Farabi'ye göre mantık 'nutk' kelimesinden türemiş bir kavramdır ve üç şeye delalet eder: ... (3) İnsan fıtratında bulunan nefsî kuvvettir. İnsanların sair hayvanlardan ayırt edildiği mümeyyiz ayrımıdır. İnsanlar makulleri, ilimleri ve sanatları bununla elde ederler; düşünüp taşınma bununla olur ve bununla iyi ve kötü fiiller birbirinden ayırt edilir.
Sadece homo sapiensin var olmayan şeyler hakkında konuşabildiği iddiası herkesçe kabul edilebilecek bir önerme. bir maymunu ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeyi asla ikna edemezsiniz. Peki bu neden bu kadar önemli? Sonuçta kurgu tehlikeli biçimde yanlış yönlendirilebilen veya dikkat dağıtan bir şey olabilir. ormana melekler ve tek boynuzlular görmeye giden insanların hayatta kalma şansı kesinlikle ormana mantar ve geyik bulmaya Gidenlerden daha az olacaktır. Ayrıca Eğer zamanınızı var olmayan koruyucu Ruhlara dua etmekle geçirirseniz gıda toplamak,savaşmak ve üremek gibi şeyler için kullanılabilecek değerli vakti boşuna harcamış olmaz mısınız?
Burada üç tane ögeyle karşı karşıyayız: iki nokta ve aralarındaki mesafe. Bu üç öğenin bir önermenin ögelerine tam olarak tekabül ettiği kolayca görülür: iki nokta bir önermenin iki öğesini temsil eder ve aralarındaki mesafe, iki öğenin arasındaki ilişkiyi temsil eder ve bu ikisini birbirine bağlayan öğe rolünü oynar. Önermeyi en alışılagelmiş ve genel biçimiyle, yani isnadı "olmak" fiilinin oluşturduğu niteleyici önerme olarak alırsak, onun en azından belirli bir açıdan, özne ile nesnenin bir özdeşliğini ifade ettiğini görürüz. Bu durum iki noktanın gerçekte bir tek ve aynı noktanın (açıklamış olduğumuz gibi, deyim yerindeyse, kendisini kendisinin karşısına koyarak) ikiye bölünmesinden başka bir şey olmaması hususuna tekabül eder.
Hume, Tanrı’nın varlığı ve öz-nitelikleri, evrenin ve insanın Tanrı tarafından yaratılmış olduğu, mucizelerin, peygamberliğin ve vahyin gerçekleşmiş olduğu, ruhun ölümsüz olduğu gibi tektanrıcı din kitaplarında yer alan iddiaların hem a priori açıdan hem de a posteriori açıdan bilinemez olduğunu, bunların bilgi ve akıl yürütme konusu olamayacaklarını, bu iddiaların akla ve deneyime aykırılık oluşturduklarını, insan zihninin sınırlarının ve kapasitesinin bu konularda bir önerme ortaya koymak için yetersiz olduğunu, bu anlamda akılcı ve deneyimci bir teolojinin de olanaksızlık olduğunu, söz konusu iddialara akıl ve deneyim temelinde değil, sadece iman temelinde inanmanın olanaklı olduğunu savunur, ancak iman etmenin de değerli, gerekli ve yararlı bir şey olduğunu düşünmez, bilge insanın bir şeye inanması için akıl ve deneyimi ön plana koyar.