• 144 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Tek olgu, üç bakış açısı:
    bu incelemeye verebileceğim en güzel başlık bu olabilir.
    Bir tek ediliş ardında kalanlar ve terk edenin durumunun gözler önüne serildiği bir olay dizisi. Olayın hem kocası tarafından terk edilen kadın gözünden hem terk eden adamın gözünden hem de bu olaylara şahit olan ve olayların kötü sonuçlarına istemeden maruz kalan çocuklar gözünden görüyoruz. Bu olayın gerçekleşmesine sebep olan altında yatan sebepleri ve bu olayla karlışan kadın kahramanımızın verdiği fevri, asabi tepkilerin sebebini üç ayrı bakış açısıyla çok güzel aktarılmış. Bu kitapta kendimi bulmama sebep olan önemli etken yaşanılan olayların kişiler üzerinde travma oluşmasına sebep olması ve bunun sonraki kuşaklara aktarılması oldu. Benim de kişilerin olaylara, kişiye veya duruma verdikleri tepkinin hem yaşadıkları aile içinden hem de ailenin kuşaklar öncesi yaşamış olduğu travmaların etkisinin olduğunu düşünmem oldu. Eğer sizde kendinizi dışardan görmek ve ailenizin veya karşınızda bulanan herhangi birinin gözünden olayların nasıl yaşandığını, hissetiklerini öğrenmek ve farkındalık yaşamak istiyorsanız okumanızı tavsiye edeceğim kitaplardan biri bu kitaptır.

    Olgulara karşı duruşunuz aileniz yanılsamasıdır.

    İyi okumalar.
  • 269 syf.
    ·Puan vermedi
    * 1940 yıllarının ortalarında ikinci dünya savaşı ve Hitler faşizminin gövde gösterisi yaptığı yıllarda her ne kadar Türkiye savaşa katılmasa da etkisi ülkede büyük yaralar açmaya başlar. Olağanüstü hal uygulamalarıyla halk büyük bir sefalete sürüklendi ve ekmeğin karneye bağlı verilmesi, temel ihtiyaçların karaborsaya düşmesi, aşırı pahalılığı ülkeyi büyük bir kaosa sürükledi.

    ** Böylesine zor bir atmosferde edebiyat öğretmeni Mustafa Ural hem okul hem de çevresi tarafından sevilen sayılan biridir. Olaylara olan bakış açısı ve aydın kimliği hayatının önemli noktalarındandı. Bu özelliklerinin yanında şair kimliği ve yazdığı şiir başına büyük dert açmış. Yazdığı şiirde devlet sistemini, toplumun yaşanan sıkıntılar karşısındaki hareketsizliğini eleştirmiştir.

    *** Şiirleri dönemin zihniyeti tarafından sakıncalı bulunmuş ve her yerde aranan adam haline gelmiştir. Aranmasının ardından Mustafa Ural bir kaçak hayatı yaşamaya başlar. Dönem itibariyle her türlü özgürlük ortamının baskı ve işkence neticelendiği Abd'nin Mccarty'ci şubesi olarak çalışan döneme tanıklık ederiz.

    **** Özellikle solcuların ve aydınların büyük cadı avına tabi tutulduğu ve Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Nazım Hikmetlerin daha nicelerinin büyük zulme uğradığı dönem. İşte Mustafa Ural böylesine bir dönemin şahidi bir şair. Diğer bir yandan Saraçoğlu başbakanlığı, İnönü Cumhurbaşkanlığı bir yandan Sabahattin Ali'nin solcu kimliği diğer yandan Nihal Atsız turancı ve milliyetçi kimliği ve hükümet desteği...

    ***** Şair ve aydın Mustafa Ural'ın hikayesine tanıklık ederken aynı zamanda Türkiye'nin geçirdiği siyasi ve toplumsal atmosfere, zor ve çetin yıllara, baskı dönemlerini, özgürlüklerin rafa kalktığı cadı avına, sefaleti görürüz. Otobiyografik özellikleri ile aynı zamanda Rıfat Ilgaz'ın hayatına ışık tutmaktadır. Kitap 1990 yılında sinemaya çekilmiş ve Tarık Akan başrolde oynamıştır. Okuyun...
  • 192 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, bu eser bildiğimiz klasik anlamda kişisel gelişim kitaplarından farklı bir eser. Ki zaten yazar şişirilmiş kişisel gelişim yazarlarıyla mukayese edilemeyecek kadar entellektüel birikimi geniş, müthiş bir genel kültüre sahip biri, ve aynı zamanda da bir filozof.


    Russell'ı keşfetmem, geçenlerde izlediğim Anaksimandros'lu :) Celal Şengör hocanın ve yine en sevdiğim felsefeci olan, Ahmet Arslan hocanın (bilmem anlata bildim mi?:d)  konuk olduğu programda Celal hocanın sürekli, program boyunca Bernhard Russell'dan dipnotlar vermesi ile yazara karşı merak uyandırdı bende. -Kimmiş, neyin nesiymiş yahu bu Russell denen herif? derken, bu kitabıyla karşılaştım, iyi ki de karşılaşmışım.

    Russell aristokrat bir ailenin içinde büyümüş bir kişi, zengin asilzede bir aile içerisinde kendini geliştirebilmiş ve en önemlisi ailesinin dönemin yönetim kademesinde kendine yer bulmasıyla ve buna paralel olarak Russell'ın bu türden yüksek bir çevrede yetişmesiyle dolayısıyla onun bu konuma kadar yükselmesinde başlıca etken olmuştur.

    Russell, bu kitapta çevreden edindiği tecrübi bilgi ve gözlemleriyle "Mutluluk" denen olguyu, kendi deneyim ve perspektifinden yola çıkarak anlatmaya, açıklamaya çalışmiş. Çevresinde gerçekleşen olaylara yaklaşımı ile bunlar üzerinden mutlu bir yaşamın nasıl olabileceğiyle ilgili çözümlerde, önerilerde bulunmuş yazar. Ama tavsiyelerinden önce insalarda mutsuzluğa neden olan etkenleri tek tek tespit etmeye  çalışımış.

    Russell'a göre mutsuzluğa neden olan başlıca etkenler;

    1-Rekabet
    2-Can Sıkıntısı ve Heyecan
    3-Yorgunluk
    4-Çekememezlik (burda ilginç tepitleri var)
    5-Günah Dugusu
    6-İşkence Korkusu
    7-Kamuoyu Korkusu (Elalemciler diyorum ben buna:d)

    Russell'a göre, bireyin mutlu olabilmesi için insanın içe değil, dışa dönük bir yönelim, uğraşım içinde olması gerekir. Kısacası, Russell içinize yönelmeyin diyor; içinize yönelmeniz sizi melankolik bir ruh haline sürükler diyor; ancak dışa dönük, çeşitli bir uğraş içinde olursanız kendinizi mutsuzluktan koruyabilirsiniz diyor.

    Genelde hep içe yönelmemiz tavsiye edilir. Bir bakıma gereklidir de bu, ama Russell'ın anlatmaya çalıştığı gibi, insanın fazla içe yönelmesi insanı melankolik, bezgin, karmaşık bir ruh haline sokabilir. Asıl içe yönelmenin dozajını ayarlayabilmek çok önemdir burada. Kimisi iç dünyanın cazibesinden hoşlanır, kimisi dış dünyanın çeşitliliğine, kimisi de ikisinin dışında, kendi halinde kalmaktan hoşlanır. Nitekim yazar psikolog Irv D. Yalom'un işaret ettiği gibi; "Bazı insanlar doğuştan dışadönüktür, bazıları ise kendi halinde kalmaktan hoşlanır. Ben o yelpazenin kendi halinde kalma kısmına daha yakınım demek ki. Yalnız olmayı seviyorum."

    ÇEKEMEMEZLİK

    Russell'a göre mutusuzluğa neden olan başka bir faktör de, insanın çevresindekilerin başarılarını kıskanarak kendini "KÖTÜ"  bir ruh haline sokmasıdır. Ona göre insan bu düşünceyle kendi aklını manipüle etmektedir. insan doğası gereği bencil bir varlık olduğu için başarı karşısında çekememezlik baş gösterir. Bu çekememezliği engeleyebilmek içinse hayaranlık beslemesi gerekir insanın, der Russell. Bknz; "Çekememezlik, bu gibi sorulara yanıt bulamaz. îyi ki, insanda bu duyguyu etkisiz kılacak başka bir duygu, hayranlık duygusu da vardır, insanoğlunun mutluluğunu artırmak isteyenler, çekememezliği azaltıp hayranlığı artırmaya çalışmalıdırlar."

    "Hayran" kelimesinin kökekine baktığımızda hiçte yanlış bir tespitte bulunmamış Russell. Hayran olmak hayretten doğar. Hayret edebildiklerimiz merak ettiklerimizdir çünkü. Sonuç olarak çekememezlik karşısında durabilmek için başarı karşısında kıskanmak değil, hayret etmekle mutlu bir yaşama ulaşılabilir. Gerçekten de tarihe bakınca büyük buluşlar hep bir hayretle başlamıştır. Bknz; (Tesla, Newton, Albert Einstein vb.)

    Yukarıda da belirttiğim gibi Russell'ın ilginç, farklı bakış açıları var. Bunlardan birisi demokrasin çekememezlikten doğduğu düşüncesiydi. Russell'a göre demokrasi  çekememzliğin bir ürünüdür. Nasıl mı? Şöyle ki; İnsan doğası gereği bencil bir varlık olduğunu söylemiştik, işte insan bu benciliğinden dolayı etrafında bulunan herhangi bir kişinin başarısına sahip olabilmek için "eşit" bir ortamın sağlanmasını ister. Bu eşitliği sağlamak içinse demokrası istenir. Buna kanıt olarak, ateşli  demokratlara gözlemlememizi ister yazar.  Doğrusu tuhaf, ilgiç bir bakış açısı:))

    Çekememezliğin bireyler de ebeveynlerin ve eğitmenlerin etkisiyle, taa çocukluktan itibaren başladığını söyler. Ona göre eğitmenlerin çocuklara hassasiyetle yaklaşmasının çok önemli olduğunu,eğitmenlerin çocuklar arasında birine diğerinden fazla ilgi göstermemesini, çünkü bunun o çocukta kıskançlığın doğmasına neden olacağını söylemektedir. Çoçuklara eğiten birinin hak dağıtımında adil olaması gerektiğini, dolayısıyla o çocukların toplum içerisinde dışlanmışlığına itilmesinin, ebeveynlerin ve hocaların büyük rol oynadığını belirtir.


    Buraya kadar benim dikkatimi çeken bölümlere değindim. Farklı bakış açıları edinebileceğiniz bir kitap.  Tavsiye ediyorum kesinlike.

    İyi okumalar.
  • Öğrenilmiş çaresizliğin etkileri ve üstesinden gelme yöntemleri
    Öğrenilmiş çaresizlik, hemen herkeste ortaya çıkabilen ve aşırı durumlarında ciddi sonuçları olan bir düşünce şeklidir. Dün yayınlamış olduğumuz makalemizde öğrenilmiş çaresizliğin ne olduğunu ve konu ile ilgili yapılmış çalışmaları özetlemiştik. Bu makalede ise öğrenilmiş çaresizliğin negatif etkileri ve üstesinden gelme yöntemlerine yer verilmiştir.

    En basit tarifi ile öğrenilmiş çaresizlik, belirli bir durumda sürekli olarak olumsuz tepki almanın (ya da bir başkasının sürekli olumsuz tepki almasına şahit olmanın) sonucu olarak gelişen kökten bir kabulleniştir.

    Etkileri
    Zorluklarla mücadele etmekten peşinen vaz geçmeye neden olan bu düşünce ve davranış şekli hem mental sağlık sorunlarına yol açar hem de kişisel gelişimi engeller. Bu sonuçlar birçok farklı alanda ortaya çıkabilir:

    Öğrenilmiş çaresizlik, baş etme stratejilerinin uygulanmasını engeller. Zorluklar karşısında kişinin erteleme, inkâr ve kaçınma gibi sorunu çözmekten uzak hatta sorunun daha da derinleşmesine neden olan olumsuz tepkiler vermesine yol açar.
    Öğrenilmiş çaresizliğin kronik boyutlara ulaşması durumunda birçok sağlık sorunu riskinin yükseldiği gözlemlenmiştir. Örneğin;
    Uyuşturucu kullanma olasılığını artırır.
    Hastaların iyileşme sürecini olumsuz etkiler.
    Öğrenilmiş çaresizlik okul başarısının düşmesine neden olabilir. Ders çalışmayı erteleme, tatminsizlik duygusu ve öz saygı azalması gibi olumsuz etkilere yol açabilir.
    Yukarıda sözü edilen araştırmalar sonucunda öğrenilmiş çaresizliğin depresyon ve daha birçok mental sağlık sorunu ile güçlü bir ilişkisi olduğu ortaya konmuş ve hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle bu bilgi doğrulanmıştır.

    Nasıl üstesinden gelinir?
    Buraya kadar öğrenilmiş çaresizliğe neden olan mekanizmaları ve bunun olumsuz etkilerini gördük. Şimdi öğrenilmiş çaresizlikle nasıl baş edebileceğimize dair iki tekniği açıklayacağız.

    İlişkilendirme sitilinizi değiştirin!
    Hata yapmadığınız halde kaybedebilirsiniz. Bu zayıf olduğunuzu değil, hayatın böyle bir şey olduğunu gösterir.

    -Kaptan Jean-Luc Picard

    Araştırmalar, bazı durumlarda öğrenilmiş çaresizliğin edinildiği duruma özel kaldığını, bazı durumlardaysa genelleştirildiğini göstermektedir. Olumsuz olayları nasıl algıladığımız, öğrenilmiş çaresizliğin gelişme olasılığını belirler. Kötümser insanlarda öğrenilmiş çaresizliğin gelişmesi daha muhtemeldir.

    Öğrenilmiş çaresizlik düşüncesinden uzak kalabilmek için öncelikle hatırlanması gerekenler;

    Karşılaştığımız tüm olumsuzlukları kendi hatamız olarak algılama eğilimini aşmalıyız. Bunun için olumsuz bir durumla karşılaştığınızda olumsuzluğun sizin hatanızla alakasız olabileceği gerçeğini hatırlayın.
    Olumsuz deneyimleri genelleştirmekten kaçının. Bunun için tek bir olumsuz olayın, yaşamın başka yönlerini etkilemeyeceğini hatırlayın.
    Yaşamdaki her şeyin geçici olduğunu ve bazen olumsuz olayların hayırlı sonuçlara yol açabileceğini hatırlayın.
    Yanlış düşünce kalıplarına ilişkilendirme süreçleri neden olur. İlişkilendirme süreçlerinde üç temel yönelim ve buna bağlı olarak beş temel stil öne çıkar:

    1. İçsel (internal) Stil: Öncelikli olarak her şeyin sebebi olarak kendini görmek. Örneğin, “Hepsi benim yüzümden oldu.” ya da “Her şey benim sayemde oldu.” vb.

    2. Dışsal (external) ve Küresel (global) Stil: Dışsal stil, sebebi her daim dışarıda aramak. Örneğin, “X yüzünden oldu.” ya da “X sayesinde oldu.” vb.

    Küresel Stil, olayların genelleştirilmesi olarak tarif edilebilir. Örneğin, “Bu her şeyi mahvedecek.” ya da “Bu her şeyi harika kılacak.”

    3. Değişmezlik (stable) ve Değişebilirlik (unstable) Stili: Değişmezlik stili, deneyimlerin etkilerini uzun süreli olarak görmektir. Örneğin, “Bu böyle devam eder.” Değişebilirlik ise tam tersine her deneyimi geçici bir durum olarak değerlendirir. Örneğin “Bu bir defalık bir şeydi.”

    Olumsuz deneyimlere karşı iyimser bakış açısıyla yaklaşanların stili dışsal ve değişebilirlik olurken kötümser bakış açısıyla yaklaşanlar içsel, global ve değişmezlik stilini benimsemektedirler.

    Buna göre öğrenilen çaresizliğin gelişimini engellemek için ilişkilendirme stilimiz şöyle olmalıdır: Olumlu deneyimlerimizde (başarılarımızı vb.) içsel, global ve değişmezlik, olumsuz deneyimlerimizde ise dışsal ve değişebilirlik stillerini benimsemeliyiz.

    Ancak stil seçimi yapılırken gerçekçi olmaktan asla ödün verilmemesi gerekir. Örneğin açıkça sizin hatanız nedeni ile gelişmiş bir olumsuz deneyiminizi dışsal stille ilişkilendirirseniz hatalarınızdan ders alamazsınız. Üstelik hatalı ilişkilendirmenin tüm yaşamı olumsuz etkileyecek birçok zararlı sonucu olabilir. Burada anlatılmak istenen gereksiz kötümserliğin önüne geçmenin önemidir. Gereksiz ve aşırı kötümserliğin ortadan kaldırılması kişisel gelişiminiz önündeki gizli engellerin kaldırılması anlamına gelir.

    Burada stiller ile ilgili tanımlamalar çok kesin bir şekilde yapılmış olmakla birlikte hiç kimse bu stillerden birine ya da birkaçına %100 uymaz. Aslında geniş bir spektrumda herkes kendine özgü bir yol izler. Önemli olan bu stilleri farkına vararak değerlendirme yapabilmektir. Bu sayede öğrenilmiş çaresizlik gelişimini engelleyebilirsiniz.

    Olumlama yöntemini kullanın
    Benlik saygısını artıran bir teknik olan olumlama yöntemi, ilişkilendirme stilinin bilinçli kullanımı ile desteklendiğinde öğrenilmiş çaresizliğin tamamen ortadan kalkması sağlanabilir.

    Kişinin çevresinden kendisi ile ilgili olumlu tanımlamalar duymasının, performansını nasıl etkilediği ile ilgili bir çalışmada, olumlu tanımlamaların performansı yükselttiği gözlemlenmiştir. Basit ve genel olumlu özelliklerin sıralanmasının bile olumlu etkileri olduğu düşünülecek olursa bilhassa geçmiş olaylara olumlama tekniğini uygulamanın çok faydalı sonuçları olur.

    Yaşamımızın her anında çok sayıda seçim yapmak durumunda kalıyoruz. Bir süre sonra bu seçimlerin bazılarının hatalı olduğunu fark ediyoruz. Bu yüzden kendimizi yargılıyor, kendimize kızıyoruz. Aslında seçimin belirleyicisi olan şey seçim anındaki bilgilerimiz ve tecrübelerimizdir. Yani o andaki durumumuzu düşünecek olursak o seçimi yapmamızın mantıklı olduğunu görebiliriz. Buna ilave olarak seçimimizin yanlış olması sonucunda daha doğru kararlar almayı öğrendiğimizi vurgulayabiliriz. Bu iki bakış açısı olumlama tekniğinin kullanılarak olumsuz bir deneyimin de olumlu bir çerçeveye alınmasına örnektir.

    Öğrenilmiş çaresizliğin üstesinden gelme konusundaki son sözler;
    Stil seçiminin bilinçli kullanımı ve olumlama tekniğini geçmiş deneyimlerimizi yeniden değerlendirirken uygulamak öğrenilmiş çaresizlikle baş etme konusunda önemli başarılar elde etmenizi mümkün kılar. Ancak öğrenilmiş çaresizlik durumumun çok fazla yerleşmiş ve mental sorunlarla pekişmiş olduğunu tespit etmeniz durumunda profesyonel bir destek almanız daha doğru olacaktır.
  • 208 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Kayınvalidesinin müdahalelerinden bunalmış Zeynep, evliliğini kurtarmak için bir çözüm yolu ararken Derviş Dede ile yaptığı sohbetlerle kendini bulur.
    Olaylara daha farklı bakış açısı ile bakmaya çalışır.
    Aynı zamanda da tasavvufi olarak yönelmeye başlar Zeynep.
    .
    Kurgusunda en beğendiğim nokta konunun roman olarak ele alınan bir kişisel gelişim kitabı olması. Tasavvufi yönü de çok beğendim.
    .
    Kesinlikle okuyucuyu sıkan bir dili yok. Tam tersi okudukça okuyası geliyor insanın. Kalbinize dokunuyor her bir kelime.
    .
    Kitabın yarısının altını çizdim diyebilirim.
    Kitaba başlarken ki alıntıları fevkalade. Özellikle de Mevlana'dan, Tolstoy ve diğer bütün önemli yazar ve düşünürlerden alıntılar konuyu ve kitabı özetler nitelikteydi.