(...) Basit bir misâl: Ben çok kısa bir süre başka bir plâtformda yazmıştım. Orada bir süre baktım, oyalandım, ortamın kalburüstü ateistleri kanatlardan hücum ediyor, ortadan yarıyor, kimseden tık yok. Dedim herhâlde burada Müslüman yazarlar pek yok. Ben gireyim dedim, başladım her konuda güzel güzel anlatmaya, cevab vermeye… Aa, bakıyorum, acaib de oylanıyorum. Her yazdığım ayın beğenilenlerine falan giriyor. Bak sen dedim, demek ki burada Müslümanlar var da, yazar olarak değil, seyirci olarak var.
Bir süre sonra birkaç tanesinden mesajlar gelmeye başladı. Bir tanesi, hiç unutmuyorum, şöyle dedi: "Hocam, sen onların diliyle konuşuyorsun, o yüzden sana çok şaşırdılar, ne cevab vereceklerini düşünüyorlar."
"Siz niye konuşmuyorsunuz?.." Demedim. Çünkü biliyorum ki, bilmiyorlar. Karşı tarafın ne dediğini anlamıyorlar, ne diyebilirler ki?..
Meselâ adam Marx‘tan söz ediyor, bir Müslüman Marx‘a ne diyebilir ki: “Komünist, Allahsız, Yahudi!” Böyle tek kelimelik şeyler. Düşünün, Marx‘ın ömrünü vakfettiği şeyleri, yazdığı binlerce sayfayı, o binlerce sayfadaki onbinlerce ayrıntıyı, yüzbinlere verdiği heyecanı, yepyeni şuuru ve bu heyecan ve şuurla dünyayı birbirine katmasını, bir döneme damgasını vurmasını, tarihe yön vermesini… Peki, bütün bunların Müslüman lûgatında karşılığı ne? “Yahudi!” Olur mu hiç? İmâm-ı Gazalî öyle mi yapmış? Zamanının bütün fikirlerini, bütün davalarını, bütün mezheblerini tek tek ele alıp muhakeme etmemiş mi? Onların hakikatlerini anlamak için, onların dilini onlardan daha iyi konuşur bir hâle gelmemiş mi? “Antitezlerinin hakikatlerini gösterme mecburiyetiyle hareket” etmemiş mi?
__Peki ben yapınca suç mu oluyor bu? Sen niye yapamıyorsun bunu? Fatih Sultan Mehmed‘in Latince, Rumca öğrendiğini şişinerek anlatırken, sen niye