Sorun:...Sonuçta ne bugünü ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.
Çözüm:...Önemli olan; hayatta, "en çok şey"e sahip olmak değil, "en az şey"e ihtiyaç duymaktır.
"Herkes bir gün ölecek Firdevs. Sen de, ben de. Önemli olan ölene kadar nasıl yaşayacağımız."
"Nasıl yaşayacağız? Yaşam çok zor."
"Yaşamdan daha sert olmalısın Firdevs. Yaşam çok sert. Gerçekten yaşayanlar yalnızca ondan daha sert olanlardır."
Bu hikâyenin bir başka önemli noktası da şuydu: Karabağ Ermenileri, Azerbaycan içinde kültürel ve siyasi olarak nasıl kendilerini dezavantajlı konumda görüyorlarsa; Karabağ Azerileri de, Dağlık Karabağ içinde kendilerini öyle görüyorlardı. Karabağ Azerileri, Ermenilerin ayrımcılık yaptığından söz ediyor ve nüfusunun çoğunluğu Ermeni olan Stepanakert’te nasıl rahatsız hissettirildiklerini hakkında hikâyeler anlatıyorlardı. 80’lerde, Şuşa’da, Kültür Departmanı’nın başkanlığını yürüten bir okul müdürü olan Elhan Alekperov, “Ermeniler bizden yüz kat daha iyi yaşıyorlardı” diyor. Yaşadığı bölgede, çok daha büyük bir Azeri köyünde hiçbir kültürel tesis yokken, küçücük bir Ermeni köyün-de Kültür Evi olmasını örnek olarak gösteriyor. “Bizi aşağıda tuttular. Bir keresinde, bir müzik yarışmasına katılmak için Stepanakert’e gittik. Bizim bölgemiz en güçlü adaydı. Ancak, sahneye çıkıp sıramız geldiğinde ve grubumuz çalmaya başladığında, tüm ışıkları söndürdüler ve mikrofonları kapattılar” diyor Alekperov.
Geleceğin nasıl olacağı önemli değil; kesin olan tek şey şu ki, senden uzakta yaşarken, korkuya bütünüyle teslim oluyorum, onun istediğinin de ötesinde teslim oluyorum ve bunu hiçbir zorlama olmaksızın, büyük bir istekle yapıyorum, kendimi onun içine akıtıyorum.