Öteki, dürtümüzü temsil ettiği ölçüde, dürtü/dürtüsel uyarım karşısındaki savunma ve ona hâkim olma çabası Öteki karşısındaki bir savunmaya ve ona hâkim olma çabasına dönüşür.
Shakespeare'in öteki tragedyalannın başkişilerinde, örneğin Lear'da,
Antony'de, Othello'da ya da Macbeth'de duygular ve tutkular ağır basarken, HamJet'de düşüncenin ağır basması, Schlegel'in deyimiyle, bu oyunun bir "düşünce tragedyası" olmasıdır. Bu
düşünce tragedyası Hamlet'in içinde bulunduğu koşullardan değil, doğrudan doğruya Hamlet'in kendi kişiliğinden kaynaklanır.
Bu kişilik ise, birbirine aykırı değişik yorumlara uğrar, hiçbir zaman
açık seçik anlaşılmaz; ne denli derinliğine incelenirse incelensin, hep gizemli kalır. Çünkü yalnız Shakespeare'in oyunlarında
değil, Dostoyevski dahil tüm dünya edebiyatında, Hamlet kadar karmaşık bir insan az bulunur. Hamlet üzerine binlerce kitap ve makale vardır.
Her şeyden vazgeçmek zorunda kaldık. Sevgiden bile... Karım sevdiği adamı bıraktı. Şimdi o sevgiden arta kalan tortuyu taşıyor yüreğinde. Beni, öteki adamı sevdiği gibi sevemeyen bir kadına duyduğum aşk, büyüden, yaratıcılıktan yoksundur artık. Ben de bir tortu taşıyorum yüreğimde.
öteki insanlar gibi bir gereksinim gösterirken kendini yakalayınca incinen gurur... çünkü tam da bu direnip dayatmalar yüzünden insan çevresindeki öteki insanlarla değiş tokuş edilebilir, karıştırılabilir hale geliyor: iten ve itilen, dürten ve dürtülen, azarlayan ve azarlanan.