Konuşmaya çok ihtiyacı var; özellikle de yaşamını önemsiz şeyler uğruna nasıl çar çur ettiğini açıkça gördüğü ve bunu düzeltmek için planlar yaptığı üzerine.
Trifon evin önündeki çınar ağacının dibinde, üstünde otları kuruyan bir sandalyenin yanındaydı. Bir ikinci gemi yapmakla meşguldü. Bu seferki gemi on iki yaşındaki bir çocuğun yapacağı gemi değildi. Bu, artık şimdiden kaptan olacağı anlaşılan bir delikanlının gemisiydi. İçinde açılmak, uzaklaşmak, seyahat arzuları dolu, hür, serazat, vatansız bir insanın gemisiydi. İçinde dalgalar, fırtınalar, sakin denizler, acayip balıklar, bambaşka, bize benzemeyen, bize benzeyen insanlar dolu, bir insanın tahayyüllerinin, hatıralarının gemisiydi. Bu gemiyle deniz kenarına gidilir, bu geminin arkasındaki bandıra direğine ip bağlanır ve bu geminin yelkenleri rüzgârda şişer ve bu geminin sahibi, yelkenleri pupa gidenin arkasından neler, ne başka vatanlar, ne başka sular düşünebilirdi.
Nietzsche'nin de dediği gibi, yaşamak için bir sebebiniz varsa her şeyle baş edebilirsiniz. Anlamlı bir hayat, zorluklar içinde geçse de son derece tatmin edici olabilir, buna karşılık anlamsız bir hayat da ne kadar konforlu olursa olsun korkunç olabilir.
"Her şey akar" demişti Herakleitos. Her şey hareket halindedir ve hiçbir şey sonsuza dek kalmaz. Bu yüzden de "Aynı ırmağa ikinci kez giremeyiz". Çünkü ikinci kez ırmağa girdiğimde ben de değişmiş bulunuyorum, ırmak da.
"Öyle bir an gelir ki... Madem bezgin değilsin, sağlığında da de bir şey yok... belki olgunluk çağına geldin; o çağda insan artık büyümez olur; çözülecek hiçbir düğüm kalmaz, hayat apaçık önümüze serilir."