"KADER SIRRI"N DA DÜĞÜMLENMİŞ...
(...) Varolma, varlık’ın tavrıdır; ve “var olan” olmadan “varolmaktan” bahsedilemez... Var olma da, “varolma” ile gerçekleniyor; “varolma-varoluş” olmasa, varlıktan bahis mevzuu kalmaz... “Var olma” ile “varolma” arasındaki bu alâka, insanın dünyaya gelişinden öncesi ve ölümünden sonrasına uzanan bir mâzi ve istikbâl çizgisinin “kader sırrı”nda düğümlenişini gösteriyor!
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Mücerret Fikir
HER ŞEYDEN SONRA DA KELÂM VAR!..
(...) Ne geçmiş ve ne de istikbâl, objeleştirilemez; geçmiş geçmiştir ve gelecek henüz gelmemiş bir yoktur; geçmiş ve gelecek, birincisi gerçekleşmiş ve ikincisi ise gerçekleşmeden önce mümkün olma özelliğiyle var olan -var olacak- şeklinde yoktur ki, bu “yokluk” “hâl”e nazaran biçilmiş bir varlık sıfatıdır... Mâzi ile istikbâl hakkındaki bu hakikat, geçmiş ve geleceğin sadece ferdî şuurlarda potansiyel hâlinde bulunduğunu ve müşahhas bir cemiyetin ancak zaman-mekân birliğinde görünebilmesine nazaran da, mâzi ve istikbâlin sadece lisân kasasında yaşayabileceğini gösterir; mazi ve istikbâl, lisândır, lisândadır... Zaman-mekan birliğindeki cemiyet kadrosuna nazaran lisânın kemmiyet bakımından içtimâi yönünden bahsedilebilirse de, mazi ve istikbâl yönünden bahsedilemez; ve burada, mazi ve istikbâlin, fertlerde, “fertte toplu topluluk hakikati” hâlinde yaşadığı anlaşılıyor... Ve burada hatırlanması gereken büyük hikmet: “Her şeyden önce kelâm vardı!” Her şeyden sonra da!..
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Mücerret Fikir
Reklam
Ne ile meşgul olacağını bilmeyen akılsız varlıklar gibi sen de zamanını boş ve faydasız işlerle geçirirsen vaktini zâyi etmiş olursun. Halbuki vakitlerin senin ömrün, ömrün ise ana sermayendir. Ticaretini ana sermaye üzerine yaparsan, cennette Allah'a (c.c.) yakın olma nimetine kavuşursun.
Din
Okyanusumuz... İnsanın bitmek bilmeyen ait olma ve sahiplenilme muhtaciyeti nasıl da imkânsız ve incitici.
Sayfa 178·Kitabı okuyor
1000Kitap
HÂL İSTİKBÂLE BORÇLU!...
(...) Sebep şu, netice bu... Netice şu, sebep bu... “Tamlık” ve “tamamlık” kasdının bazen sebebe ve bazen neticeye hamledilişine bakarsak, her şeyin gerçekleşmeden önce mümkün olma özelliğiyle var olmasına nazaran hâl, istikbâlin “tamlık” ve “tamamlık” keyfiyetine göre “araz” belirtir... “Asl” alınan istikbâl’e nazaran hâl’in “araz” oluşu, “hayat”ın ölümünden ödünç ve şimdinin gelecekten borç alındığını izâh eder... Borç, geçici ve izafî malikiyettir ya!...
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Mücerret Fikir
Ben yazarlığı bir meslek olarak görmüyorum, yazmak benim için bir var olma yolu. Hiçbir kitabımı para kazanayım diye yazmadım. Kazandım elbette ama amacım bu değildi. Bence nitelikli edebiyatın peşinde olan bir yazar yazdıklarıyla geçinmeyi hedeflerse edebiyatını eritmek tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Okurunu alıcı gibi görmeye başlar çünkü, sonucunu kestiremeyeceği için edebi risk almaktan kaçınır, eşyanın tabiatıdır bu.
Sayfa 100 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Reklam
Reklam