Kocanın evvelā saati hoşuna gitmiş olmalı. Sonra, belki de, maniplenin başındaki hali veya kampana çalışı. Yoksa köylülerin onunla konuşurken aldıkları tavır mı?
İhtimal ilk defa güzel bir şubat öğlesi oturdunuz o çamların altında.
Gökyüzü bulutsuzdu ve maviliği işte ancak, o kadar güzel olabilirdi. Sanki bu mavilik son değildi, ardında mutlaka mutlaka bir şeyler olmalıydı, bir şey olmalıydı: Kopup gidenlerin ardından, omuz silkecek kuvveti veren bir şey olmalıydı.
Güneş aylardan sonra ilk defa ısıtıyordu. Toprakta ve ağaçlarda bir uyanma vardı ve bu kolayca seziliyordu.
Her şey, yeni bir mevsimin eşiğindeydi, her şey kendi payına düşeni bekliyordu. Bütün mâzi bu geleceği, gelmesi ne olduğu bilinmeden beklenileni hazırlamak için var olmuştu ve artık çok uzaktaydı, çok uzakta ve beyhudeydi.
O sana annesinden, babasından, kardeşlerinden bahsetti. Yanılıyor muyum? Hani en küçük kardeşi, çapkın yaramaz neler yaparmış, değil mi? Sonra ağabeysi, şu üsteğmen olanı "Yazın izin alabilirsek ona gideriz" demişti, değil mi?
O gün sen de ona sizinkilerden bahsetmiş olmalısın.
Sonra ikindi serinliği basınca içeri girmişsinizdir. Kocan treni selametledikten sonra, galiba, hapşırarak dönmüştü. Soğuk algınlığı, kırgınlık gibi bir hal. Sen ona ıhlamur kaynattın.
Veya sen hastalandın: Ateşin yükseldi, sayıkladın, kendine geldikçe onu başucunda buldun. Elini alnına koyuyor, sana "Nasılsın?" diye soruyordu.
Sonra onun çoraplarını yamadın.
Ona, "İskarpinim pek fena oldu," dedin.
Ve çocuk için birtakım bezler, eşyalar istedin. O erkek olmasını istiyordu.. sen de öyle.
Kız oldu ama siz gene de onu sevdiniz.