• #35410111 Ali Ural Okuma Etkinliği ile tanıştım yazarla, okuma listemde Posta Kutusundaki Mızıka olsa da kitabı bulamadığım için bu kitabını tercih ettim.  Tabi bu kararımda site üzerindeki incelemelerin ve puanlamaların  payı da büyük oldu 8.7 gibi bir beklentiyle okumaya başladım.Zira kitaplığımdaki en sevdiğim kitaplarla eşdeğerdi puanlamaları. Pek beklentimi karşıladığını söyleyemesem de beklentimin çok da altında kalmadı. Devam kitabı olan Resimde Görünmeyen i okumayı düşünüyorum.
    Kitabın konu referansı gazete haberleri yani bir nevi hikayeleştirilen ilginç haberler. Bunu sevdiğimi söyleyebilirim özellikle habere ulaşana kadar ki, "konuyu nerye bağlayacak acaba?" duygusu güzeldi.
    Hacimli kitap aralarında mola olarak okunabilir.
  • Bir şairi en iyi şiirleri anlatir kuşkusuz ve şairin her şiiri aynı ölçüde etkilemeyebilir kişiyi.Ama Şükrü Erbaş 'in şiirleri şiirlerle tanistigimdan beri etkilemistir beni.Sukru Erbas her kitabinda siirler havalandiran,siirlerinde pek çok şey gibi bozkiri da cok içten sekilde anlatan bir şair."Bagbozumu Şarkıları" adli bu şiir kitabindaki çeşitli sairlerden yapmis oldugu alintilar da oldukça güzel,hatta kimi zaman şairin siirlerine yedirdigi alıntılar şairin şiirlerini bütünlüyor . Her şairin öne çıkan şiirleri oluyor.Sukru Erbas'in da one çıkan şiirleri var kuşkusuz ama şairin bütün şiirleri bir şekilde sarip sarmaliyor insani okurken.Daha fazla uzatmadan sözü "bagbozumu şarkilari"na ve şaire birakayim.

    "...Aşkı bir govdeden doğuran dünya/Sen koydun bu kalbi bu guzelligin önüne/Ayriliga bırakma beni/Ölüm bir gün nasilsa sürecek hükmünü..
    Gecikme-2009

    "...
    Sevgilim
    Once olumden sonra senden doğdum ben."
    Çiçeksiz Kapı

    "Ey gönül haresi keder,insan kendinden ne kadar uzağa gider... "
    Gonul Haresi-2012
    "...
    Ölüler gökyüzüne gölümseydi keşke...
    Yanilsamalar-2012

    "...
    Işık burcum
    Bir Karac'oğlan ıssızlıgı ağzımda
    Plastik zamanlara şiirler söylüyorum. "
    Gelecek Hatırası

    "
    Şair güzel şiirlerinden sonra siir kitabinin şiirler kısmını Behçet Necatigil'in "Yazi" şiiriyle bitiriyor.

    " Ve şairler boyuna kime yazarlar?
    Yıkılmış köprülerin başında
    Urkmus boşluktan biri inliyorsa
    Ve sairler onlara geldimlere yazarlar."
    Yazı-Behçet Necatigil

    Kitap,şairin "Bir Başka Bagbozumu" adlı bolumdeki" Dilsiz Ustalar Suskun Ogrenciler " yazisiyla bitiyor.

    Bence şiir anlatilmaz okunur.Bu kitabi ve Şükrü Erbas'in tüm kitaplarını, tüm şiir severlere tavsiye ediyorum.
  • 2015 yılında basılmış kitap, bugünden okuyunca, gündemi biraz takip etmişseniz çoğumuzun bildiği şeylerin, daha iyi yerine oturmasına neden oluyor tabi, okudukça daha da üzüleceğinizi düşünüyorum şahsen ben üzüldüm. Düşündüm tekrar tekrar.. Bismillah ile başlayan İnşallahla biten cümlelerin, yolsuzluklara hem de büyük yolsuzluklara, üzülerek, ortak edildiğini gördüm.

    Acı olan kısmı ise, asıl irdelenen halk iken, kanunlar bile parası olanı kolluyorken, ihaleler yandaşlara dağıtılırken, kazanan yine belli.. Bu halkın üzerinde bir ağırlık var. Ölü ağırlığı gibi bir şey, yürüyen ölüler gibi.. The Walking Dead izleyiniz efendim.. Kitabı okumasanız da olur, üzülürsünüz..
  • Ne mutludur ölüler!
  • III

    Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
    Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
    Kimi ırmaklardan yansıma
    Kimi kayalardan kırpılma
    Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
    İçi ölümle dolu
    Dönen bir huni
    Doğarken güneş
    Kesilmiş ölü yüzlerden
    Bir mozayik minyatürlerden
    Dokunur tenimize
    Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
    Ve birden senin sesin gelir dört yandan
    Menekşe kokulu sütunlardan
    Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
    Gözlerine ait belgeler sunulur
    Ey aşkın kutlu kitabı
    Uçarı hayallere yataklık eden
    Peri bacalarının yasağı
    Gönlümün celladı acı mezmur
    Bana bıraktığın yazıt bu mudur
    Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
    Senden bir gök
    Senden yıldızlar ördüler
    Ateş böcekleri
    O gece dört yanıma
    Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
    Sen bir anne gibi tuttun ufukları
    Ve çocuklar gülle anne arasında
    Seninle güller arasında
    Tuhaf bir ışık bulup eridiler
    Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
    Aramızdaki sırra
    Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
    Gençlik monologları
    Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
    Bana getiren
    Yasamız vardı
    Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
    Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben
  • BeğenAntolojimYorumlarPaylaşTweetlePaylaş
    II

    Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
    Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine
    Bir anda yükselen bir bülbül sesi
    -Erken erken karlar ortasında
    Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
    Bana geri getirir eski günleri
    ...Paslanmış demir bir kapı açılır
    Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
    Ta karanlıklar içinde birden
    Bir türkü gibi yükselirsin sen
    Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
    Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
    Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
    Saçar ortalığa zamanın
    Ağaran saçın toz toprağını
    Bana ne Paris'ten
    Newyork'tan Londra'dan
    Moskova'dan Pekin'den
    Senin yanında
    Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
    Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
    Geceme gündüzüme
    Gözlerin
    Lale Devrinden bir pencere
    Ellerin
    Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
    Kucağıma dökülen
    Altın leylak

    III

    Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
    Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
    Kimi ırmaklardan yansıma
    Kimi kayalardan kırpılma
    Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
    İçi ölümle dolu
    Dönen bir huni
    Doğarken güneş
    Kesilmiş ölü yüzlerden
    Bir mozayik minyatürlerden
    Dokunur tenimize
    Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
    Ve birden senin sesin gelir dört yandan
    Menekşe kokulu sütunlardan
    Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
    Gözlerine ait belgeler sunulur
    Ey aşkın kutlu kitabı
    Uçarı hayallere yataklık eden
    Peri bacalarının yasağı
    Gönlümün celladı acı mezmur
    Bana bıraktığın yazıt bu mudur
    Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
    Senden bir gök
    Senden yıldızlar ördüler
    Ateş böcekleri
    O gece dört yanıma
    Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
    Sen bir anne gibi tuttun ufukları
    Ve çocuklar gülle anne arasında
    Seninle güller arasında
    Tuhaf bir ışık bulup eridiler
    Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
    Aramızdaki sırra
    Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
    Gençlik monologları
    Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
    Bana getiren
    Yasamız vardı
    Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
    Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben

    IV

    Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
    Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
    Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Uzatma dünya sürgünümü benim
    Güneşi bahardan koparıp
    Aşkın bu en onulmazından koparıp
    Bir tuz bulutu gibi
    Savuran yüreğime
    Ah uzatma dünya sürgünümü benim
    Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
    Ayaklarımdan belli
    Lambalar eğri
    Aynalar akrep meleği
    Zaman çarpılmış atın son hayali
    Ev miras değil mirasın hayaleti
    Ey gönlümün doğurduğu
    Büyüttüğü emzirdiği
    Kuş tüyünden
    Ve kuş sütünden
    Geceler ve gündüzlerde
    İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Bütün şiirlerde söylediğim sensin
    Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
    Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
    Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
    Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
    Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
    Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
    Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Yıllar geçti saban ölümsüz iz bıraktı toprakta
    Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
    Çatı katlarında bodrum katlarında
    Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
    Hep Kanlıca'da Emirgan'da
    Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
    Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
    Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
    Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
    Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
    Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
    Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
    Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
    Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
    Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
    Verilmemiş hesapların korkusuyla
    Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
    Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
    Uzatma dünya sürgünümü benim

    Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
    Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
    Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
    Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
    Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
    O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
    Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
    Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
    Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
    Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
    Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
    Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
    Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
    Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

    Sevgili
    En sevgili
    Ey sevgili
  • Ansızın herhangi bir şey – bir şarkı, tesadüfen burnuma gelen bir koku ruhumda anıların tıpasını çekiveriyor... Bir vakitler olduğum, bir daha asla olmayacağım her şey! Benim olmuş, gelecekte asla olmayacak şeyler! Ve ölüler! Çocukluğumda beni onca sevmiş olan o ölüler! Adlarını andıkça ruhum buz kesiyor; insan yüreklerinden sürüldüğümü, kendi gecemde yapayalnız kaldığımı, kapalı kapılarının dilsizliğinin karşısında, dilenci gibi ağladığımı hissediyorum.
    Fernando Pessoa
    Sayfa 258 - Can yayınları