğruna insani değerleri hiçe sayan yozlaşmış tiplerin sembolüdür. Dede Mümin ise eski değerleri, doğa ile uyumu ve insan sevgisini korumaya çalışan bir figürdür. Eser boyunca çocuğun hayalleri ile yetişkinlerin gerçekleği arasında sürekli bir çatışma vardır. Sonunda bu iki dünya arasında uçurum kapanmaz. Çocuğun beyaz gemiye ulaşma umudu gerçekleşmez ve trajik bir sona sürüklenir. Keşke sonu daha farklı olsaydı dediğim kitaplardan biri oldu, Beyaz Gemi. Bittiğinde "Çocuk için daha farklı bir son olabilir miydi?" diye düşündürüyor. Sade dili ve akıcı anlatımıyla çabuk okunan bir eser, okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Edebiyat
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,5bin okunma
“Kafamın İçinde Biri Var Ama O Ben Değilim”
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 82. kitabı
“Carl Jung’un ifadesiyle, her birimizin içinde tanımadığımız biri daha vardır.” (s.19) İnsan kendisini tanıdığını düşünmeyi sever. Ne istediğini bildiğine, kararlarını bilinçli olarak verdiğine, dünyayı olduğu gibi gördüğüne inanır. Fakat bu kitap, bu noktadan başlayarak ayağımızın altındaki zemini yavaş yavaş çekiyor. Kitap fikirlerini büyük iddialarla sunmuyor; deneyler, vakalar ve nörobilim araştırmaları üzerinden açıklıyor. David Eagleman ’a göre yaptıklarımızın, düşündüklerimizin ve hissettiklerimizin büyük bölümü bilinçli zihnimizin erişemediği süreçler tarafından şekillendiriliyor. Sabah uyandığımızda “ben” dediğimiz şey, beynimizde olup bitenlerin yalnızca küçük bir parçası. Bu kitabı okuma sürecinde beynin yanında kendimiz hakkında sahip olduğumuz birçok kesinliği de sorgulamaya başlıyoruz. Kitap ilk olarak algılarımızdan şüphe ettiriyor. Eagleman, gördüğümüz dünyanın dış gerçekliğin doğrudan bir kopyası olmadığını, beynin oluşturduğu bir yorum olmasından bahsediyor. Görsel yanılsamalardan zaman algısına kadar uzanan örnekler, dış dünyanın sabit kalmasına rağmen beynimizin bize farklı gerçeklikler sunabildiğini açıklıyor: “Gerçeklik, beyin tarafından pasif biçimde kaydedilmek yerine, aktif biçimde beyin tarafından inşa edilir.” (s.127) İkinci aşamada sıra kararlarımıza geliyor. Özgür irade, kişilik, tercih ve sorumluluk gibi kavramlar kitap boyunca ele alınıyor. Kitabın en sevdiğim tarafı buydu. Yazar kesin yanıtlar sunmuyor. Güzel olan tarafı düşünmeye değer keyifli sorular bırakıyor zihnimize. Kararlarımızın ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu, davranışlarımızın ne ölçüde bilinçli seçimlerimizin sonucu olduğunu tartışıyor kitap buyunca. Kitabın zihnimizi rahatsız eden tarafı bu bölümde bence. Çünkü insan, duygularını ve seçimlerini özgür iradesinin
Incognito - Beynin Gizli HayatıDavid Eagleman · Domingo Yayınları · 20138,1bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·192 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:53
Bazı kitaplar size yeni bilgiler öğretir, bazıları ise uzun zamandır bildiğiniz ama unuttuğunuz şeyleri hatırlatır. *Kitapların İyileştirme Gücü* benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu.Kitap genel olarak insanların hayatlarına, yalnızlıklarına, kırgınlıklarına ve iyileşme çabalarına odaklanıyor. Bu yönüyle sıcak ve huzurlu bir okuma deneyimi sunuyor. Özellikle kitaplarla kurulan bağ üzerinden insanların birbirine nasıl temas edebildiğini göstermesi hoşuma gitti. Yazarın dili oldukça yalın. Bölümler kısa, anlatım akıcı ve okuması oldukça kolay. Yorucu bir kitap değil. Günün sonunda birkaç bölüm okuyup zihni dinlendirmek isteyenler için uygun bir tercih olabilir. Ancak kitap bende çok güçlü bir dönüşüm hissi yaratmadı. İçinde güzel cümleler ve sıcak sahneler var ama yeni bir bakış açısı kazandırdığını söyleyemem. Daha çok insana iyi gelen, sakin ve yumuşak bir anlatı sunuyor. Bu yüzden beklentiyi çok yüksek tutmadan okumak gerektiğini düşünüyorum.Okurken sık sık *Gece Yarısı Kütüphanesi*ni hatırladım. Elbette konu olarak birebir benzemiyorlar ancak iki kitap da insanların hayatlarını, seçimlerini ve içsel boşluklarını sorgulayan, okura umut vermeye çalışan bir yapıya sahip. İkisinde de kitaplar ve mekânlar birer araç hâline geliyor; asıl anlatılan şey insanın kendini bulma çabası. Belki de kitabın en güçlü tarafı büyük cevaplar vermeye çalışmaması. Karakterler mucizevi şekilde değişmiyor, hayatları bir anda düzelmiyor. Bunun yerine küçük adımlarla iyileşmeye çalışıyorlar. Bu da hikâyeyi daha gerçekçi kılıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan duygu şu oldu: Bazı kitaplar sizi değiştirmez. Ama birkaç saatliğine yavaşlatır, nefes aldırır ve kendinizle baş başa bırakır. Bu kitap da benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
Kitapların İyileştirme GücüHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 2025521 okunma
Yürek Kocamaz, Ağzınızın Tadı Bozulmasın!
10/10
·248 syf.··
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 08:00
Ben bir kitabı elime aldığımda okumaya başlamadan önce küçük bir ritüelim vardır. Önce sayfa sayısına bakarım, sonra varsa önsözü okurum. Kitabı okurken de arada gayriihtiyari kaçıncı sayfada olduğuma bakarım. Ama Altı Harfli Bir Tatlı’da bir noktadan sonra bunun hiçbir önemi kalmadı. Kitap beni aldı götürdü. Şermin Yaşar’ın bu kadar basit cümlelerle, bu kadar yalın bir anlatımla insana böylesine dokunabilmesi bence gerçekten büyük başarı. Kitapta büyük laflar, karmaşık anlatımlar, gösterişli cümleler yok. Ama tam da bu sadelik yüzünden bazı yerler insanın içine daha doğrudan işliyor. Okurken birkaç kez içimden “aaay, kıyamam” dediğimi fark ettim. Çünkü karakterlere dışarıdan bakmıyorsunuz, ister istemez onların kırgınlığının, yalnızlığının, bekleyişinin içine giriyorsunuz. Evet, bazı okurlara yer yer fazla acıklı gelebilir. Bunu anlayabilirim. Ama bana kalırsa bu kitap acı çektirmek için değil, unuttuğumuz bazı duyguları hatırlatmak için yazılmış. Özellikle yaşlılık, aile, ihmal edilmek, görülmemek ve insanın sevdiklerinden küçük de olsa bir ilgi beklemesi çok sade ama etkili bir şekilde anlatılmış. Kitabı bitirdikten sonra insan ister istemez kendi çevresindeki insanlara başka türlü bakıyor. En azından bende öyle oldu. “Nasıl olsa yanımda”, “nasıl olsa biliyor”, “sonra ararım”, “bir ara giderim” dediğimiz insanların aslında beklediğini, kırıldığını, özlediğini daha fazla düşünüyorsunuz. Bence bu kitabın en temel cümlesi şu olabilir: Henüz sevdikleriniz hayattayken onlara “seni seviyorum” deyin. Çünkü bazı şeyler geç kalınca sadece hatıra oluyor..”hatıra” bile olmuyor belki.. “İnsan en çok da unutulduğunu hissettiğinde kırılır.”
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma
BU GÜNÜN TARİHİ- Bütün Yarınlara
10/10
·152 syf.·
Beğendi
·
2026 82. kitabı
Selam. ekin ✧ sayesinde başlayabildiğim ve kesinlikle hakkının verilmesine ihtiyacım olan bir kitaplayız bu gün. Bir de Balçın ile okumaya karar verince tüm bu süreç daha büyüleyici bir hâl aldı. All Tomorrows’a başlamadan önce bile beni sarsacağını biliyordum çünkü ben hortlaklardan değil, biyolojiden korkuyorum. Bir canavarın saldırmasından çok, bir gün bambaşka bir şeye dönüşebilecek olmamız fikri beni rahatsız ediyor. İnsan bedeninin ve evrimin sınırlarının ne kadar esnek olduğunu düşünmek bile ürkütücü geliyor. Bu yüzden kitabın yarattığı korku, klasik bir korku değil; insanın kendi potansiyelinden duyduğu korku. Kitabı okumaya başladığım ilk anda kendimi sanki bir Star Wars evrenindeymiş gibi hissettim; ancak bu kez yaratıkların yalnızca var olduğu değil, biyolojik olarak nasıl işlediğinin de anlatıldığı bir versiyonuydu bu. Genişletilip filme uyarlanabilecek muazzam bir potansiyel taşıyor. Üstelik bütün bunların arkasındaki kişinin henüz genç yaşlarda bu fikri ortaya atmış olması hayranlık uyandırıcı. O tasarımlar, o düşünce biçimi, o ölçekte bir hayal gücü... İnsan ister istemez etkileniyor. Daha da etkileyici olan şey ise yaratıkların yalnızca ilginç görünmesi değil, gerçekten yaşayabilecekmiş hissi vermesi. Çok büyük bir biyoloji bilgisine sahip olduğumu iddia edemem ancak bildiklerim ve sonrasında yaptığım araştırmalar sayesinde yaratık tasarımlarındaki ustalığı görebildim. Gözleri olmayan bir canlıya farklı algı organları verilmesi, ağır uzuvlara sahip bir türün vücut dengesinin düşünülmesi gibi detaylar bile yazarın konuya ne kadar hâkim olduğunu gösteriyor. Sadece biyoloji de değil; tarih, felsefe, coğrafya ve hatta sosyoloji bilgisi de satır aralarında kendini belli ediyor. Böylesine özgün, cesur ve hayal gücü yüksek bir eserin yaratıcısının Türk
Duygu ve Düşünce
All Tomorrows Bütün YarınlarC. M. Kösemen · Kara Karga Yayınları · 041 okunma
7/10
·128 syf.··
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
Yüzbaşının Kızı, akıcı ve keyifle okunan bir hikâye. Kitabı severek okudum, ancak açıkçası okurken "Bu eser neden dünya klasiği olarak kabul ediliyor?" sorusunu da kendime sık sık sordum. Aslında tabi klasik eserleri değerlendirirken onları bugünün gözüyle okumamak gerekiyor. Yazıldığı dönemde edebiyata kattıkları ve sonraki yazarlara açtıkları yol, onları klasik yapan en önemli nedenlerden biri olabilir. Benim için güzel bir okumaydı ama "unutulmaz bir eser" hissi bırakmadı. Buna rağmen özellikle Rus edebiyatına ilgi duyanların rahatlıkla okuyabileceği, sade ve akıcı bir roman olduğunu düşünüyorum.
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Yapı Kredi Yayınları · 202536,9bin okunma