• Belli ki yeryüzünün ayrı bir ahlak yasası, cennetin başka bir ahlak yasası var. Vaaz kürsüleri bizi, ıstırabını dindirebileceğin, derdine derman olabileceğin bir kardeşinden haberdar olduğun halde yardımına koşmamanın çok büyük günah olduğuna inandırdı. Ne yani, Tanrı'nın dindiremeyeceği bir ıstırap, derman olamayacağı bir dert olmadığına göre O da mı günah işliyor?
    Mark Twain
    Sayfa 85 - Aylak Adam Yayınevi
  • - Sen iyiye güzele çağırmana rağmen insanlar sana hep kötü zamla yaklaşıyorlar. Bunların gözleri bu kadar mı kör Şems?

    - Kimya! Üç çeşit körlük vardır : Göz körlüğü, nimet körlüğü ve gönil körlüğü. Bunların da iflah olmayanı gönül körlüğüdür. " Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil, sinelerindeki gönüllerdir." ( Hac, 46)

    - Peki gönül körlüğüne düşmemek için hangi kapılardan geçmek gerekir?

    - Dört kapıyı aralamak lazım : Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet. Bu kapıları aralayan miraca çıkar.
  • - Burda ancak var olmayanı, ama var olması gerekeni yaratarak karşı koyabilirsin.
    - Neye karşı koymak?
    - Yokluğa. Anlamsızlığa. Geçmişine.
    - Ne geçmişi? Geçmişimi ansımıyorum bile.
    - Tufan öncesindeki geçmişin mi? Onu ansımasan da olur.
    Hiçbir gereği yok bunun. Burda yaratılması gereken bir karşıkoyuş.
    Ancak bununla bulabilirsin çıkış yolunu. Nuh da öyle
    buldu:
    Tufansa tufan, kabul, dedi Nuh. Ama ben bir tekne yapacağım ki, yeryüzündeki tüm yaratıklar teknemde yer bulacaklar ve biz tufandan sonra yeniden kuracağız yeryüzünün düzenini.
    Ama ben Nuh değilim ki!
    Ben, yolunu yitirmiş zavallı bir yolcuyum. Bir kazazedeyim.
    Burda öğretmenlik oynayan. Öğretecek bir şeyi olmayan bir öğretmen. Başkalarını ve kendisini öğrenmeye çalışan. Ansımaya çalışan, dilini, adını, geldiği yerleri ve aralarında yaşadığı insanların dilini. Ama özellikle kendini.
  • İyi de affa değer olanı zaten herkes affeder. Asıl af, affa lâyık olmayanı da affetmek değil mi? Tıpkı vicdan gibi. Onu kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil miydi vicdan?
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 325 - Timaş Yayınları
  • İyi de affa değer olanı zaten herkes affeder. Asıl af, affa lâyık olmayanı da affetmek değil mi? Tıpkı vicdan gibi. Onu kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil miydi vicdan?
  • Tarih boyunca birbirimize zulüm etme noktasında herhangi bir çekince göstermedik. Kendimize koymuş olduğumuz saçma sapan ideolojilerde amaca ulaşmaya çalışırken ne olursa olsun diyerek olası kastla bazen de doğrudan kastla hareket ediyoruz. Çoğu zaman da doğrudan kastla... Uzun yıllardır medeni olduğumuzu iddia ediyoruz. Ama hala toplumlarımız içerisinde sınıf ayrımı var ve bunu gerekli görüyoruz. Hala kendimizden olmayanı dışlıyor, ötekileştiriyoruz. Dini inançlarla kayırmacılık yapıyor, benden değilse düşmanımdır gözüyle hareket ediyoruz. Müthiş bir bölünmüşlük içerisindeyiz. Başkalarının acılarından mutlu oluyoruz. Benden değildir o zaman hakketmiştir anlayışı sadece bedenimizi değil ruhumuzu da esir almış durumda. Dünyanın belli bir kesimindeki insanları daha az medeni görüyoruz. Kısmen doğrudur ancak bu bakış açısı artık insandışılaştırmaya evrilmiş durumda. Sırf az önceki cümlede “evrim” kelimesini kullandığım için bile beni dinsiz ilan edebilecek yüzlerce insan tanıyorum. Evet, yanlış duymadınız “tanıyorum”. Sorun sadece dar görüşlü ve bağnaz olmakta değil, aynı zamanda fikren boşuz, bu boşluğa rağmen müthiş bir özgüven patlaması içerisindeyiz. Beyni yok fikri var bir insanlık türedi. Ahlaki konularda iki yüzlüyüz. Bu hepimiz için geçerli ki kapıdan dışarıya adımımızı attığımız anda farklı bir kimliğe bürünüyoruz. Ruhumuz o kadar karanlık ki bu kararmışlık bize müthiş bir oyunculuk yeteneği veriyor. Hannibal Lecter’ın insan ruhlarını yiyen hali gibiyiz. Çünkü insanız. Ve bu genetik kodlarımızda kayıtlı. Nasıl mı? Bunu açıklamak için bilimden faydalanmak zorundayız. Ve bunu yaparken de bilimin kabul ettiği şekliyle yapmak zorundayız. İnandığımız şekliyle değil. Ve bu açıdan bakarsak insanlık tarihi, hayvanların tarihinden ayrı bir şey olarak aşağı yukarı Afrika kıtasında 7 milyon yıl önce başladı. O yıllarda Afrika insansımaymunu evrimleşiyor ve bunlardan biri de insan. Yaklaşık yarım milyon yıllık insan fosillerine bakıldığında Afrika ve Avrasya insanlarının birbirlerinden farklılaştığı görülüyor. Mesela Neanderthallerin beyinleri biz Homo Sapienslerden daha büyük. Bundan yaklaşık 40 bin yıl kadar önce çağdaş insanlara benzeyen iskelet örnekleriyle Cro Magnon olarak adlandırılan insan türü, gelişmiş yetenekleri ve üstün silahlarıyla Avrupa’ya geliyor. Birkaç bin yıl içerisinde yüz binlerce yıldır Avrupa’nın tek yerleşik insanları olarak evrimleşmekte olan Neanderthallerden iz bile kalmıyor. İspanyolların Pizarro’sunun İnkaları yok etmesi, bugünün Amerikalılarının Kızılderilileri yok etmesi, Cortes’in Aztekleri esir alışı... Yani kısacası en başa dönüyoruz hep. Tarih boyunca birbirimize zulüm etme noktasında herhangi bir çekince göstermedik. Dünya insanları olarak agresif, depresif ve ilkel bir çekiciliği olan liderlere oy veriyoruz. Karanlık kişilik özellikleri hoşumuza gidiyor. Motivasyonumuzun temel dayanağı hayranlıktan çok kıskançlık. Başkalarının sahip olduğu üstün özellikleri hayranlıkla değil kıskançlıkla izliyoruz. Çalışmamızın, başarıya ulaşma çabamızın en üst motivasyonu “o bile yaptıysa ben de yaparım” oluyor. Kant ne demişti “Değer yargılarının olmadığı bir gezegende fiziksel objelerden fazlasıyız.” Buna heteronomi diyorlar. Yani insanın kendi seçmediği duygu ve arzulara göre davranması. Sorun şu ki galiba Kant şimdi yaşıyor olsaydı, insanlığın şu anki durumunu Otonomi olarak tanımlardı. Yani yaptığımız her şeyi istediğimiz için yapıyoruz. Sadece itiraf edemiyoruz. Küçük, sevimli ve soluk bir mavi noktada yaşıyoruz. Tüfek, mikrop, çelik, yazı... Bugün bile birbirimize üstünlük kurmamızda etkili silahlar. Ama kimin ne kadar kullandığına ve geliştirdiğine bağlı olarak üstünlük sırası değişiyor. ABD her zaman dünyanın tek devleti olmayacak. Çünkü Amerikan halkı artık bilime önem vermeyen liderleri seçmeye başladı. Keza Avrupa da öyle. Eğer bunun bilincinde hareket edebilirsek belki de çok da uzun olmayan bir zaman diliminde geleceğin tüfek, mikrop ve çeliğini biz üretebiliriz. Ya da zamanın Neanderthalleri, İnkaları, Aztekleri veya Kızılderilileri olarak yok oluruz. Egemenlik kayıtsız şartsız bizimse o zaman sonuçlarına da hep beraber katlanırız...
  • ...affa değer olanı zaten herkes affeder. Asıl af, affa lâyık olmayanı da affetmek değil mi? Tıpkı vicdan gibi. Onu kaybetmeye en fazla hakkımız olduğu anda koruyabildiğimiz şey değil miydi vicdan?