Çerezlik bir dönem romanı. Biraz aşk, biraz ihanet üstüne dönemin siyasi olaylarından sos ile servis edilmiş. İşin garip tarafı arka kapağında “Bu romanı benzersiz kılan, kendi dilini yaratmış olması yanında yakın tarihimizin gölgede kalmış pek çok olayına ışık tutarken kurmacayı müthiş bir ustalıkla gerçeklerle yoğurmuş olması.” deniyor. Madem böyle iddialı ve döneme dair bir şey yazacaksınız illa birilerinden görüş almanız gerektiğini bir kere daha ortaya koyuyor bu kitap. Kitabın oluşturduğu yazım hataları ve kurgu hataları için Adam Sanat'a bakacak olursak;
Romanın en önemli karakterlerinden, Haliç kıyısındaki bir Rufaî tekkesinin şeyhi olan Yusuf Efendi ve Rufaîlikle ilgili olarak anlatılanları ele almakla başlayalım.
Tekkede ayin icra edilen mekânın adı bazen “divanhane” (s.12), bazen de “zikir salonu”dur (s.100). Gerçekte ikisi de değildir. Bütün esma tarikatlarında, yani temel ritüeli zikir, yani Allahın adının tekrarlanması olan tarikatlarda olduğu gibi tevhidhanedir. Divanhane terimi yalnızca yalı, konak gibi büyük konutların selâmlık bölümlerindeki misafirlerin kabul edildiği en büyük oda için kullanılır. “Zikir salonu” hakkında fazla söze gerek yok. Tarikatlar konusuna yabancı biri bile bu topraklardaki kökleri Selçuklu dönemine giden dinî bir kavramın salon gibi o devirde Türkçedeki geçmişi 50 yılı bulmayan Frenkçe bir kelimeyle anılamayacağını tahmin edebilir.
Şeyhin “siyah bir külâhı” vardır (s.12). Bir Rufaî şeyhinin başlığı asla bir külâh olamaz. Bir Rufaî şeyhinin başında üst kısmı içi pamuk doldurularak takviye edilmiş bir takke (ki buna Rufaî tâcı denir) vardır. Bunun üzerine de siyah sarık (destar) sarılmıştır. Tarikat terminolojisinde başlığın tamamına da “tac” denir. İllâ başlığa günlük dilde bir karşılık bulunmak isteniyorsa sarık denmelidir;
Sartre ve nothing kedileri olan insanlar yazarlar filozoflar dünyaya başka bakıyor. Ama aynı zamanda yanlış anlaşılmasi da çok fazla oluyor. Umurlarinda mi bence değildir
‘’İnsan aşılması gereken bir varlıktır.’’ (sf. 6)
Bana kalırsa tek bir cümle bile bu kitabı okumak için yeterince merak uyandırıcı. Tüm insanlığın kendinden bir şeyler bulabileceği, sindirilmesi pek kolay olmayan, insanın boğazında yumru varmış hissi yaratan, mideye bir yumruk gibi inen, üstüne saatlerce hatta günlerce kafa patlatılması gereken, Friedrich Nietzsche’nin kendisinin dahi en derin, en tepe eseri olarak gördüğü, insanlığın ve zamanının ‘’6.000 adım ötesinde’’ diye (Ecce Homo sf. 79) tanımladığı bir eser #k:241.
#133109015
Kitabı okuduktan sonra dünyayı algılayışınızın, çevrenizde olup bitenleri yorumlayış tarzınızın, hayata ve kendinize olan bakış açınızın değişeceğini söylemek pek mümkün. Bu yüzden, okumayı düşünen veya erteleyen kim varsa mutlaka hemen kararını değiştirip bu kitabı okumalı. Merak etmeyin, su biraz soğuk ama girince alışıyorsunuz. Kendinize yapacağınız iyiliklerin başında bu kitabı okumak geliyor, bunu unutmayın. (Tartışmaya açık.)
Bu incelemede Nietzsche’nin bu eserinde bahsettiği ve üzerinde ısrarla durduğu Üstinsan kavramına, eserin içeriğine, diline ve neyi amaçladığına, Zerdüşt ve Üstinsan figürlerinin edebiyat dünyasındaki benzerlerine (Gulliver’in Gezileri – Houyhnhnmler ve Halil Cibran – Ermiş), çevirisine, neden iki puanı kırdığıma ve en sevdiğim kısımlarına değineceğim. Çok yoğun, yorucu ve bir o kadar da uzun bir yolculuk olacak ama en sonunda Zerdüşt’ü anlamış olarak ayrılacağız buradan (öyle sanıyorum), kemerleri bağlayın başlıyoruz.
''Putları yıkmak eskiden beri işimin bir parçası.'' (Ecce Homo, sf. 2)
Kim ya bu Zerdüşt? Kim ki bizim putlarımızı yıkacakmış?
İncil’de şöyle geçer:
‘’Buluttan gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!” dedi.’’ — Matthew, 3:17 (Bahsedilen Oğul İsa’dır, Tanrı’nın Oğlu İsa.)
Zerdüşt de
2020'DEN BERİ OKUYORUM.ÇOK GÜZEL.TAVSİYE EDERİM.HEM İSLAM BAKIMINDAN HEM TARİH BAKIMINDAN HEM MİZAH BAKIMINDAN BİR HARİKA.SAÇMA SAPAN YOK OT,YOK PENGUEN GİBİ DERGİLERİ OKUMAK YERİNE BUNU OKUYUN.OT NE?
Sanırım uzun süre etkisinde kalacağım bir kitap olacak Algernon'a Çiçekler.. Bu kitabı okuduktan sonra hüngür hüngür ağladığıma inanamıyorum. 'Moron- Dâhi' Charlie Gordon'un hikâyesi beni alt üst etmiş durumda. Bu okunmaya değer kitap tavsiyesi için https://1000kitap.com/Bilmukavemat 'a çok teşekkür ediyorum. ( Uygulamanın bana kazandırdığı en güzel şey bu sanırım: iyi kitap tavsiyeleri almak )
« Tüm hayatı boyunca yarı uyur yarı uyanık kalmış bir adam gibiyim, uyanmadan önce nasıl biri olduğunu bulmaya çalışan...»(79)
★ Kitaptaki hikaye, 70 IQ'su ile haftada 11 dolara fırında çalışan, tuvaletleri temizleyen, yerleri süpüren 32 yaşındaki Charlie Gordon bir morandan nasıl bir dâhiye dönüştüğü hakkında. Oğlu, diğer herkes gibi olmadığı için ondan utanan bir anne; kendisinden daha çok ilgilenildiği için onu kıskanan bir kız kardeş (Norma); elindeki parayı doktorlara, hocalara harcamaktan, evdeki tartışmalardan bıkmış, berber dükkanı açmak isteyen bir baba. Tüm bunların arasında Charlie; 'doğanın bir hatası gibidir.' Charlie’nin ailesiyle ilgili hatırladığı şeyler onun bir moron olmasından kaynaklanan korku, suçluluk duygusu ve utanç...
« Norma bizim bahçemizde bir çiçek gibi açtığında, ben yabani bir ot olmuştum. Sadece kimsenin beni görmediği köşelerde ve karanlık yerlerde yaşamama izin verilecekti.» (157)
★ Doktor Strauss ve arkadaşlarının daha önce fare Algernon üzerinde yapmış oldukları beynin hasarlı bölümüne müdahale ilgili çalışmaları, Charlie'ye yapılacak ve o, -ameliyatla zekası artırılan ilk insan- olacaktır. Özlemini duyduğu diğer insanlar gibi akıllı olabilecektir. Ancak sonradan kazanacağı bu zekanın bir bedeli vardır. Charlie, ameliyat olmadan önce hayal ettiği dünya ile kavuştuğu dünyanın aynı olmadığını görecek. Zeka seviyesi 70'ten 180'lere
Çok güzel bir sayı, herzamanki performansını koruyan Alpay Erdem dışındaki bütün yazarları tebrik ediyorum ve muhteşem yazdıklarını ifade edebilirim.
Çok teşekkürler.