Lakırdı
Öze dönmek denmeyedursun bir kara delik peyda olur ki ansızın, tenasül uzvunu dut yaprağıyla örtmüş bir Adem'den, rönesans tablolarındaki elma göğüslü Havva'ya, mal otlatan çobandan, sunağa yatırılan kurbana, sayısız imgeyi yutar. Hakikaten sayısız imge. Belki aralarında ufku işaret eden sarkık bıyıklı, börklü bir Tanrıkut Mete bile vardır. Ya da ayaklandırdığı köylülerle katolik klerjisini kılıçtan geçiren bir Florian Geyer... Eh haliyle sorar düşünen (sormalıdır düşünen), bu öz nedir, neyin nesidir, kişi bu öz denilen neyse ondan niçin nasıl uzaklaşmıştır ki bir de ona geri dönmekten bahis açsın. Açtığında da kolektif bilincin imgelerini ve dahi kendi imgelerini yutan bir kara delik peyda olsun. Bin kere değişmiş köyünü sanki hiç değişmemiş gibi hep aynı biçimde bulmayı hayal eden muhafazakar... Mücadele edebileceği zalim bulamadığında ne yapacağını şaşıracak devrimci... Kuşandıklarından, örtündüklerinden ötürü tenini unutan, sonra hatırlar gibi olup tüm libaslarını soymaya yeltenen kürklü kişi... Cavlak cavlak gezindiği yetmiyormuş gibi çıplak teninin de altındaki bir şeylerden dem vurmaya çalışan deli... Var mı âlemde özden, öze giden yollardan bahis açmayan kişi? Tanık olan demez mi bu ne tuhaf iştir bu nice biliştir? Der tabi.
Friedrich Nietzsche'den
Kendini parlatmak ve başkalarının gözünde hak etmediğin bir tahta oturmak kolaydır; zor olan, kendi karanlığınla yüzleşip oradan kendi ışığını çıkarabilmektir. Öz saygı, insanın kendisini olduğu gibi kabul etmesinden ziyade, kendisini asil bir amaç doğrultusunda yeniden inşa etme disiplinidir. Bu süreçte insan, popüler olanın ucuz cazibesine kapılmamalı, kendi yüksek doğrularının peşinden gitmelidir. Başkalarının sınırlarına hürmet etmek nasıl bir erdemse, kendi sınırlarını çiğnetmemek de o derece büyük bir haysiyet meselesidir. İnsan ancak kendi karakterinin efendisi olmayı başardığında, o sarsılmaz ve dürüst öz saygıya kavuşur. Friedrich Nietzsche
Alıntı
Reklam
Geleceğin uçan arabası baykar el cezeri Gözlerimde yaşlar, dinmedi bugün.. Şarkılar dinledim, olmadı bugün.. Aşıkmışım meğer, anladım bugün.. Gönlümün sevdası, zümrüt gözlerin. Halil Köse Zümrüt Gözlerin Saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin değerli üyesi Halil köse bey zümrüt gözlerin adlı şiirinde gözlerinde yaşlar dinmedi bugün diyerek başlıyor sözlerine ve aşık olanın gözlerindeki yaşların dinmeyeceğini belirtiyor evet aşk Allah Teala yolunda ise kıymetli bir mücevher olur bugün Baykar firması prototip proje aşamasındaki Cezeri uçan araba modeli ile millet sevdasını bir kez daha kanıtlıyor Saygıdeğer okuyucular ve halil köse bey aşığın gözleri ne zaman sevdasına kavuşur o zaman zümrüt gibi parlar cezeri projesi ile Türk insanı şarkılar dinlesede bulamadığı morali yeniden bulacak ve hayata yeniden gülümseyecek cezeri ilk kez ismini müslüman alim ismail cezeriden alarak kökünü geçmişe dayandırıyor geçmişin o güzel insanları bugün yine bize ders ve ibret veriyor Azimüşşan Kuraanı kerimin fatiha suresi ile buyurduğu gibi Allahım bizi rahmet edip esirgediklerinin nimet verdiklerinin yoluna ulaştır nimet verilenlerden biride robot teknolojilerinin öncüsü ismail cezeridir mübarek mücadele suresi buyururki Size öğütlenen budur evet Allah Teala yaptıklarımızdan haberdar olandır 2020 yılında teknofestte tanıtılan el cezeri ise ilk önce havacılıktaki kargoculuğu kolaylaştıracak belkide uçan araba olacak Tusaş gökbey yerli savunma sanayi Göğsümde çalan kornalar Ki Ne metruk bir heceyim ne de Külüstür bir araba hiç değil Ama Sürekli kornaya basan isyankâr bir kız saklı içimde BAŞIMA NE GELDİYSE SEVDİM SEVELİ... Gülüm Çamlısoy @gulum-camlisoy Değerli okuyucular es selam aleyküm ve Rahmetullah saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin kıymetli üyesi Gülüm Çamlısoy isyankar bir
Duygu ve Düşünce
"KÜLTÜR"DEN KASDIMIZ: İRFÂN...
“Kültür” ve çoğu onunla beraber telaffuz edilen “medeniyet”, düşünce tarihinde çok farklı açılardan ele alınmış olsalar da, çoğunlukla “tek” bir vâkıaya ve onun tamamlayıcı yönlerine işaret olarak kullanılagelmiş kelimeler. Bu bahiste Cemil Meriç’in teklifi şöyle; Umrandan Uygarlığa adlı eserinden: “Amerika’nın en tanınmış antropologlarından, Kroeber ile Klukhohn, kültürün -şimdilik- 161 târifini tesbit etmişler. Cuvillier, Sosyolojinin Elkitabı’nda medeniyetin 20 târifini vermiş. (…) Ben kendi hesâbıma kültürü de medeniyeti de aynı mânâda kullanacağım; okuyan ne kastettiğimi metinden anlasın. Hegel’den beri bütün büyük yazarlar öyle yapmış.” Evet, Cemil Meriç böyle diyor. Bizim bu makaleye tahsisen kullanacağımız “kültür” ve “medeniyet” kavramları ise, Büyük Doğu-İBDA külliyatında birçok yerde geçen “kültür-irfan” kavramına bitişik, ancak biraz daha “geniş” çerçevede bir muhtevâya dâir olacak. Kısaca biz, “kültür ve medeniyet” mefhumlarını, bunların “hep birlikte” belirttiği ve hem maddî hem manevî yönleri bulunan “içtimaî” bir bütünlüğe işaret kasdıyla kullanacağız. Kaldı ki, böylesi bir kullanımın “çıkış noktası”nı da yine İBDA külliyatından göstermeye çalışacağız. Biraz daha açalım dilerseniz. Prof.Dr. Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik adlı eserinde, “kültür ve medeniyet” meselesi etrafındaki tarif, tartışma ve değerlendirmeleri ele alır ve akabinde kendi değerlendirmelerini takdim ederken, kültür ve medeniyetin birbirinden ayrılmazlığı temelinde, bu iki mefhumun bir ve aynı vâkıanın iki yüzü oldukları üzerinde karar kılar. **Güngör’e göre, kültür “hayatın mânevî nizamı” iken, medeniyet “hayatın maddî nizamı”dır. Bir deyişle, biri mânevî dünyamız ise diğeri görünür eserlerimiz, biri millî tarihimizden tevarüs ettiğimiz ahlâkî, fikrî ve hissî zenginliğimiz ise diğeri bediî, teknik ve
İlim ve irfan
Etiler
Çivi Yazılı Kaynaklara Göre TÜRKÇE-ETİCE-HURRİCE ARASINDAKİ BAĞLAR Üzerinde Yeni Araştırmalar Dr. MUSTAFA SELÇUK AR Türkçe-Etice-Hurrice arasında mevcut olduğunu gördüğüm bağların ve bu bağları ihtiva eden kaynakların bir kısmını anmış ve. ileri attığım fikirlerimi bundan sonra yapılacak tetkiklerle elde edilecek vesikaların kuvvetlendireceğini belirtmiştim. Bu arada bugün elimizde bulunan ve Boğazköyde elde edilmiş olan çivi yazılı tabletlerin büyük bir kısmının üzerine, yazılmış olan yazıtlarda kullanılmış olan dilin Eti devleti zamanında bir yazı dili olarak kullanılmış olduğunu ve Eti devletinin asıl konuşma, dilinin bu yazı dili üzerine tesir yaparak izler bırakmış olduğunu söylemiş, bu konuşma dilinin yazı dili üzerindeki izlerini nelerin teşkil ettiğini de izah etmiştim. Şimdi gerek bu noktaların ve gerekse Türkçe ile "Hurrice arasındaki bağların izahlarını daha, ziyade kuvvetlendirecek olan ve yeni araştırmalarımda elde ettiğim neticeleri burada ele almak istiyorum. Bundan sonraki, araştırmalarımda da fikrimi teyit eden misal ve delilleri buldukça onları da yavaş yavaş yayınlamak emelindeyim. a) Mevcut vesikalara göre Eti devletinin konuşma dilinin Türkçe olduğunu ve bu konuşma dilinin Eti hakanlarının icraatlarını yazdırmak için kullanmış oldukları yazı dili üzerine tesir ederek izler bıraktığını kabul ediyoruz. Bu izlerden biri, isimlerin "-in„ hallerinin teşkilinde kendini göstermektedir. Nasıl ki,.bugünkü Türkçemizde, isimlerin "-in„ hallerini teşkil etmek için kullandığımız ismin sonuna bîr "-in„ eki getirmekte isek aynı hali Etilerin yazı dillerinde teşkil etmek için de gene o ismin sonuna ''-an;, ekinin getirilmekte olduğunu görmekteyiz. Türkçemizdeki bu ''-in„ eki isimlerin gerek çoğul gerekse tekil hallerinde daima aynı kalır, hiç değişmez. Aynı
KALDIĞIMIZ YERDEN DEVAM İNŞALLAH
🌾 Siyer'den Bunu Biliyor Muydun? -9- — Hz. Peygamber'in [a.s] süt annesi Halime ve Süveybe hatundur. — Hz. Peygamber'in [a.s] süt babası Haris'dir. Müşrik olarak ölmüştür. — Hz. Peygamber'in [a.s] süt kardeşleri şunlardır: • ebu seleme • hz. hamza • şeyma • abdullah • üneys — Hz. Peygamber [a.s] 5 kadına anne diye seslenmiştir: • hz. halime • hz. Ali'nin annesi Fatıma • Annesi Amine • ümmü eymen • süveybe hatun —Hz. Peygamber'in [a.s] Süveybe hatundan süt kardeşleri Hz. Hamza ve Ebu Seleme'dir. — Onu büyüten annesi Amine, emziren Hz. Halime ve Süveybe hatun ve mürebbisi dadısı Ümmü Eymen idi. — Hz. Peygamber'in [a.s] 7 öz evladının yanı sıra havzasında terbiye gören evlatlıkları:
Siyer

Abdulbasitt Abdussamedd

@Ayni_Rahh2655
·
Siyer'den Bunu Biliyor Muydun? -8- 1— Kâbe’de neden Hz. İsa ve Hz. Meryem resmi vardı? Çünkü en son onu onaran kişi Kıptî Mısırlı marangoz Bakum idi. Zira müşrikler peygamberlik bilmezlerdi. Bunu ben de geç öğrenmiştim. 2— Mekke’de tanrılarla ilgili dikkatimi çeken bir husus: Yolculuklarda kum tepelerine idrar yapan develerin o meskeni kutsal sayılıp tazim edilirdi. Bu pek bilinmez. 3— Hira’da inzivaya çekilme âdeti, Kureyş liderlerinin bir geleneğiydi. Resûlullah (s.a.v.) da buna uyarak orada inzivaya çekildiği bir sırada vahiy gelmiştir. Tahminimce Resûlullah (s.a.v.), vahiy gelmeden 6 yıl evvel buraya gelip gidiyordu. Bu da pek bilinmez. Hatta Makrîzî, yer yer Hz. Hatice’nin de itikâfa girdiğini aktarır. 4— Hz. Peygamber’e (s.a.v.) vahiy geldiğinde, ağırlığından dolayı renkten renge girerdi. Hatta Müsned’de geçen rivayete göre, devenin üzerindeyse deve ayakta kalamazdı. Zeyd bin Sâbit, bir keresinde vahiy inişi sırasında dizinin kendi dizinin üzerine geldiğini ve çok acı çektiğini ifade eder. 5— Varaka, Hz. Hatice’nin amcası değil; kuzeni veya yeğenidir. Bu da ihtilaflı bir konudur. Ancak amcası değildir. 6— Resûlullah (s.a.v.), davetin ilk yıllarında tüm ailesini davet ederken Ebû Leheb’i çağırmamıştı. Ebû Leheb bunu duyup gelmiş ve olay çıkarmıştır; bu yüzden niçin davet edilmediği anlaşılmaktadır. 7— Kur’an, Ramazan’ın 27. gecesinde inmeye başlamıştır. Yine 10 yıl sonra Hz. Muhammed (s.a.v.), Receb'in 27. gecesinde göğe yükselmiştir. Buna Miraç hadisesi denir. Bu, muazzam bir ilahî hikmettir. 8— İslâm’ın ilk dönemlerinde namaz sadece iki vakitten oluşuyordu: sabah ve ikindi. Şekliyle ilgili bilgiler ihtilaflıdır. Bu iki vakti not edelim. 9— Mekke’de, müşriklerin şerrinden korunmak için evinin avlusunu mescit hâline getiren iki kişi vardır: Hz. Ebû
Reklam
Reklam