Mana bilmez mefhumunu uydurur Çoklarını doğru rahtan kaydırır Yamandan şeytana papuç giydirir Kari fitneliktir ihvaya başlar Suret uğrusudur dünya perestir Öyle münafığı sanma ki dosttur Dışı İslam içi mümine kasttır İblise eşittir huy haya başlar
"Hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki gerçek "canlı hayata" karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki gerçek "canlı hayat" bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz."
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"H.J., mutlu olmak istiyorum. Çok çok istiyorum. Nasıl istiyorum sen bilemezsin Acı çekmek, incinmek istemiyorum. Karanlık, karmaşık, kötü şeyler olsun iste­miyorum artık. Mutlu olmakk,istiyorum. Keyfetmek, gezip tozmak, eğlenmek istiyorum... başkalarının yaptığı gibi. N'olur rahat bırak beni. Mutsuzluktan öyle korku­ yorum ki."
Dua etmek insanın sadece problemlerini çözmekle kalmaz, bundan fazla olarak (Allah'la muhatap olması sebebiyle) ona eşsiz bir haz ve mutluluk da verir. Dua ederken öyle huşu anları olur, öyle lezzetli vakitler meydana gelir ki talep ettiğimiz şey, yaşadığımız bu özel ha­lin yanında hiç kalır...
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Alıntı
"Bana öyle geliyor ki, seninle geçirdiğim bu kısa zaman, hayatımın en uzun, en doyurucu bölümüydü. Bir ömür buna sığar mıydı?"
1960’lardan önce Türkiye ağırlıklı olarak tarımsal bir ülkeydi. Devletin hâkim olduğu küçük bir sanayi sektörü vardı. On yılın sonunda güçlü bir özel sanayi sektörü oluştu. Öyle ki, sanayinin GSMH’ya katkısı neredeyse tarımınkine eşitlendi ve 1973’te aştı. Bunu köylülerin iş ve daha iyi bir hayat arayışı içinde kent ve kasabalara akın etmeleriyle birlikte gelişen hızlı bir kentleşme izledi. Ekonominin giderek sanayileşmesi doğal olarak toplumsal dönüşüme de yansıdı. 1960’ların sonunda iki yeni grup siyasal olarak varlığını hissettirmeye başladı. Birincisi sınıf bilinci giderek artan bir önderliğe sahip olan işçi sınıfıydı. Bu grup, 1967’de siyaset dışı ve hükümet yanlısı sendika konfederasyonu Türk-İş’ten (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ayrılarak DİSK’i (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) kurdu. Öteki grup, kendi çıkarlarını 1971’de kurulan kendi örgütüyle, Türk Sanayicileri ve İşadamları Birliği’yle (TÜSİAD) daha ileri düzeyde savunmaya kararlı olan ve giderek bilinçlenen sanayi burjuvazisiydi.
Alıntı