Efendi Hazretleri Üstadım'a şöyle buyuruyor:
"Sende iki şey ifrât hâlinde: Muhabbet ve zekâ... Muhabbet, iner ve çıkar... Ama zekâ için çare yok!"
Mübdi': Nümûne ve benzeri yokken bir şeyi yeni olarak keşfeden. Benzeri görülmemiş bir iş veya eser ortaya koyan. Kimsenin söylemediği yeni bir şiir veya nesir söyleyen... Mübdi: Herşeyi hiçten halkeden. Başlayan. Gizli sırları açıklayan... Allah'ın güzel isimlerinden biri de, El-Mübdî: Misâlsiz yaratıcı.
Terâk: Gürültü, çatırtı... Tarraka: Gümbürtü... Sît: Çatırtı, patırtı, gürültü. Ün, şöhret, nâm... Sita': ev direği... Nâm: Ün, şân, isim, ad. Lâkab. Vekillik. Adres... Ünvan: Lâkab. Adres. Önsöz, mukaddeme, takdim... Adres: Ot ismi... Suadî: Topalak otu... Kust: Topalak otu... Suadâ: Sıkıntıdan dolayı uzun uzun solumak... Suda': Baş ağrısı. Rahatsız etme, sıkıntı verme, sıkma... Sûd: Rengi kara olan şeyler, sevdalar... Sûd: Kâr, faide, kazanç... Mehd: Kâr kazanmak. Yayıp döşemek... Dehâ: Yaymak, döşemek.
Dehâ: Anlayışın son derecesi... Ferâset: Anlayışlılık, çabuk seziş... Firâset: Zihin uyanıklığı. Bir şeyi çabukça anlama kabiliyeti. Bir kimsenin ahlâk ve istidadını yüzünden anlamak. Firasetin bir nevî, sebebini anlamadan ve ilhâm eseri olarak vücuda gelen seziştir; diğer nevî ise kisbî, yani tecrübe ve kazanma ile hasıl olur. Binicilik. At yetiştirme bilgisi. Süvârilik. Yiğitlik... Ve bir hadis meâli:
"Müminin ferasetinden korkunuz; çünkü o, Allah'ın nuru ile nazar eder!"
Feraset: Binicilik, süvarilik, yiğitlik... Süvâri: Binici, atlı, atlı asker. Gemi kaptanı... Süver: Sûreler.